| |
'Türkiye ile ABD'nin, yollarını ayırma lüksü olmadığı bir gerçektir.
İki ülkeyi birleştiren unsurlar, ayıran unsurlardan çok daha fazla'
1 Mart'taki Meclis kararının hemen ardından, "stratejik ortaklık"
sözcükleri Washington'ın Türkiye ile ilgili sözlüğünden çıkartılmıştı.
Bu terim, son zamanlarda yeniden kullanılmaya başlandı. Condoleezza
Rice'ın bu yıl başlarındaki Ankara ziyareti sırasında, hem Rice
hem de Abdullah Gül, bu ifadeyi kullandılar. O zamandan beri her
iki tarafın yetkilileri de bu terimi kullanıyorlar.
Ancak yine de, ABD - Türkiye ilişkilerinin mevcut durumunu tanımlarken,
"stratejik ortaklık" sözünü kullananların ne demek istediğini
iyi düşünmeliyiz. İlişkiler, 2003'ten bu yana, "stratejik"
olmaktan ziyade, çoğu zaman "alerjik" bir görünüm arz
edegeldi. İki tarafın yetkililerinin de formüllerin ötesine geçmeye
çalıştıkları zaman basmakalıp ifadelere başvurmaları hiç de şaşırtıcı
değil.
Oysa bunun böyle olması gerekmiyor. Son iki yılda, Türkiye ile ABD
arasında ne tür zorluklar yaşanmış olursa olsun, iki ülkenin yollarını
ayırma lüksü olmadığı bir gerçektir.
İki taraf da bedel ödedi
2003 yılında kaleme aldığım bir makalede şöyle yazmıştım:
"ABD, Türkiye'nin 60 yılı aşkın süredir kendisi için önem taşımasına
yol açan nedenlerin birçoğundan ötürü hâlâ önemli olduğunu anlayacaktır.
Sadece büyüklüğü, konumu ve demografisi bile Türkiye'yi, Washington'ın
her zaman dikkatini vermesi gereken az sayıda 'anahtar ülke' arasında
tutmaya yetecektir. Türkiye'nin Müslüman kimliği ve yeni Türk hükümetinin
11 Eylül sonrası dünya açısından oluşturduğu önemli deney, bu önemi
olsa olsa daha da pekiştirecektir. Aynı şekilde, Türkiye'nin de
Washington ile Irak nedeniyle gerginleşen ilişkilerinin iltihap
toplamasından herhangi bir yarar sağlayacağına inanmak zor."
Bu değerlendirmenin hâlâ doğru olduğuna inanıyorum. Fiiliyatta,
Washington aradan geçen 2 yıl içinde, Türkiye'ye gereken dikkati
vermeme hatasına düştü.
Türkiye ise son dönemde "Washington'la ilişkilerinin Irak konusunda
iltihap toplamasına göz yumdu." Ve iki taraf da bu tutumunun
bedelini şu ya da bu şekilde ödedi.
İncirlik talebinin önemi
Ama eninde sonunda öne çıkan iki gerçek var: (1) ABD'nin Türkiye'nin
çevresindeki bölgeye ilgisi kayda değer, aktif ve esasen kalıcı
olacağa benzer; dolayısıyla da bu ilgi, kaçınılmaz olarak Türkiye'nin
önemli çıkarlarını etkileyecektir; (2) Washington, Türkiye ile iş
yapmanın, Türkiye'yi atlayarak iş yapmaktan her zaman daha kolay
olduğunu görecektir. (İncirlik'in lojistik kullanımına ilişkin mevcut
talep bunu değil de, neyi gösteriyor?)
Son iki yılda Ankara ile Washington arasındaki ilişkilerin gerginleşmesine
katkıda bulunan yanlış adım ve hataların eğer tek bir nedeni varsa,
o da her iki tarafta politikaları belirleyenlerin, başka konularla
dikkatlerinin dağılmasına göz yummaları.
Bu durum, her iki tarafın liderlerinin de karşı karşıya kaldıkları
zorunluluklar düşünüldüğünde anlaşılabilir olsa bile, söz konusu
dönemde Türkiye ile Amerika arasındaki "ortaklığın" süreklilikten
yoksun ve çoğu zaman da istismara açık olması anlamına geldi. Sonuçta,
iki başkentteki liderlerin de, ortağının son zamanlarda kendisi
için ne yaptığı sorulduğunda söyleyebileceği pek fazla iyi şey yoktu.
Bunun değişmesi gerekiyor. Türkiye'nin gelecek vizyonunda Avrupa
daha fazla öne çıkarken ve Amerika'nın bölgeye ilişkin vizyonu genişlerken,
ABD - Türkiye ilişkileri otomatik pilota bırakılamaz. Her iki taraftan
ciddiyet sahibi kişilerin, hedef ve amaçların çakıştığı alanları
sistemli biçimde belirlemeleri ve bunlara ulaşmak için ortak stratejiler
geliştirmeleri gerekiyor. ABD ve Türkiye'nin, 90'larda Balkanlar'daki
Müslüman toplumları korumak, Bakû - Ceyhan boru hattını inşa etmek,
Türkiye'de PKK'yı bozguna uğratmak ve Ermenilerle Azerileri veya
İsraillilerle Arapları uzlaştırmak için birlikte çalışırken izledikleri
yol buydu.
Panzehir
İki tarafın da somut menfaat gördüğü türden stratejik işbirliği,
Türkiye'de son bir yıl içinde ortaya çıkan Amerikan karşıtlığının
ya da şimdi Atlantik'in bu yakasında baş gösteren Türkiye'yi kötülemeye
yönelik sığ girişimlerin en kesin panzehridir.
Son dönemde iki taraftan da liderlerin bunun farkına varmaya başladığı
yönünde işaretler var. Tarihçiler, Dışişleri Bakanı Rice'ın Ankara
ziyaretini dönüm noktası olarak gösterebilecektir. Rice, mevcut
politikada herhangi bir değişiklik yapmadıysa da, ziyaretin zemini
bile önemli bir mesajdı, zira Rice'ın selefinin bölgeye (Irak'ı
konuşmak için!) yaptığı ilk resmi gezi kapsamında Türkiye durağı
yoktu.
Rice'ın ziyareti, Bush'un yeni dış politika ekibinin en üst düzey
yetkililerinin Ankara ile ilişkilerin kontrolden çıkmasına izin
verilmemesi gerektiğini anladıklarının göstergesi sayılabilir. Bildirildiğine
göre Rice, Ankara'nın Irak'la ilgili o tarihe kadar açık yanıtlar
alamadığı konulardan bazılarını incelemeyi üstlendi; Türk yetkililer
ile Türk medyasının ziyarete bakışı da moral tazeleyecek kadar iyimserdi.
Ortak çıkarlar daha fazla
ABD - Türkiye ilişkilerinin daha olumlu bir yöne taşınması, hoş
sözlerden fazlasını gerektirecektir. Rice'ın ziyaretinin arkası
gelmezse ya da iki tarafta aşırı görüşlerin tartışmaya egemen olmasına
izin verilirse, işler hızla son iki yıldaki haline dönebilir. Böyle
olursa yazık olur.
Ortak çıkarlar açısından, bölgede ve dünyada Amerikalılar ile Türkleri
birleştiren unsurlar, ayıran unsurlardan çok daha fazla. Biraz daha
iyi odaklanma ve sıkı çalışmayla Washington ve Ankara'nın yeniden
müşterek bir gündemle çalışan ortaklar olmaması için bir neden yok.
(Yukarıdaki görüşler, Büyükelçi Parris'in Turkish Policy Quarterly
dergisinde yayımlanan "Alerjik Ortaklar: Türk-ABD İlişkileri
kurtarılabilir mi?" başlıklı yazısından alınmıştır.)
PORTRE: MARK PARRIS
Türkiye'yi çok iyi tanıyor
1997 - 2000 yılları arasında ABD'nin Ankara Büyükelçiliği görevini
yürüten Mark Parris, ABD'nin İsrail ve Moskova'daki büyükelçiliklerinde
de kilit görevlerde bulundu. Bill Clinton yönetimi sırasında ABD
Başkanı'nın özel asistanı olan Parris, ABD Ulusal Güvenlik Konseyi'nde
de yöneticilik yaptı. Şu anda Washington'daki bir hukuk firmasının
siyasi danışmanlığını yapan Parris, Ocak 2002'den bu yana Washington
Enstitüsü'ndeki Türk Araştırmaları Programı'nın danışmanı. Türkiye'nin
Amerikalı Dostları Derneği'nin başkanı olan Parris, Amerikan Türk
Konseyi'nin yönetim kurulunda da görevli.
Milliyet
21.04.2005
|