|
Kültür ve Turizm Bakanı Atilla Koç "Milli Görüşçü değilim"
dedi ve bakanlık öncesi günlerini anlattı.
"Hayatım boyunca tarikatların içinde yer almadım. Benim itaatim
sadece devlete karşıdır. Hiçbir zaman muhalif olmadım. Bazen kafama
tam yatmasa bile itaat ediyorum."
ARTIK KÜFRETMİYORUM
"Meclis'e girince kötü huyum küfretmeyi bıraktım. Sinirlenince
'Şimdi küfredeceğim' demekle yetiniyorum."
Milli Görüşçü değilim
Yeni Kültür ve Turizm Bakanı Atilla Koç "Hayatım devlete itaat
etmekle geçti, başka bir şey olamaz" diyor ve ekliyor "Meclis'te
en arka sırada oturur kitabımı okurdum. Hiç muhalif olmadım, itaate
önem veririm".
Bugünkü konuğum yeni Kültür ve Turizm Bakanı Atilla Koç. Bildiğiniz
gibi Erkan Mumcu'nun istifasıyla birlikte boşalan koltuğa sürpriz
bir şekilde Atilla Koç oturmuştu. O kadar sürprizdi ki, kendisi
bile bakan atandığını televizyondan öğrendi. Çok şey yazıldı, çizildi
hakkında. Başbakan Tayyip Erdoğan, Atilla Koç ismiyle parti içindeki
Milli Görüşçü kanada mesaj mı veriyordu, Koç ismi bir denge arayışı
sonucu mu ortaya çıkmıştı? Atilla Koç ile dün sabah erken saatlerde
Yıldız Sarayı'nda Cihannüma Köşkü'de buluştuk. Cihannüma Köşkü bundan
sonra bakanın İstanbul'daki ofisi olacakmış. Atilla Koç hoşsohbet
ama fazla itinalı. Her cevap kısa bir sessizlikten sonra geliyor,
bazı sorulara "Buna cevap verirsem imtihanda gibi hissederim
kendimi" diye karşılık veriyor. Milli Görüş hakkında merak
ettiklerim sinirlendiriyor onu. Belli etmemeye çalışıyor ama o zamana
kadar ki "Hanımefendi" şeklindeki hitabeti bir anda "Kızım"
şeklini alıyor. Atilla Koç "Belki bir iki röportaj daha yapabilirim
sonra yok" diyor. "Şimdi kendimi tanıtmam lazım, sonra
ancak iş yaptığımda karşınıza çıkacağım." Aslında haklı. Tanımıyoruz
pek onu. Yeni Kültür ve Turizm Bakanı yoğun temposunun içinde kendisin
için oldukça uzun bir zaman ayırdı bana. En özelini çekinmeden paylaştı,
ailesini, çocukluğunu valilik günlerini anlattı.
2 ANNE 2 BABA, 9 KARDEŞ
Atilla Koç 1946 Aydın doğumlu. Babası sonradan ticaret hayatına
atılmış bir çiftçi, annesi ise Üsküp göçmeni. Babasının ilk karısından
6, annesinin ilk kocasından ise 2 kardeşi var. Yani Koç ailesi 9
çocuktan oluşuyor. Bakanın en küçük ablasıyla arasından tam 14 yaş
var. Koç doğduğunda annesi 40 babası ise 53 yaşındaymış. Ailesinden
bahsederken gözleri parlıyor. "Annem ile babam sonradan mutluluğu
yakalamışlar. Ben ikisinin tek ortak çocuğuyum. İftiharla söylerim
annem ve babamı kaybettikten sonra bile ailemiz dağılmadı 9 kardeş
hep iç içe olduk"
Atilla Koç, İzmir Özel Türk Koleji'nden sonra Ankara Üniversitesi
Siyasal Bilgiler Fakültesi'ni bitirmiş. O günleri anlatırken "Tabii
ki bir gün bakan olacağım hayalim yoktu ama kaymakam olmayı istiyordum"
diyor. Hatta arkadaşları okul yıllığına "Sana iyi bir makam
aracı diliyoruz" diye yazmış. Üniversiteden sonra önce İzmir
Valisi'nin yanında staj görmüş, ardından kaymakam olmuş. Sonra bir
gün dil öğrenmeye karar vermiş. Basmış istifayı ve ver elini Almanya...
Bir yıl sonra Türkiye'ye dönüp İçişleri Bakanlığı'nda çalışmaya
başlamış. Koç, "Bir de Amerika maceram var" diye anlatıyor.
"Şimdiki Milli Savunma Bakanımız Vecdi Gönül'ün müsteşarlığında
başlatılan bir projeyle Washington'a gönderildim, dil öğrenmek için."
Almanca ve İngilizce dışında bir dil biliyor musunuz diye soruyorum,
gülümseyerek cevap veriyor "Ben bütün dilleri bilirim ama konuşamam.
Buna İngilizce ve Almanca da dahil." Bakışlarımı fark edince
ekliyor "Öyle canım, şaşırmayın. Bırakın da bir insanın eksikliği
olsun. Sonra nazara değer."
Dayanamayıp, "Bilip de konuşamadığınız kaç dil var?" diye
takılıyorum, ciddileşiyor " İki dil canım, ama öbür dillerin
gramerleri üzerine hep çalışmışım. Dile hep merakım vardır ama öğrenmemek
şartıyla."
Atilla Koç değişik üslubu ile gerçekten de ilginç ve son derece
renkli bir isim. Hikayesini ilgiyle okuyacağınızı düşünüyorum.
BIRAK TOPLANTIYI VALİ OL
Amerika'dan döndükten sonra Siirt'e vali oldunuz değil mi?
-Bir gün idare amirleriyle toplantı yapıyordum. Övünmek gibi olmasın
ama iyi çalıştırırım ben. de çalışırım.
İyi bir idarecisiniz yani.
-Eh, övünmek gibi olmasın. Tevazuda bulunursam inanırsınız. Gerçi
övünmek de kötü bir şey ama... Müsteşarımız telefon açtı "Ne
yapıyorsun?" diye sordu. "Ben de toplantı yapıyorum"
dedim. O da bana "Bırak toplantıyı Siirt Valisi ol" dedi.
Siirt Valisi olduğunuz dönemi anlatan bir kitap var. Orada çok
küfürbaz olduğunuz yazıyor. Doğru mu gerçekten?
-Hikaye doğru. Maalesef çok küfrederdim ama inanın milletvekili
olduktan sonra küfür etmeyi bıraktım.
İnsan nasıl bırakır böyle bir alışkanlığı?
-Kolayını buldum. Sinirlenince artık "Bak küfredeceğim"
diyorum ve susuyorum. Arkadaşlarım da anlıyorlar.
Siirt'ten sonra Giresun'da valilik yaptınız. Orada da başınızdan
kötü bir olay geçmiş galiba.
-Bir milletvekili bir ihaleyi belli bir firmaya vermemi istedi.
Ben de yapmadım. O da beni merkeze aldırmakla tehdit etti. "Aldırırsan
aldır" dedim. Ne bileyim sonradan benim de politikacı olacağımı?
Zaten o gün bugündür kendi süzgecimden geçirmediğim hiçbir şeyi
istemem çalışma arkadaşlarımdan. Çünkü öbür tarafta oldum, biliyorum
zorluğunu.
O milletvekili sizi merkeze aldırdı mı ?
-Birinci kararnamede değil ama ikincide aldırdı, evet.
Ne hissettiniz?
-Hani Çetin Altan'ın bir lafı vardır, hani "O önemli bir adam
olabilir ama ben mühim adamım" diye. O hesap. Geçenlerde aynı
kişiyle bir toplantıda karşılaştık, kendisi 3 Kasım'da siyaseti
terk edenlerden. Beni görünce "Ben seni çok destekledim başarılı
olacaksın" dedi.
Ciddi misiniz?
-Ben hep ciddiyimdir. Neyse, sonra Ankara'ya geldim Merkez Valisi
oldum. Sabah akşam kitap okumaya başladım. Zaten küçüklükten beri
tutkumdur kitap. Bizim meslekte Merkez Valiliği çok zevklidir. Hanımla
çocuklarla zaman geçirdim, bir nevi tatil yaptım.
Peki nasıl oldu da Merkez Valisi'yken Ankara Belediye Başkanı Melih
Gökçek'in yanında genel sekreter oldunuz?
-Ondan önce sadece 34 gün süren bir de başbakanlık müsteşarlığım
var benim. Ama inanın devleti öğrenmek için 34 gün yetip artıyor
bile. Belediyede geçirdiğim 2,5 yıl benim için başka bir okul olmuştur.
Büyükşehirler başbakanlık gibi bir şeydir, bütçe bakımından konuşuyorum.
Çok şey öğrendim tecrübeme tecrübe kattım.
BEN ZATEN ŞİŞMANIM
Niye ayrıldınız peki?
-Belediyenin genel sekreterlerini başkan önerir ama atamasını İçişleri
Bakanlığı yapar. İzin vermişlerdi ama sonradan onamayı kaldırdılar.
Neden?
-Dedikodu oluyormuş. Merkez valisiyken çalışıyorum ya...
Bozulmadınız mı hiç? Hırslanmadınız mı?
-Hırslılığın en güzeli içine atmaktır.
İçine bu kadar atınca şişmez mi insan?
-Ben zaten şişmanım. Gene ben merkez valisiyim canım. Merkez valisi
TC'nin emekli sandığı gibi bir şeydir. Son derece sağlam bir müessesedir.
Sonra da biliyorsunuz AK Parti'den milletvekili oldum Aydın'dan.
AŞURE GİBİ HER ŞEYİ OKURUM
Kabine kurulurken bakanlık beklentiniz var mıydı?
-Ben her zaman bakan adayıyım. (Gülüyor) Katiyen, şaka şaka. İsmim
o dönemde de geçti. İsminin geçmesi bile insanı avutur.
Hayal kırıklığı yaşamadınız mı bakan olamayınca?
-Hanımefendi, Türkiye 200 yıldır hayal kırıklığı yaşıyor. Biz ülkemiz
için bir şey yapabilirsek ne ala, yoksa benim hayal kırıklığım falan
hiç önemli değil. O sebepten ben de vekil olarak oturdum meclisin
en arkasına başladım okumaya kitaplarımı.
Siz Meclis'in yaylacılarındanmışsınız. Yani kendi gündemini yaratan.
-Evet ama ben hiçbir zaman muhalif olmadım. Bazen bir şey kafama
tam yatmasa bile karakterime uymayan bir şeyi yapıyorum.
Ne yapıyorsunuz?
-İtaat ediyorum, o kültüre dikkat ediyorum. Tarih boyunca hem Cumhuriyet
hem de İslam dünyasının temel korkusu oldu bu. Fitne çıkar, ortalık
dağılır. Ben böyle olmaktan yana değilim. Ve ben mecliste de muhalif
değildim. Orada oturuyor ve kitap okuyordum. Ne yapalım benim de
başka bir hastalığım yok ki.
Ne okursunuz?
-Aşure gibi. Her şeyi okurum. Bazen oturur vergi kitabını bile okurum
ama favorim romandır. İnanır mısınız bakan olduktan sonra kitap
okuyamıyorum.
İMTİHAN SORULARI BUNLAR
Duyduğuma göre geceleri üçe, dörde kadar oturuyormuşsunuz ama...
-Oturuyorum ama eskisi gibi kitap okumak için değil çalışmak için.
Öyle çok şey var ki yapılması gereken, işleri organize etmeye çalışıyorum
ama kitap okuyamıyorum.
En sevdiğiniz yazar kim?
-Bu tip sorularla imtihan ediliyormuşum hissine kapılıyorum.
Niye imtihan olsun? Siz Kültür Bakanısınız ve okuduğunuzu merak
ediyorum.
-Hem imtihan hissi, hem de söylemediğim yazara haksızlık olur diye
bunu açıklayamam.
Peki. Kültür ve Turizm bakanı olduğunuzu televizyondan öğrenmişsiniz
doğru mu?
-Evet atandığımı televizyondan öğrendim ama üç saat önce benim ismimi
de bildireceklerini biliyordum.
Sizin isminizle birlikte Başbakan'ın AK Parti'- Milli Görüşçü kanadına
bir destek mesajı verdiği söylendi. Siz Milli Görüşçü müsünüz?
-Hayatım boyunca hiçbir zaman belli kliklerin içinde olmadım. Çünkü
bunların içinde itaat vardır.
Biraz önce "Ben itaat ederim, muhalefet yapmam" demiştiniz.
-O itaat devlete itaat, kızım. Onu da içimden tenkit ederim ama
fitne çıkmasın diye itaat ederim. Onun dışında benim hiç kimseye
itaatim yoktur. Belki de küfür etme alakamı da oradan aldım. Ben
hiçbir tarikata üye değilim. Ben sinirliyimdir. Milli Görüşçü olacağım,
tarikata gireceğim... Türkiye'deki bu tarz şeyler beni rahatsız
ediyor. Milli Görüş ne demek onu da bilmiyorum. Benim partimde var
mıdır? Yok mudur? Herkesin kendi bileceği bir şey. Ben hiçbir şey
değilim sadece AK Parti milletvekiliyim, şimdi de bakanım. Hayatımda
hiçbir zaman bir cemaatin takipçisi ya da önderi olmadım. Yakın
arkadaşlarım bilirler ben hep soru sorarım.
Erkan Mumcu'dan nasıl bir bakanlık devir aldınız? Yapılacak çok
şey var mı?
Kötü bir bakanlık devir alsam bile bunu söyleyecek kadar saf bir
adam değilim. Bakanlıktaki arkadaşlarıma güveniyorum, iyi işler
yapacağız.
Sabah
21.03.2005
|