| |
Reha Muhtar, Mehmet Barlas, Mansur Forutan ve Nebil Özgentürk ile
yaptığımız bu haftaki 'Ateş Hattı'nda bir noktayı iyi ifade edemediğimi
düşünüyorum. Biraz daha açayım...
Önce Financial Times gazetesinin yorumunu hatırlayalım: "Türkler'in
öfkesini üzerinize çekmek istiyorsanız bayraklarını yakın..."
Bu çok doğru ama eksik bir saptama. Eksik çünkü aynı cümle şöyle
de kurulabilir: "Türkler'in birisine karşı öfke duymasını istiyorsanız,
bayrağı o yakmış gibi gösterin."
Peki bu saptamadan "pratik yarar" nasıl ve kimler tarafından
çıkarılır?
Eğer ben Türkiye'deki milliyetçi duyguları kaşımak isteyen yabancı
bir ajan olsaydım... İlk yapacağım şey tam da bu olurdu: Tamamen
perde arkasında kalarak, bir tezgah düzenlerdim. İki çocuğun eline
birileri Türk bayrağını verir, "Hadi bunu yerlerde sürükleyin,
sonra da yakın" derdi.
Tabii bu eylemin Kürtler için geleneksel önemi olan Nevruz kutlamalarına
denk düşmesine dikkat ederdim. Ondan sonra da bayrak yürüyüşlerini,
zehir zemberek demeçleri, bozulan ilişkileri keyifle izlerdim.
Mahir Kaynak'ın bir sözünü unutamam: "1970'li yıllarda biz
'sol'un arkasında hep Sovyetler Birliği'ni aramıştık. Halbuki sonuçta
Batılı istihbarat örgütleri çıktı." "Bayrak olayı"nın
hangi "odak" tarafından tezgahlandığı bilinmeden tepki
gösterildi.
Şimdi sormak gerek: Bu durum kimin işine yarıyor? Yani Genelkurmay'ın
çıkış yapması... Hükümetin prestijine çizik atılması... Milliyetçi
duyguların kabarması... Devlet yetkilileriyle birlikte Nevruz ateşinin
üstünden atladıkları bir sırada Kürt kanaat önderlerinin zan altında
kalıvermesi... Hatta ve hatta bizim "Ateş Hattı" tartışmasını
mecburen bu konuya ayırmamız kimin ekmeğine yağ sürüyor? Bu sorunun
cevabı herhalde "Bayrak üreticileri" olmasa gerek!
Emre Aköz, Sabah
28.03.2005
|