| |
Washington'da Türk Amerikan gündeminin son günlerdeki anahtar sözü
bu. "Otomatik pilot" benzetmesi ABD'lilerce, ilişkilerdeki
"türbülansın" giderilmesi için Ankara'daki siyasi liderlikten
gayret beklendiğini anlatmakta kullanılıyor.
ABD'li yetkililerin geçen hafta TÜSİAD yöneticilerine verdiği mesajlardan
biri, "Türk Amerikan ilişkilerinin kendi halinde mükemmel yürümesinin
beklenmemesi gerektiği," bu ilişkinin "düzenli emek istediği"
ve "AKP hükümetinin her zaman gerekli çabayı göstermediği"
yönündeydi.
TÜSİAD'ın Washington'da düzenlediği panelde konuşan Marc Grossman
da, işadamlarının ABD'li diplomatlardan işittiklerine benzer sözcükler
seçti.
Dışişlerinde siyasi işlerden sorumlu kıdemli bakan yardımcılığını
4 ay önce bırakan Grossman, "Türk Amerikan ilişkisinin hiçkimse
ilgi göstermese de, kendi güzergahında başarıyla ilerleyebilen bir
ilişki sanılmaması gerektiğini" vurguladı.
Ertesi gün, ABD Temsilciler Meclisi'nin bir alt komitesindeki Türkiye
konulu oturumda konuşan eski Ankara büyükelçisi Mark Parris, Türk
Amerikan ittifakındaki çözülmeden çıkarılması gereken "ilk
dersi" şu sözlerle anlattı: "Bu ilişki otomatik pilotta
gitmiyor. (...) Son 2 yıl gösterdi ki, George Bush ve Recep Tayyip
Erdoğan birlikte çalışmayı bir öncelik haline getirmedikleri sürece,
onların bürokrasileri de kendilerine başka öncelikler bulabiliyorlar."
Kongre'deki tartışma
Parris dahil Washington'da birçok gözlemci, AKP hükümetinin ilişkilerdeki
türbülansın farkına vardığını düşünüyor ve Başbakan Erdoğan 'ın
27 nisanda, meclis grubunda yaptığı konuşmayı "bu uçağı uçurma
niyetinin göstergesi" sayıyor.
Ancak ABD tarafı, yine Parris' in Kongre'deki toplantıda belirttiği
gibi, "ilişkiyi rotasında tutmak için tek başına sözlerin yetmediğini"
de vurguluyor.
Esasen söz konusu toplantı, Ankara'dan Washington'a 10 gün sonra
başlayacak "yetkili akını" öncesinde, ilişkilere ziyaret
hoşbeşinin ötesinde bir ivme kazandırmanın yollarını düşünmeye yaradı.
Oturumda Parris'in yanı sıra Profesör Henri Barkey (Lehigh Üniversitesi),
Zeyno Baran (Nixon Merkezi) ve Soner Çağaptay (Washington Enstitüsü)
sunum yaptı. 4 konuşmacı da, ilişkilerdeki sıkıntıda Irak'ın belirleyici
rol oynadığında hemfikirdiler, ancak sıkıntının aşılması konusundaki
vurguları farklıydı.
Parris ve Çağaptay, ABD'nin Irak'taki PKK varlığına karşı ve KKTC'nin
izolasyonunu bitirmeye yönelik adımlar atmasının önemini öne çıkardılar.
Baran, bu adımların gerekliliğine katılmakla birlikte, "ortaklığın
geleceği için en önemli ve en nazik alanın" ABD'nin İslam dünyasına
bakışı olduğunu belirtti.
"Ilımlı İslam" sözü bazılarımızda adeta alerji yapıyor.
Oysa Baran'a göre, "ABD'nin Türkiye'yi 'ılımlı İslami' gelenekleri
olan bir ülke olarak öne çıkarması son derece mantıklı" ve
bunun altında Türkiye'de bir "ılımlı İslam Cumhuriyeti"
görme arzusunun değil, aksine Türkiye'nin mevcut değerlerinin çevreye
örnek gösterilmesinin yattığı anlaşılabilse, "gerçekten anlamlı
bir stratejik ortaklığın esas bu temelde inşa edilmesi mümkün."
Baran ayrıca, ABD'nin geniş Ortadoğu ve Karadeniz havzası için taşıdığı
reform vizyonunun Türkiye'de anlaşılmadığından da yakındı ve ortaklığın
yalpalamasını biraz da buna bağladı.
Barkey ise, ilişkilerdeki sıkıntının ancak asıl kaynağından, yani
Irak'tan başlanarak çözülebileceğini söyledi.
Irak konusunda Ankara ile Washington arasında daha kapsamlı diyalog
gerektiğini, giderek Bağdat hükümetinin de bunun parçası olabileceğini,
Iraklı Kürtler'in özellikle önemli rol oynayabileceğini vurgulayan
Barkey'e göre, Irak'ta oluşacak "federal (belki de konfederal)
yapının Kürtler'e etnik bazda güçlü haklar tanıyacak olması,"
bu diyaloğu ivedi kılıyor.
Baran ve Barkey'nin iki ayrı açıdan bölgeye yoğunlaşan bu ifadelerine
ek bir vurgu, Temsilciler Meclisi Türkiye Dostluk Grubu eş başkanı
Robert Wexler'ın Ankara'nın Suriye konusunda ABD ile ayrı telden
çalmasını "kabul edilemez" diye nitelemesiydi.
Büyükelçilik kulisi
Toplantıdan çıkan mesaj şu:
Ankara ile Washington'ın etkin bir ortaklık kurmaları için siyasi
liderlerin daha fazla çaba harcaması şart, ama bu çabayı mümkün
ve anlamlı kılacak olan şey de, Irak'ta, geniş Ortadoğu'da ve İslam
dünyasında Türk Amerikan çıkarlarının önemli ölçüde örtüştüğünü
görmeleri.
Eğer Erdoğan ile Bush 8 haziranda buluştuklarında bu yönde işaret
verirlerse, iki ülkenin diplomatları önümüzdeki dönemde daha verimli
bir işbirliğinin çatısını çatabilirler.
Fırsatı değerlendirmek, muhtemelen Washington ve Ankara'daki büyükelçilerin
haleflerine kalacak. Beklentiler, Büyükelçi Faruk Loğoğlu 'nun yerini
Nabi Şensoy' a bırakacağı yönünde. Eric Edelman 'dan sonra ABD'nin
Ankara büyükelçiliği için düşünülenler arasında şu anda en öne çıkan
ise ekonomik işlerden sorumlu Dışişleri Bakan Yardımcısı Earl Anthony
Wayne .
Tabii, yeni büyükelçilerin başarısı da, selefleri gibi, son tahlilde
başkentlerinin vizyonuna bağlı. Mürettebat hepten önemli, ama en
önemlisi pilotaj ve pilotların rotada anlaşması.
Yasemin Çongar, Milliyet
16.05.2005
|