|
Başbakan'ın Hürriyet Gazetesi'ne yaptığı açıklamalar gündeme bomba
gibi düştü. Şöyle diyordu Başbakan:
"Yıllarca devletin kaynaklarını kullananlar, devlet bankalarını
kendi kasaları gibi görenler baktılar ki, bu musluklar bir daha
açılmayacak, şimdi bizi yıpratmak için son güçlerini kullanmaya
başladılar... Benden gazeteci gibi randevu alıp gelen, başka işler
için konuşanlar, aracılık yapanlar var. Şikayet edenler bunlar..."
Doğal olarak bu sözlerden geriye iş takip eden gazeteciler kısmı
kaldı.
Basın Konseyi Başkanı Oktay Ekşi bu gazetecilerin kim olduğunu
soruyor, isimlerinin açıklanmasını istiyor, kimi gazeteler manşetten
basının zan altında bırakıldığını söylüyorlar...
Peki "kim şu günlerde iş takip eden bu gazeteler ve gazeteciler?"
Sorunun yanıtı çok basit aslında, bugünün en acar iş takipçileri
TMSF'nin elinde bulunan, ölü halinde bile yıllık 30 milyon dolar
geliriyle "ağız sulandıran" Star Tv'nin peşinde koşan
basın grupları ve yöneticileridir... Yani hemen hemen tüm medya
gruplarıdır...
Bunlar içinde Başbakan'ın söyleşisinin yayınlandığı 3 Nisan Pazar
gününden bu yana en çok sesi çıkanlar, nokta atışı yaparak basını
savunmaya soyunanlar, aslında Star Tv'ye en çok asılanlardır.
Ne var ki iş ne bugünün işi, ne de mesele sadece Star Tv meselesidir.
Sorun eski, derin ve yapısaldır.
Başbakan'n söyleşisinin yayınlanmasından bir gün önce, bu köşede
bu konuda şunları söylemiştik:
"Başbakanlara yakın olmak, bu çerçevede biraz imkan sağlamak
biraz da yönlendirmek duygusunu tatmin etmek Türkiye'de birçok gazete
yöneticisinin ve yazarın alıştığı bir tarzdır. Ne var ki, Türk basınını
"etik iflas"a sürükleyen unsurların başında da bu tarz
gelmiştir... "
Banka sahibi olan, basın dışındaki alanlara el atan bir medya sektörünün
varlığı, bu merkeziyetçi sistemde iş takibi, bunun doğrulanması
ve meşrulaştırılması üzerine kuruludur.
Velhasıl Basın Konseyi Başkanı Oktay Ekşi, iş takipçisi gazeteci
ararken etrafına baksa, yazılarını yazdığı odanın civarını dolaşsa,
aradığı yanıtı hemen bulacağını iyi bilir aslında.
Matbuat yalan söylemez...
1998 yılında Hürriyet Gazetesi yöneticilerinin konuşmalarını banda
alan bir çete ortaya çıkarılmıştı. Temel özgürlükler ile basın özgürlüğünün
en açık ihlallerinden birisi oluşturan bu duruma kamuoyu ve medya
büyük tepki vermişti. Ne var ki, delil kabul edilemez olsalar bile
bu kayıtlar Hürriyet Gazetesi Yayın Yönetmeni'nin dönemin Devlet
Bakanı Güneş Taner'le yaptığı bir iş görüşmelerini de ortaya çıkarmıştı.
Nitekim muhataplar konuşmanın doğruluğu kabul etmişlerdi.
18 Aralık 1998 tarihli Hürriyet Gazetesi'ndeki köşesinde şöyle
diyordu Ertuğrul Özkök:
"Evet, konuşmalar bana ait. Orada söylediklerimde gocunacağım,
utanacağım hiçbir şey yok. Ben Hürriyet Gazetesi'nin genel yayın
yönetmenliğinin yanısıra icra kurulu başkanıyım. Aynı zamanda Doğan
Yayın Holding'in en üst profesyonel iki yöneticisinden birisiyim.
Dolayısıyla, bir yönetici olarak grubumun işlerini takiple görevliyim.
Grubumuz 130 milyon dolarlık bir karton sanayii yatırımı planlıyor.
Burada üreteceğimiz kartonları kendi grubumuzda kullanacağımız gibi
ihraç da edeceğiz. Türkiye'de işten çıkarılmaların yaşandığı şu
kriz ortamında 1000'e yakın insana iş imkânı yaratmaya hazırlanıyoruz.
Bu fabrikayı kurabilmek için kanunun bize sağladığı birtakım teşvikler
için başvurmamız gerekiyordu. (...)
Biz bütün matbaalarımızı, televizyon şirketlerimizi kurarken, kanunun
bize sağladığı bu imkânlardan yararlandık. (...)
Ben, Devlet Bakanı Güneş Taner'e yatırımımızın teşviki ile ilgili
tüm işlemler tamamlandığı halde neden imzalanmadığını sordum..."
(Hürriyet , 18 Aralık 1998)
Evet sorun derin, sorun bu yapı ve gelenekte yatıyor...
Bu siyasi iktidarın, her siyasi iktidarın eleştirilmesi gereken
birçok yönü var ve olur. Üstelik iktidarların basın özgürlüğünden
rahatsız oldukları bir diyardır burası...
Ama tüm bunlar kirli basın siyasetini ne aklar ne de gizler...
İş takipçisi gazetecinin ne kadar objektif olabileceğine, elindeki
basın gücünü kendi çıkarları için kullanıp kullanmayacağına siz
karar verin artık...
Gönül ister ki, Başbakan'dan isim ve açıklama isteyen medya yöneticileri
kendi içlerini temizlemeye girişsinler...
Ama sistemden beslenenler sistemi nasıl değiştirebilir ki?
Balık baştan kokar...
Ali Bayramoğlu, Yeni Şafak
06.04.2005
|