|
Mersin'deki bayrak olayından sonra, "milli hassasiyet"ler
üzerinden tepkilerini savaş ilanına kadar vardıranların Trabzon
gazası mübarek olsun… Türkiye'de bayrak için her şeyden; gerekirse
insan haklarından, demokrasiden, temel hak ve özgürlüklerden bir
çırpıda vazgeçilebileceğini bütün dünyaya gösterdiler. Avrupa da
gözünü dört açsın da olup-bitenlerden gereken dersi alsın!..
Neredeyse 10 yıldan beri aralıksız olarak sürdürülen bir eylemin
sıradan ve basit bir tekrarını yapmaya kalkanların linç edilmek
istendiği bir Türkiye düşünün. İşte bugün o Türkiye'de yaşıyoruz.
Cezaevlerinde tecride karşı bildiri dağıtan 5 genç dizginlenemeyen
bir öfke seline maruz kaldılar. Polis olmasa, o kalabalığın elinden
kurtulamayacak ve sadece bildiri dağıttıkları için çok büyük ihtimalle
feci bir ölümle tanışacaklar. 2 bin öfkeli insan polisin elindeki
gençleri istiyor, "onları bize verin" diye sloganlar atıyor.
Trabzon'da benzeri ancak yeniçeri isyanlarında görülebilecek bir
sahne yaşandığı gerçeğini gözardı edilemez.
Bu çılgın linç güruhu kimlerdir, onları birkaç dakika içinde meydanda
buluşturan gücün adresi neresidir?
Dahası… Bir hukuk devletinde doğal bir şekilde olması gereken,
linç girişiminde bulunanları tutuklamak ve mahkemeye göndermekken,
tam tersine bu işlem bildiri dağıtanlara yapılıyor. Sebep, "toplumda
infial uyandırmak!"
Doğru, ortada bir infial, daha ötesi de var. Var ama infial, linç
girişiminin yanında devede kulak kalıyor. Ne var ki, alenen öldürmeye
yeltenmek, saldırmak, zarar vermek, infialin bizatihi kendisini
sergilemek suç olarak görülmüyor. Yeni veya eski Türk Ceza Kanunu'nda
böyle bir hüküm mü var acaba?
İnsanların öfkeyle kendi hukuklarını kendilerinin uygulamaya kalktığı
bir ülke hukuk devleti olabilir mi? Linçten hesap sormayan devletin
hukukuna güven duyulabilir mi?
Trabzon'da milli hassasiyetler korunmadı, tam tersine o hassasiyetler
ağır bir darbe aldı. Çünkü, demokrasi temel ve vazgeçilmez hassasiyetlerden
birisidir.
Bugün TAYAD'lı solcular, yarın bir başka grup hiç fark etmez… Ülkede
güven içinde yaşama, demokratik hakları dile getirme özgürlüğü yaralandı.
Temel hak ve özgürlüklerin korunması en az bayrağı korumak kadar
önemlidir.
Meclis Başkanı Bülent Arınç, her şeyin göründüğü gibi olduğuna
inanmıyor, "bu olayların arkası gelebilir" uyarısını yapıyor.
Bu söz geçen hafta söylenseydi, Trabzon'daki olaylar arkadan gelenlere
örnek olacaktı. Arınç o sözleri dile getirirken ayrı saatlerde bu
kez Samsun'da bir başka olay yaşandı. Yine, ölçüsü kaçırılmış bir
milliyetçilik öfkesi, yine şiddet , yine aba altından sopayla vatanseverlik
gösterisi…
Ortada bir provokasyon resmi var bu çok açık. Zaten provoke olmaya
hazır kesimlerin varlığı de bir gerçek.
Ülkenin çıkarını ve vatanı sevmeyi kendilerinden olmayanın hayat
hakkını gasp olarak gören ve farklı ideolojilerden yola çıkıp aynı
tepkide buluşan insanlar artık demokrasiyi tehdit eder hale gelmiştir.
Ellerinde, bayrak ve vatan gibi temel değerler üzerinden harekete
geçirilebilir bir kitle bulunan mahfiller, uzun süren demokratikleşme
rüzgarının etkisinden kurtulmayı başarmış ve şimdilerde kuralsız
rövanşa girişmişlerdir.
Doğru…Öyle sert bir rüzgar esiyor ki bunların arkasından her şey
gelebilir. Bugün yaşananlar birkaç hafta öncesine kadar nasıl hayal
bile edilemiyorsa, bundan sonra da bugüne aratan şaşırtıcı sahneler
ortaya çıkabilir.
Olabileceklerin en kötüsü ise, Türkiye'de insanların hakları ve
hukuklarının linç gerekçesi olmasıdır.
Demokratik tepkilerin linçlerle bastırılabildiği, farklılıklardan
birinin bir diğerinden üstün tutulduğu bir pratiğe doğru gidiş vardır.
Anlaşılan o ki, bu hukuk uygulayıcılarını bile ürkütüp duruma seyirci
kalmaya zorlayan bir gidiştir.
Mustafa Karaalioğlu, Yeni Şafak
08.04.2005
|