Milliyetçi öfkenin yönetimi

 

İnsanın neredeyse, 'İyi ki oldu' diyeceği geliyor. 'İyi ki oldu ve tehlikeleri gördük!'
Mersin'deki çirkin ve kışkırtıcı bayrak yakma girişimini değil, onun ardından gelen tepki patlamasını kastediyorum. Son zamanlarda birkaç kez 'Aman dikkat, alt katmanlarda gaz birikimleri var!' diye yazmıştım. Bu olayla birlikte neden söz ettiğimi ben dahil hepimiz daha iyi biliyoruz.
Bakıyorum, kimi yorumcular Mersin olayını iki-üç çocuğun karıştığı basit bir bayrak yakma girişimi olarak betimleyip, gösterilen tepkiye şaşkınlıklarını ifade ediyorlar. Gerçekten böyle düşünüyorlarsa olayın özünü anlamadılar demektir. Avusturya veliahtı Ferdinand'ın 1914'te Saraybosna'da öldürülmesi ne kadar 1. Dünya Savaşı'nın nedeni idiyse,
o çocukların yaptığı da o kadar o tepkinin nedeni idi.
Birikim çoktan oluşmuştu. Belki de, iyi ki böyle çıktı. Çünkü artık gerçekleri görebilir, analizlerimizi ona göre yapabiliriz.
Belli ki, 2005 yılında Türkiye'nin ciddi bir öfke ve sıkıntı birikimi yönetimi sorunu var. Son olayda kendisini milliyetçi sembollerle dışa vuran bu birikim iyi denetlenmez ve yönetilmezse çığırından çıkabilir, ülkeye büyük zararlar verebilir. Buna karşılık, iyi yönetilirse, siyasete yeni ivmeler kazandıracak bir güce dönüşebilir ve siyaset sahnesinin yeniden düzenlenmesinde kilit roller oynayabilir.
Bu süreçte, Türkiye'de demokrasinin korunmasını ve güçlenmesini isteyen tüm siyasal ve toplumsal aktörlere sorumluluklar düşüyor.
Öncelikle, siyaset arazimizin milliyetçilik dereyatağının asıl sahibi olarak görülen MHP'nin tutumu önemlidir. Tabanından bazı grupların DEHAP'a karşı tehditkâr çıkışları bir yana, MHP merkezinin bayrak olayına temkinle yaklaştığını ve denetleyici bir rol oynadığını söyleyebiliriz. MHP örgütü bu provokasyonun üstüne atlayıp bir yerlere gitmeye çalışmadı. Yarın Anadolu'nun muhafazakar kitleleri için Mehmet Ağar'ın DYP'si ile yapacakları mücadelede bu tutumun sürmesi ülke çapında huzurun garantilerinden biri olacaktır.
Bunca deneyimden sonra hâlâ bilmiyor muyuz: Cehenneme giden yol provokasyon kaldırımlarıyla kaplıdır! Marifet onlara takılıp düşmemektir.
Bu rüzgâr değişiminden, AB ve Kıbrıs konusundaki tutumlarıyla kendisini milliyetçi araziye konuşlandıran CHP de etkilenecek. Baykal'ın partisi öncelikle kendi milliyetçiliği ile öteki milliyetçilikler arasındaki ayrımları belirlemek zorunda kalacak... CHP acaba AB ve Kıbrıs konularında MHP ve DYP'den ne kadar ve nasıl farklı olacak? Milliyetçi alana başkalarının da girmesiyle 'sosyal demokrat' CHP'nin işi zorlaşıyor.
Ya AKP? Milliyetçi yükselişe karşı o nasıl bir tutum takınacak?
Ülkedeki öfke ve sıkıntı birikimlerini kontrol etmek ve yönetmek kuşkusuz herkesten önce iktidarın görevidir. Ne var ki, AKP şu sıralar yorgun bir orkestrayı andırıyor ve nota sayfalarındaki yerini kaybetmişçesine bocalıyor. Şef ile orkestra arasında kopukluk olduğu kolayca görülebiliyor. Karikatüristlere savaş açmak gibi getirisi az ama götürüsü çok işlerle zaman ve enerji kaybediyor.
İşte bu dağınıklık provokasyonlara uygun bir ortam yaratıyor.
En başta söylediğime geri dönüyorum: Son 10 gün içinde yaşadıklarımız bir bakıma iyi oldu. Bazı gerçekleri açıkça gördük. Memleketin 'sahipsiz' kaldığından korkan kesimlerin içi bir nebze rahatladı. Türkiye biraz basınç attı bile diyebiliriz. Senaryoları öğrendik: Provokasyona gelmenin mazereti azaldı da denebilir.

Haluk Şahin, Radikal
30.03.2005