Hiç değilse 'kanun devleti' (2)

 

Trabzon'daki olaylara ilişkin düşündüklerimin bir bölümünü dünkü yazıda aktardım. Olayların doğrudan devleti ve hükümeti ilgilendiren yönlerini gözden geçirmeyi bugün de sürdürelim.

Dünkü yazıda belirtmiştim: Linç girişiminin sonuçlanmasını önleyen Trabzon Emniyet Müdürü'nün göstericilere hitaben sarfettiği "Herkes sizinle aynı düşüncede" şeklindeki sözler bir "kanun devleti"nin tahammül edebileceği türden sözler değildir. Tamam Emniyet Müdürü bu sözleri göstericileri "sakinleştirmek" için sarfetmiştir; ama işin bu yönünün işaret ettiğimiz çerçevede hiçbir önemi yoktur....

Gazetelerin büyük bölümünü kaplayan "Herkes linç girişimini önleyen emniyet müdürünü konuşuyor" türünden başlıklar hepten bilinçsiz bir gazetecilik ürünü değilse bir sorumsuzluk örneğidir. Bir "kanun devleti"nde binlerce kişinin bir grup gence yönelik linç girişimini kararlı bir biçimde önleyecek güç tabii ki "polis"tir; "polis"i bu en tabii görevini yerine getirdiği için yürekten "kutlamak" da neyin nesi? Gazeteleri "Yine polis önledi" türünden başlıklarla donatmanın adı gazetecilik değildir...

Trabzon olayları karşısında "Hükümet"in gösterdiği tepkiye gelince:

Aklımdan geçenlerin önemli bir bölümünü arkadaşımız Mustafa Karaalioğlu çok güzel ifade ettiğinden (8 Nisan), konuyu önce onun sözleriyle değerlendirmek isterim:

"Bu çılgın linç gûruhu kimlerdir, onları birkaç dakika içinde meydanda buluşturan gücün adresi neresidir? Dahası... Bir hukuk devletinde doğal bir şekilde olması gereken, linç girişiminde bulunanları tutuklamak ve mahkemeye göndermekken, tam tersine bu işlem bildiri dağıtanlara yapılıyor. Sebep, 'toplumda infial uyandırmak!' Doğru, ortada bir infial, daha ötesi de var. Var ama infial, linç girişiminin yanında devede kulak kalıyor. Ne var ki, alenen öldürmeye yeltenmek, saldırmak, zarar vermek, infialin bizatihi kendisini serfilemek suç olarak görülmüyor. Yeni veya eski Türk Ceza Yasası'nda böyle bir hüküm mü var acaba? (...) Linçten hesap sormayan devletin hukukuna güven duyulabilir mi?"

Demek ki, başta "Hükümet" olmak üzere ülkenin "polis teşkilatı" ve adliyesi henüz işin vahametinin farkında değildir...

Karaalioğlu'ndan sonra bir kere de ben hatırlatmak isterim: Trabzon'da bildiri dağıttıkları için linç edilmekten son anda kurtulabilen Zeynep E. (25), Emre B. (27), İhsan Ö. (22) ve Nurgül A. (20), Cumhuriyet Savcığı'ndaki sorgularının ardından "Slogan atarak halkı güvenlik güçlerine karşı kışkırtmaya çalışmak, toplumda infiale yol açacak davranışta bulunmak, görevli memura mukavemet, saldırı ve sokakta bulunan vatandaşı darp etmek" suçlamasıyla tutuklanmaları istemiyle Nöbetçi Sulh Ceza Mahkemesi'ne sevkedilmiş ve aynı gerekçeyle tutuklanmışlardır.

İsterseniz üşenmeyin ve linçten kurtulan dört gencin hangi fiillerinden dolayı suçlandığını bir kez daha okuyun! Güldürmeyin insanı... Adamlar zırhlı polis aracının üzerine çıkarak polisin koruma altına aldığı gençleri bulundukları yerden çıkartıp parçalamaya çalışıyor, ama sonuç böyle...

Ama bakın; "özgürlükleri kısıtlayacağı" gerekçesiyle yeni Türk Ceza Yasası'nı topa tutan "Türk medyası"nın aklına bu konuda iki laf etmek gelmiyor...

Peki ya Başbakan'ın açıklaması? Bana sorarsanız, böyle bir açıklamanın "kanun devleti"ndeki (hatırlıyorsunuzdur, "hukuk devleti"nden vazgeçip hiç değilse "kanun devleti" arayışı içine girmiştik) yeri de tartışma götürür. Başbakan şöyle diyor:

"Tabii ki halkımızın hassasiyeti çok, ama çok önemli. Halkımızın bu hassasiyetlerini göz önünde bulundurarak herkes tavrını belirlemelidir ve halkımızın bu milli hassasiyetlerine dokunulduğu zaman, şüphesiz ki bunun tepkisi farklı olacaktır. Ancak, bunu da kimse istismar etmesin..."

Sizi bilmem ama ben bu açıklama karşısında şu sorunun yerinde bir soru olduğunu düşünüyorum: "Kanun devleti"nde "hassasiyetler"in yeri ve rolü nedir? Bu hassasiyetler "milli dalgalar"ın yol açtığı "hassasiyetler" olsa bile...

Başbakan'ın Trabzon olaylarının ardından daha farklı bir açıklama yapmasını, "linç girişimi" karşısında "kanun gücü"nü özellikle hatırlatmasını ve "milli dalgalar" karşısında bu zamana kadar sergilediği basiretli tutumunu bu kez de tekrarlamasını beklerdik doğrusu... "Polis"e vazife ve selahiyetlerini hatırlatacak olan İçişleri Bakanlığı'dır; İçişleri Bakanlığı'nı "kanun devleti" alanına çekecek olan ise tabii ki Başbakan'dan başkası değildir.

Kürşat Bumin, Yeni Şafak
10.04.2005