|
Trabzon'daki olaylara ilişkin düşündüklerimin bir bölümünü dünkü
yazıda aktardım. Olayların doğrudan devleti ve hükümeti ilgilendiren
yönlerini gözden geçirmeyi bugün de sürdürelim.
Dünkü yazıda belirtmiştim: Linç girişiminin sonuçlanmasını önleyen
Trabzon Emniyet Müdürü'nün göstericilere hitaben sarfettiği "Herkes
sizinle aynı düşüncede" şeklindeki sözler bir "kanun devleti"nin
tahammül edebileceği türden sözler değildir. Tamam Emniyet Müdürü
bu sözleri göstericileri "sakinleştirmek" için sarfetmiştir;
ama işin bu yönünün işaret ettiğimiz çerçevede hiçbir önemi yoktur....
Gazetelerin büyük bölümünü kaplayan "Herkes linç girişimini
önleyen emniyet müdürünü konuşuyor" türünden başlıklar hepten
bilinçsiz bir gazetecilik ürünü değilse bir sorumsuzluk örneğidir.
Bir "kanun devleti"nde binlerce kişinin bir grup gence
yönelik linç girişimini kararlı bir biçimde önleyecek güç tabii
ki "polis"tir; "polis"i bu en tabii görevini
yerine getirdiği için yürekten "kutlamak" da neyin nesi?
Gazeteleri "Yine polis önledi" türünden başlıklarla donatmanın
adı gazetecilik değildir...
Trabzon olayları karşısında "Hükümet"in gösterdiği tepkiye
gelince:
Aklımdan geçenlerin önemli bir bölümünü arkadaşımız Mustafa Karaalioğlu
çok güzel ifade ettiğinden (8 Nisan), konuyu önce onun sözleriyle
değerlendirmek isterim:
"Bu çılgın linç gûruhu kimlerdir, onları birkaç dakika içinde
meydanda buluşturan gücün adresi neresidir? Dahası... Bir hukuk
devletinde doğal bir şekilde olması gereken, linç girişiminde bulunanları
tutuklamak ve mahkemeye göndermekken, tam tersine bu işlem bildiri
dağıtanlara yapılıyor. Sebep, 'toplumda infial uyandırmak!' Doğru,
ortada bir infial, daha ötesi de var. Var ama infial, linç girişiminin
yanında devede kulak kalıyor. Ne var ki, alenen öldürmeye yeltenmek,
saldırmak, zarar vermek, infialin bizatihi kendisini serfilemek
suç olarak görülmüyor. Yeni veya eski Türk Ceza Yasası'nda böyle
bir hüküm mü var acaba? (...) Linçten hesap sormayan devletin hukukuna
güven duyulabilir mi?"
Demek ki, başta "Hükümet" olmak üzere ülkenin "polis
teşkilatı" ve adliyesi henüz işin vahametinin farkında değildir...
Karaalioğlu'ndan sonra bir kere de ben hatırlatmak isterim: Trabzon'da
bildiri dağıttıkları için linç edilmekten son anda kurtulabilen
Zeynep E. (25), Emre B. (27), İhsan Ö. (22) ve Nurgül A. (20), Cumhuriyet
Savcığı'ndaki sorgularının ardından "Slogan atarak halkı güvenlik
güçlerine karşı kışkırtmaya çalışmak, toplumda infiale yol açacak
davranışta bulunmak, görevli memura mukavemet, saldırı ve sokakta
bulunan vatandaşı darp etmek" suçlamasıyla tutuklanmaları istemiyle
Nöbetçi Sulh Ceza Mahkemesi'ne sevkedilmiş ve aynı gerekçeyle tutuklanmışlardır.
İsterseniz üşenmeyin ve linçten kurtulan dört gencin hangi fiillerinden
dolayı suçlandığını bir kez daha okuyun! Güldürmeyin insanı... Adamlar
zırhlı polis aracının üzerine çıkarak polisin koruma altına aldığı
gençleri bulundukları yerden çıkartıp parçalamaya çalışıyor, ama
sonuç böyle...
Ama bakın; "özgürlükleri kısıtlayacağı" gerekçesiyle
yeni Türk Ceza Yasası'nı topa tutan "Türk medyası"nın
aklına bu konuda iki laf etmek gelmiyor...
Peki ya Başbakan'ın açıklaması? Bana sorarsanız, böyle bir açıklamanın
"kanun devleti"ndeki (hatırlıyorsunuzdur, "hukuk
devleti"nden vazgeçip hiç değilse "kanun devleti"
arayışı içine girmiştik) yeri de tartışma götürür. Başbakan şöyle
diyor:
"Tabii ki halkımızın hassasiyeti çok, ama çok önemli. Halkımızın
bu hassasiyetlerini göz önünde bulundurarak herkes tavrını belirlemelidir
ve halkımızın bu milli hassasiyetlerine dokunulduğu zaman, şüphesiz
ki bunun tepkisi farklı olacaktır. Ancak, bunu da kimse istismar
etmesin..."
Sizi bilmem ama ben bu açıklama karşısında şu sorunun yerinde bir
soru olduğunu düşünüyorum: "Kanun devleti"nde "hassasiyetler"in
yeri ve rolü nedir? Bu hassasiyetler "milli dalgalar"ın
yol açtığı "hassasiyetler" olsa bile...
Başbakan'ın Trabzon olaylarının ardından daha farklı bir açıklama
yapmasını, "linç girişimi" karşısında "kanun gücü"nü
özellikle hatırlatmasını ve "milli dalgalar" karşısında
bu zamana kadar sergilediği basiretli tutumunu bu kez de tekrarlamasını
beklerdik doğrusu... "Polis"e vazife ve selahiyetlerini
hatırlatacak olan İçişleri Bakanlığı'dır; İçişleri Bakanlığı'nı
"kanun devleti" alanına çekecek olan ise tabii ki Başbakan'dan
başkası değildir.
Kürşat Bumin, Yeni Şafak
10.04.2005
|