Neo-Con'lar ve AKP hükümeti

 

Amerika'da, dünyayı siyah- beyaz görme ve Amerika'nın tek süper güç olarak dünyaya hâkim olmaya devam etmesini sağlama gibi görüşlerle ortaya çıkan ve özellikle de George W. Bush yönetimi döneminde çok etkin olan gruba 'Yeni muhafazakârlar' adı veriliyor. Bu ismin İngilizcesi olan 'Neo conservatisme'den hareketle bir de kelime oyunu yapılıyor, bu gruptaki insanlara 'Neo-Con' deniyor. ('Con' aynı zamanda 'convicte'in kısaltması, yani 'mahkemede suçlu bulunan'ın ya da 'mahkûm'un...)
İşte bu 'neo - con'ların en genç üyelerinden biri de Michael Rubin. Oldukça etkili bir isim. Halen American Enterprise Institute'te görevli. Geçmişte Pentagon'a danışmanlık yaptı. Ayrıca Kuzey Irak'taki Dohuk, Selahaddin ve Süleymaniye üniversiteleriyle Kudüs'teki Hebrew Üniversitesi'nde dersler veriyor. Yale'den biyoloji dalında mezun olmuş ama sonra tarih doktorası yapmış bir Ortadoğu uzmanı. Pek çok dergiye ve gazeteye yazdığı yazılardan da tanıyoruz onu. Sanıyorum birkaç kez yazılarını Radikal'de de yayımladık.
Rubin'in son yazılarından biri Türkiye ile ilgili. Ünlü Middle East Quarterly dergisinin Kış 2005 sayısında yayımlandı. (Yazıya ulaşmak isteyenler şu web adresine bakabilir: http://www.meforum.org/article/684/ )
'Yeşil Para ve Türkiye'de İslamcı Politika' başlıklı yazının üstünde epey duracağım ama bir şeyi baştan söylemek istiyorum: Galiba sorun Türkiye ile Amerika arasında değil, Amerikan yönetimine hâkim olan ve en azından daha dört yıl duracak olan neo-con kafalarla Türkiye'de iktidarda bulunan AKP arasında.
Bu tespit bence önemli. Amerika'daki neo-conlar, Türkiye'deki iktidar partisinden hiç ama hiç hoşnut değiller. Hatta şöyle söyleyebilirim: Neo-conlar, AKP'den neredeyse nefret ediyorlar.
Bu nefret ya da hadi yumuşatayım hoşlanmama hali halen oluşmakta olan bir şey. O yüzden AKP aleyhine yazılanların çizilenlerin altı henüz doldurulabilmiş değil; daha doğrusu kullanılan argümanlar henüz oldukça zayıf.
Daha önce Robert Pollock'un The Wall Street Journal'daki yazısı çıktı. Pollock, neo-con'lara yakın bir isim olmakla birlikte o çekirdek grubun mensubu değil. Oysa Rubin öyle. O çekirdeğin de merkezinde.
Rubin'in yazısını önceki gün bu köşede 'hezeyan' olarak niteledim. Aslında yazının tamamı değil ama yazının dayandığı temel tez gerçekten hezeyan. Çünkü yazının temel tezi, kabaca bir özetlemeyle şu:
'Türkiye'de AKP iktidarda olduğu için ve bu iktidar başarılı olsun diye, Türkiye'ye Suudi Arabistan'dan MİLYARLARCA dolar geldi ve gelmeye devam ediyor. AKP bu sayede yapay bir cennet yaratıyor ve iktidardaki yerini sağlamlaştırıyor. Avrupa Birliği bahanesiyle orduyu ve bürokrasiyi pasifize ediyor. Nihayetinde amaçları Türkiye'yi rotasından çıkartmak ve Türkiye'de laikliği yok etmek.'
Bu tezin temel dayanağı olan Suudi Arabistan ya da Malezya vs. İslam ülkelerinden dolar yağıyor teorisi, özellikle Ankara'nın karanlık siyaset kulislerinde çok konuşulmuş bir komplo teorisi.
Gerçekte böyle bir görünmeyen, gizli para yok. Zaten gizli paranın AKP'lilere belki kişisel faydası vardır ama hükümetin icraatlarına bir faydası yok. Gizli olmayan para ise hepimizin 'sıcak para' olarak adlandırdığı sermaye hareketleri. Bu parayı kaçırmamak için elinden geleni yapan ilk hükümet de AKP hükümeti değil.
Sözünü ettiğim komplo teorisi ilk olarak 1 Mart tezkere reddi sonrasında ortaya atılmıştı. 'Araplardan gelen parayla kur istikrarı sağlandı' denmişti ama bu da kanıtlanamadı. Kaldı ki 1 Mart'ı izleyen günlerde kur o kadar da istikrarlı değildi, benim bildiğim hükümet bugün de TL'nin aşırı değerli olduğunu düşünüyor, yani 'kur istikrarı' denen şeyden o kadar da memnun değil.
Dün, Türkiye'de paranoyakça temelleri olan bir sürü anti-Amerikan komplo teorisinin gazetelere kadar yansıdığını ama karşı tarafın da bizden kalır tarafı olmadığını yazmıştım. İşte Michael Rubin'in yazısının can alıcı bölümleri, Türkiye'ye ilişkin paranoyakça komplo teorilerine güzel bir örnek. Yarın devam edeceğim...

İsmet Berkan, Radikal
25.02.2005