| |
"Avrupa ile ABD arasındaki ortaklığın semaları yeniden berrak
mavi."
Fransa'nın Washington Büyükelçisi Jean - David Levitt'in bu saptaması,
Türkiye'deki "puslu hava düşkünleri" için ne anlama geliyor?
Ya son günlerde kendisini Washington'a anlatırken "Amerika
ve AB karşıtı milliyetçiler" ile arasına net bir çizgi çekmeye
özen gösteren AKP, Atlantik'in üzerindeki bulutların dağılmasına
uyum sağlayabilecek mi?
Sorunun yanıtı, transatlantik işbirliğinin Irak Savaşı'nın yarattığı
elektrikli hava ardından şimdi "yeniden berrak mavi" semalara
kavuşmasının nedenlerine de bağlı.
34 yıllık diplomat Levitt, bu konuda yalın bir analiz yaptı. 25
Mart'ta, "Washington Enstitüsü" adlı fikir kuruluşunda
konuşurken, ABD ile Avrupa arasındaki ortaklığın sağlamlaşmasının
karşılıklı dış politika değişiminden kaynaklanmadığını özellikle
vurguladı.
Ona göre, dış politikaları büyük ölçüde aynı kalan ABD ve AB'nin
birbirine karşı "söylemi değişmiş" ve, belki daha da önemlisi,
"durum değişmişti."
Levitt, bu durum değişikliğinin bileşenlerini şöyle sıraladı:
1. "Irak'taki seçimlerin başarısı sayesinde geçmişi bırakıp
geleceğe dönük bir politikada yoğunlaşabiliyoruz."
2. "Filistin seçimleri ardından Başkan Bush'un İsrail - Filistin
barışına yatırım yapma kararı, bu alanda ortaklık zemini doğurdu."
3. "Hariri'nin öldürülmesinin Lübnan'da bir tür devrim başlatması
ve Suriye'nin sürece müdahalesinin engellenmesi için ABD ile Fransa
el ele verdi."
4. "İran'la çok zor müzakereler yürüten üç AB ülkesinin pozisyonu
ABD'nin desteğiyle güçlendi."
Fransız diplomatın analizini, kendi konumumuza uyarlayarak şöyle
özetleyebiliriz:
Türkiye'nin siyasal değerlerle, kurumsal ilişkilerle ve stratejik
çıkarlarla eklemlendiği Batı dünyasının iki baş aktörünü yeniden
birleştiren, Türkiye'nin tarihsel, kültürel ve stratejik bağlarla
bağlandığı coğrafyadaki gelişmelerdir. ABD ile AB'nin Irak, Filistin,
Suriye, İran konularında ortaklaşması, bu konular zemininde bir
Amerikan karşıtlığının sonunu AB karşıtlığına çıkarır. Batı'ya entegrasyonumuzun
geleceği, Batı'nın bölgemizdeki politikalarına milletçe nasıl baktığımıza
da bağlıdır.
"Kızılelma" uyarısı
Son dönemde gerek Washington'a gelen, gerekse Ankara'da ABD yetkilileriyle
temas eden AKP'liler iki ana mesaj veriyorlar.
Birincisi, "Bizi, 'Kızılelma' ile bir tutmayın" mesajı.
Meali şöyle: "Gerçek AB ve ABD karşıtlarıyla, gerçek Musevi
düşmanlarıyla bizi karıştırmayın. AKP, Türkiye'nin ana eksenine
oturmuştur. ABD'yle yakın ittifak ve AB'ye katılım yanlısıyız."
İkinci mesaj, "'Kızılelma'yı büyütecek politikalardan kaçının"
diye özetlenebilir.
Açılımı şu: "ABD'li yetkililer, Türkiye'de sağda ve soldaki
marjinal milliyetçilerin güçlenmesine yarayacak bir üsluptan kaçınmalı.
KKTC'ye desteğinizi sınırlı tutarak, Irak'ta PKK'ya karşı önlem
almamakla Türkiye'deki milliyetçi kabarışa hizmet ediyorsunuz."
Bu mesajları, en son geçen hafta Washington'da temaslar yapan AKP
Genel Başkan Yardımcısı Murat Mercan verdi.
Beyaz Saray, Dışişleri ve Musevi dernekleriyle görüşen Mercan'a,
"Temaslarınızda Türkiye'de AB ve ABD karşıtı bir milliyetçilik
tehlikesinden söz ettiniz mi" diye sordum.
Yanıtı netti: "Evet, her yerde bunu söyledim."
Mercan bu mesajı sadece kapalı görüşmelerde de vermedi. "American
Enterprise Institute" adlı kuruluşun panelinde konuşurken,
Türkiye ile ABD'nin ortak çıkarlarını yansıtan "büyük resmin"
gözden kaçırılmamasını istedi ve "Aksi halde kesin biçimde
anti - Semitik ve anti - Amerikan olanlar bizi yutabilirler"
dedi.
Mercan'ın ABD ve AB karşıtlığını birbirinden ayrı tutmaması da çarpıcıydı.
"Türk - Amerikan ilişkilerinin kötüye gitmesi, Türkiye'nin
ana eksenindekilere değil, radikal unsurlara fayda sağlar"
dedi; bu radikal unsurları da, "AB sürecine, modernleşme sürecine
en çok karşı çıkan unsurlar. Dine, ırka dayalı milliyetçiliğe, bölgesel
milliyetçiliğe karşıyız. AB'ye karşı olanlar en soldan en sağa kadar
birçok marjinal grup" diye tanımladı.
Batı ve bölgemiz
AKP ile ABD arasındaki ilişkiler ne zaman dibe vursa Washington'a
gelip bir tür "öncü kuvvet" gibi zemin yoklayan Mercan,
bu durumu "Vallahi tesadüf" diye açıklıyor. Muhtemelen
de öyle.
Kesin olan, AKP'nin Washington'da imaj tazelemek, ilişkileri yeniden
rayına oturtmak için son günlerin moda deyimiyle "düğmeye bastığı".
Ancak Erdoğan hükümetinin kendisini ABD'ye, "Bana bir şey olursa,
gerçek Amerikan düşmanları başa gelir" diye pazarlamasının
pek anlamı yok. Washington, Türkiye'nin mevcut siyasi tablosunu
iyi biliyor; AKP'nin alternatiflerinin kimler olabileceğinin farkında.
Öte yandan anlaşılıyor ki, hükümet Washington'la yakınlaşmanın yolunu,
Erdoğan'ın İsrail ziyareti, ABD'nin İncirlik Üssü'nde istediği kullanım
esnekliğinin kısmen de olsa karşılanması ve Türkiye'nin bölgesindeki
"demokratikleşme" arayışına sözle sahip çıkması gibi bazı
adımlarda görüyor.
Evet, bütün bunlar Washington'ı memnun edecektir.
Ancak AKP hükümeti ile Bush yönetimi arasında anlamlı bir işbirliği,
salt Washington'ın gönlünü hoş tutma amaçlı adımlarla kurulamaz.
Zira vizyona dayanmayan palyatif önlemlerin etkisi, yeni gelişmeler
karşısında çabucak eriyip gider.
Önemli olan, AKP'nin Batı ve bölgemiz eksenindeki uzun vadeli çıkar
muhasebesinin ne olduğudur; söylem ve politikalarının bu muhasebeye
uygunluğudur.
Büyükelçi Levitt'in analizini Türk - Amerikan ilişkilerine uyarlarsak,
iyileşmenin iki unsura dayandığını söyleyebiliriz. Bir yandan, ilişkilerin
önemini kavramış bir söylemin taraflarca benimsenmesi ve kamuoylarına
yansıması gerekli. Bir yandan da, bölgemizdeki durum değişikliğine
bakışımızın ABD ile ne kadar ortaklaştığı önemli.
Kritik sorular şunlar:
AKP hükümeti, çevremizdeki demokratikleşme arayışına samimiyetle
sahip çıkacak mı? Bu değişimin, son tahlilde Türkiye'nin çıkarına
olduğunu görecek mi?
Ya da, örneğin, İsrail'e "ABD'deki yankısı nasıl olur"
diye önceden Washington'da sondaj yürütülerek ve sanki salt bu "yankı"
uğruna yapılıyor izlenimi veren bir ziyaret mi daha anlamlı? Yoksa,
AKP'nin İsrail'i "terörist devlet" sayıp saymadığı konusunda
halkın kafasındaki soru işaretlerini bitirecek, Arap - İsrail barışına
daha fazla hizmet eden bir söylemin yerleşmesi mi?
Belki en önemlisi de, ABD ve AB'yi birbirinin alternatifi, AB ve
ABD düşmanlığını birbirinden farklı sanan zihniyeti terk edebilmemiz.
AKP hükümeti, AB rotasından şaşmadan, bu yolda oyalanmadan ilerleyebilirse,
bu ABD ile ilişkilerimizi de doğrudan ve çok olumlu etkileyecektir.
Transatlantik semaların berraklaşması, Türkiye'nin çıkarınadır.
Yasemin Çongar, Milliyet
28.03.2005
|