|
"Milliyetçilik fırtınasına kapılmayalım. Vatanseverlik başka
şey, şovenizm başka şey. Tarihte de var. Sadece 2. Dünya Savaşı'nda
50 milyon insan bu yüzden ölmedi mi?"
Sözler Abdullah Gül'e ait. Başbakan Yardımcısı dün yayınlanan bir
röportajında bu sözlerle hem önemli bir tavır alıyor ve hem önemli
bir tespitte bulunuyordu. Bir yandan yükselen milliyetçi dalganın
nitelik ve tehlikesine dikkat çekiyor, öte yandan milliyetçilik
ile vatanseverlik arasındaki ayrımı net bir şekilde ortaya koyuyordu.
Son dönemde patlayan milliyetçi tepkiye bu tepkinin toplumsal zemini
açısından bakıldığında, ardında temel olarak "Kürt meselesi"nin
ve "Ermeni soykırımı tartışmaları"nın yattığını görülür.
Bu iki mesele karşımıza sadece "öteki" meselesi olarak
çıkmaz, özellikle milliyetçilik üzerinden dünü ve bugünüyle Türk
ulusal kimliğinin hem temel kurucuları hem sorunları olarak çıkar.
Nitekim yaşayan en önemli tarihçilerimizden Şükrü Hanioğlu, Nuriye
Akman'a verdiği, Zaman Gazetesi'nde yayınlanan söyleşisinde kimlik
ve milliyetçilik meselesine çarpıcı analiz ve verilerle şöyle dikkat
çekiyordu:
"Benzer bir durum Osmanlı unsurları arasında yaşanmış, herkes
ciddî maliyetlere katlanmak zorunda kalmış, ancak kimse sorunu bu
bağlamda ele almaya yanaşmayarak kendi milliyetçiliğini, kendi ulus-devlet
inşa'ı sürecini kutsamış diğerlerini ise canavarlaştırmıştır. 1878
sonrası artan etnik çatışmalar, Balkan Savaşları sonrası Müslüman
katliâmları, 1915 Tehciri, daha sonra Yunanlıların azınlıkta olduğu
Yunan Makedonyasının süreç içinde "Yunanlılaştırılması,",
Bulgar-Yunan ve Türk-Yunan zorunlu nüfus mübadeleleri sonrasında
milyonlarca insanın yer değiştirmeleri, Varlık Vergisi, 6-7 Eylül
Olayları ve benzeri uygulamalar aynı zihniyet ve yaklaşımın sonuçlarıdır
(...)
Maalesef milliyetçi söylemler başkalarının yaşadıkları felâketleri
hep "kendilerinden" olanların başına gelenlerin karşılığı
olarak gösterdiklerinden bu konularda siyaset üretimi de güçleşmiştir.
Üretebildiğimiz siyasetlerin "Amerikalıların Kızılderilileri
katletmesini kınayan meclis kararı alalım" "Almanların,
İngilizlerin, Fransızların sömürgelerinde yaptıkları katliamları
gözlerine sokalım" düzeyinde olmasının bir nedeni de budur.
"Öncesi ve sonrasıyla milliyetçiliğin yarattığı kırılma"yı
ise şu verilerle dile getiriyordu Hanioğlu:
"1915 öncesi toplumsal gerçeklikte Müslümanlar ve Ermeniler
birbirleri için "Öteki" olabildiği kadar "biz"
içinde de birleştikleri bir dünyada yaşıyorlardı. Odyan Efendi,
Osmanlı-Rus Savaşı'nın önlenmesi için Midhat Paşa'nın hususî temsilcisi
olarak gizlice Lord Derby ile buluşur, Hagop Paşa Osmanlı maliyesini
düzeltme çareleri arar, Mnakyan Efendi, Arnavut "Besası"nı
konu alan piyesi İstanbul'da sahneye koyar, Balyan ailesi mensupları
pâyitahttaki en göz alıcı binaları inşa eder, 1908 sonrasında Türkçeyi
en iyi kullanan gazeteci kabul edilen Diran Kelekyan, Tarih-i Osmanî
Encümeni âzâsı olarak çalışır, Sivas'ta Ermeni ve Müslüman tüccarlar
ortak ticaret yapar, Fenerbahçe idarecilerinden Tosyan Efendi kulübün
yönetiminde rol alır, Galatasaray futbolcusu Mıgırdıç bu takımda
top oynardı (...)"
"Ma'muret'ül-Aziz'de Müslüman ve Ermeni kadınlar tahıl fiyatlarının
ucuzlatılması talebiyle Vali Konağı'na yürüyüş gerçekleştirirken
kendilerini bir "biz"in parçaları olarak görüyorlar, son
misâlimizde Vali Paşa "Öteki" rolüne geçiyordu (...)"
"Tanburî Cemil Bey ile beraber çalan ve "Mani oluyor
hâlimi takrire hicâbım" benzeri pek çok sevilen eserin sahibi
Kemanî Tatyos Efendi bir Osmanlı musikisi "biz"ine dahildi.
Nitekim, Tatyos Efendi'nin Ermeni olması, Ahmed Rasim Bey'in sözleri
de kendine ait olan ve he-pimizin bildiği Uşşak makamındaki "Gamzedeyim
devâ bulmam/Garibim bir yuva kurmam/Kaderimdir hep çektiğim/Ağlarım
hiç rehâ bulmam" sözleriyle başlayan eserini onun acılar içinde
geçen ömrünün anısına bestelemesine engel olmuyordu (...)
Farkı ise şöyle açıklıyor tarihçi:
"Milliyetçi söylemler, herkesin kendi ırk ya da dininden olanlarla
sınırlı "biz" kategorileri tesis ettiğini ileri sürmektedir.
Bunun da ötesinde alt kimlikleri neredeyse reddetmekte ve tek kapsayıcı
bir kimlik varsaymaktadırlar..."
Tüm bunlar üzerine düşünmeye değer değil mi?
Ali Bayramoğlu, Yeni Şafak
30.03.2005
|