Çankaya ve ABD

 

Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer'in, 7 Nisan'da Harp Akademileri Konferansı'nda yaptığı konuşma Washington'da ilgi çekti.
Sezer'in Türk - Amerikan ilişkileri konusundaki sözleri, ABD'li yetkililerce dikkatle okundu.
Konuşmayı daha ziyade "ılımlı İslam uyarısı" ya da "ABD'ye PKK uyarısı" gibi başlıklarla yansıtan Türk medyasının üzerinde durmadığı ve belki de çoğumuzun kulağına "bilinen politikanın yinelendiği sıradan ifadeler" gibi gelen birkaç cümle, ABD başkentinde özellikle not edildi.
Bu cümlelere döneceğim, ama önce Ankara - Washington diyaloğunun fazla dillendirilmese bile, iki tarafça da iyi bilinen bir özelliğiyle başlamak istiyorum: Sezer, ABD'li yetkililerin Türkiye'de "birinci derecede muhatap" saydıkları bir kişi değil.
Tabii bu, öncelikle Türkiye'deki siyasi sistemin bir sonucu. Meclis içinden çıkan hükümetin başbakanı, iç politikada olduğu gibi, dış politikada ve dış ilişkilerde de yürütmenin başı ve asıl yetkili.
Öte yandan Sezer'in tarzı da, sistemin bu özelliğini adeta pekiştirdi ve Çankaya Köşkü son yıllarda dış ilişkilerde fazla etkin bir ses olmadı, yüksek profil çizmedi.

Özal - Demirel farkı
Bu durum, Türk - Amerikan ilişkilerinde özellikle etkili oldu. Zira önceki iki cumhurbaşkanı Süleyman Demirel ve Turgut Özal, Sezer'in tersine, dış politika genelinde ama özellikle de Washington ile diyalogda adeta başbakanları ikinci sıraya itebilen bir ağırlığa sahiptiler.
Gerek Demirel gerek Özal, siyasetten gelmelerinin verdiği dünya bilgisi ve uluslararası diyalog deneyimini Çankaya'ya taşımışlardı.
Dahası, her ikisi de ABD'nin iç yapısını, işleyişini, siyasi evrimini bizzat tanıyan, Amerika deneyimli siyasetçilerdi.
Özal, baba Bush döneminde, özellikle de Körfez Savaşı'nda Washington'a sağladığı destekle ABD gözünde büyük değer kazandı.
Saddam'ın devrilmesi gerektiğini baba Bush'a o dönemde bizzat söyleyen Özal, bu hedefe 12 yıl sonra, oğul Bush döneminde erişen Amerikan "neo - conlarının" gözünde bugün hala bir tür siyasi "idol" statüsünde.
Öte yandan, dış politikanın yanı sıra ekonomi ve iç politikada öngördüğü açılımlarla Özal, ABD'de sadece muhafazakar ekibin değil, iktidar dönemi kendisininkiyle çok az kesişen Clinton demokratlarının da hep sahip çıktıkları bir isim.
Demirel ise, Soğuk Savaş yıllarında Washington'da hemen her zaman "sağlam müttefik" sayıldı. Cumhurbaşkanlığı döneminde de dış politikada güçlü bir sesti ve ABD'de birkaç kuşak siyasetçi ve diplomatın gözünde, deneyimi ve fikirleriyle hep önemsendi.
Eski başkan Clinton'ın, Demirel ile Balkanlar ve Kafkasya konusunda Beyaz Saray'da yaptığı bir sohbetten sonra yakın çevresine, "O kadar çok şey biliyor ki saatlerce dinleyebilirim" dediği hatırlarda.

Vizyonlar örtüşmüyor
ABD'yi iyi tanıyan ve ilişkilerde böylesine etkili iki seleften sonra Sezer'in cumhurbaşkanlığı Washington açısından çok farklı bir deneyim.
Bugünkü Çankaya ile Beyaz Saray arasında, önceki dönemlerdekine benzer bir diyalog, örneğin bir telefon mesaisi yok.
Sezer'in nitelikleri, Washington - Ankara ilişkilerinde zirveyi büyük ölçüde "Başkan - Başbakan" hattı ile sınırladı.
ABD, dünyaya pek de aynı bakmadığı Bülent Ecevit ile zor ama yakın diyalog sürdürdü. Recep Tayyip Erdoğan'ın başbakanlığa gelmesine sıcak yaklaşan ve AB yolundaki reformlarını takdir eden Washington, bugün Ankara'daki hükümetin bazı konulardaki üslubunu ve çıkışlarını yadırgasa bile, AKP lideriyle yakın diyaloğun devamından yana.
ABD'nin Sezer'e bakışı ise çok daha mesafeli.
Bush yönetiminin kendisini Cumhurbaşkanı ile "tam bir vizyon örtüşmesi" içinde gördüğü söylenemez.
Bu mesafe, sadece Sezer'in Irak Savaşı'na ya da ABD'nin dış politikasına eleştirel bakışından değil, Türkiye'nin bazı iç meselelerindeki duruşundan da kaynaklı.
Türk - Amerikan ilişkilerinin son 15 yılında etkili olmuş ABD'li bir eski yetkili, bu durumu, "Sezer, kimi açıklamaları ve kararlarıyla, Washington'ın Türkiye'de görmek istediği türden bir esnekliği istemediği izlenimi verdi" diye açıklıyor. Sorunca aklına gelen ilk örnek, Çankaya'nın türbana kapanması.
Esasen, hükümet üyelerinin türbanlı eşlerini 29 Ekim resepsiyonuna davet etmemesi, Cumhurbaşkanı'nın adını, ABD'nin insan hakları ve din özgürlüğü ihlallerine ilişkin raporlarına bile soktu. Aynı türbanlı eşlerin daha sonra Beyaz Saray'da ağırlanış biçimi de, doğrudan Bush'tan Sezer'e bir mesajdı.

Sezer'in konuşması
İşte Sezer'in Harp Akademileri Konferansı'ndaki bazı vurgularının Washington'da "olumlu bir sürpriz" sayılması da, bu geri planla birlikte düşünüldüğünde anlam kazanıyor.
Sezer'in konuşmasında, Türk - Amerikan işbirliğinin "bizim için yaşamsal öncelik taşıdığını" söylemesi ABD'yi özellikle memnun etti. Cumhurbaşkanı'nın daha önce böyle bir ifade kullandığını hatırlamadığını söyleyen bir ABD'li yetkili, "Bu açıklamayı ve bugünlerde yapılmış olmasını takdir ediyoruz" dedi.
Farklı bir ortamda karşılaştığım ve metni bizzat okumamış bir Pentagon yetkilisi, "Sezer gerçekten Türkiye'nin en önemli ortağının ABD olduğunu mu söyledi" diye sorunca, Cumhurbaşkanı'nın ikili işbirliğinin "yaşamsal önceliğine" yaptığı vurgunun Amerikan devletinin çeşitli birimlerinde ses getirdiğini düşündüm.
Sezer, Pentagon yetkilisinin sandığı gibi "en önemli ortak" ifadesini kullanmadı, ama ikili ilişkilerin, "her zaman barış, istikrar ve gönencin sürdürülmesini amaçladığını" ve "dayandığı ortak değer ve hedefler zemininin, kimi konularda yaşanabilen güçlüklerin aşılmasına olanak tanıyacak sağlamlıkta olduğunu" vurguladı.
Sezer'in, Washington'da altı çizilen bir başka sözü, "Ülkemizin çağdaşlaşma ve Batı'yla bütünleşme amacı, AB'yi ve ABD'yi birlikte kapsamaktadır. Biri diğerinin seçeneği değil tamamlayıcısıdır" cümleleriydi.
Bir ABD'li diplomat, Türk hükümetinin bu mesajı bu netlikte vermediğinden yakındı ve "Cumhurbaşkanı, Türk halkının her zaman işitmediği bazı önemli şeyleri dile getirdi" dedi.
Tabii Washington, Sezer'in konuşmasında ABD'nin dış politikasına pek de sıcak bakmadığını yansıtan bazı ifadelerinin ve geçen yıl aynı konferansta yaptığı "Türkiye'yi ılımlı İslam'a örnek vermeyin" diye özetlenebilecek, ABD'yi hedef aldığı bilinen uyarısını yinelediğinin de farkında.
Ancak Sezer'in geçen yılki konferansta ABD'nin Büyük Ortadoğu Girişimi'ne açıkça muhalefet ettiği izlenimi taşıyan yetkililer, Cumhurbaşkanı'nın bu kez benzer bir tonla konuşmadığını belirtiyor ve "Sezer'in Suriye'ye yapacağı ziyarette, uluslararası toplumun beklentileri doğrultusunda telkinlerde bulunacağını özellikle vurgulamasını" olumlu sayıyorlar.
Bir diplomat, "Geçen yılki konuşmasında Türk - Amerikan işbirliğinin öneminden söz etme gereği duymayan Sezer'in bu seferki vurguları, ilişkilerin geldiği noktanın iyi kavrandığını yansıtıyor" dedi. Yorum sizin.

Yasemin Çongar, Milliyet
11.04.2005