| |
Atlas Okyanusu açıklarında usul usul derlenip toparlanmaya başladıktan
sonra, Meksika Körfezi'ne doğru hızı hışımla artarak; önce Florida'yı
ve pisinli villa yığınlarıyla ünlü Miami'yi, arkasında 7 ölü bırakan
bir okşayışla geçip; dolu dizgin New Orleans'a yönelen Katrina tayfunu...
Televizyonlarda Katrina tayfununun tepeden gösterilen simgesel gözü,
fırfırlı mavimsi bir rüzgâr döngüsünün ortasında, hem görkemli,
hem ürkütücü, hem de sanatsal bir kırmızılıktaydı...
Bir de hızına bakın hızına; saat 230 km... 300 km'ye kadar çıktığı
bile söylendi.
***
Doğa terörüne karşı bir türlü alınamayan önlemler... Yapılan uyarılar
sonucu tek çare, kaçmak için yollara düşmek...
Bir de, bir yerlere gidecek hali olmayan yaşlılarla, gidecek yerleri
olmayan yoksul aileler var; hadi onlar da, yüz bin kişilik bir spor
salonuna.
***
Esintiler, meltemler, rüzgârlar, fırtınalar, kasırgalar, tayfunlar...
Bunlara, çoktanrılı dönemlerde; Zeus'un, yahut Jüpiter'in osuruğu
denmiş midir, denmemiş midir, bilmiyorum; denseydi herhalde yadırgamazdık.
***
Vaktiyle rüzgârların nasıl oluştuğunu okullarda öğretmişlerdi.
Rüzgârların nasıl oluştuğunu öğrendik de, ne işimize yaradı kestiremiyorum
ama, rüzgârlar, yeryüzündeki ısı ve basınç farklarından oluşuyordu.
Okyanuslarda ısı artar gibi oldu mu, yükselen su buharı birkaç bin
kilometrelik bulutları oluşturuyor ve basınç yükseliyordu. Okyanusların
üstündeki atmosfer, bulutları da sürükleyerek hiçbir engelle karşılaşmadan,
basıncın alçak olduğu yerlere doğru hızla akmaya başlıyordu.
Uzmanlar kusuruma bakmasınlar; tayfun çekirdeğinin nasıl oluştuğunu,
bilimsel olarak doğru dürüst anlatamadıysam...
***
Depremler, su baskınları, tsunamiler, siklonlar, tayfunlar, tam
anlamıyla dört dörtlük bir doğa terörü...
İsteyenler buna Tanrı terörü de diyebilirler. Kendi inançlarının
ritüeli içinde, ibadetlerini artırarak, çalışabilirler önlem almaya
da...
Sonuç yine aynı olacaktır.
***
Doğa, yahut Tanrı terörünün politik amaçları nedir acaba?
Bin Ladin'in görüşüyle tüm dünyayı Müslüman mı yapmaktır; yoksa
Vatikan'ın görüşüyle, tüm dünyayı Katolik mi yapmaktır; yoksa globalleşme
sürecinin doğrultusunda, 200 devlete bölünmüş insanları, "dünya
vatandaşı" yapmak mıdır; incelemeye değer doğrusu...
***
Doğa terörünü kendilerinden yana göstermeye çalışan liderlik düşkünleri
bir yana, teröre çare bulmaya uğraşan bilimciler de bir yana ayrılırken;
biz de, toplumsal psikolojinin çürümemesi için, marş söylemeyi yeğleyebiliriz.
Deprem meprem kasırga, su baskını, tayfunlar;
Vız gelir Türk olana, bayrağını yükselt sen.
Buna inanmayanlar, tarihi okusunlar,
Selam durur her Türk'e, tayfun da olsa esen.
***
Bilimciler, gelişen endüstrilerin neden olduğu zehirli gaz ve atıkların,
doğanın dengesini bozduğu; atmosferle sarmalanmış yer küresi üstünde,
hem havanın, hem suyun, hem bitkilerin kimyasını bozarak, yer küresinin
ısısını artırdığını iddia ediyorlar.
Kuzey kutbundaki buzullar şimdiden erimeye başlamış...
Avrupa'da artan su baskınları, Portekiz'deki orman yangınları, Louisiana'nın
ödünü koparan Katrina tayfunu; hep bu çevre kirliliğine bağlanıyor.
***
Politikacılar ise, durumdan söylem çıkarma rahatlığındalar.
Rize'yi sular seller mi alıp götürüyor; teselli hazır:
- Maalesef her yerde oluyor böyle şeyler, hatta İsviçre'de bile...
Marmaris dolaylarında çam ormanları mı yanıyor; teselli yine hazır:
- Biz yine hemen kontrol altına alabiliyoruz; bir de Portekiz'e
baksanıza...
***
Doğa, yahut Tanrı terörünün artışı paralelinde; bizim Mehmet Altan'ın
pazartesi günkü yazısından, yeni bir düşünce akımının da tomurcuklanmaya
başladığını öğrendim, "Panhümanizm"...
Orta Asya Türklerini, Berlin merkezli bir çarşaf içine almak isteyen
Alman İmparatoru II. Wilhelm; İttihatçılarla Enver Paşa'yı, ortasına
oturttuğu bir bal kaşığı içinde, bir "Pantürkizm" akımı
yaratmaya kalkmıştı Türkiye'de...
Sonra aynı kaşığı, herhangi bir Sovyet istilasına karşı Pentagon
da, "Ergenekon örgütlenmesi" olarak kullanmaya kalktı.
O sıralarda, sapını yine Pentagon'un tuttuğu ikinci bir kaşık daha
çıkmıştı ortaya, "Panislamizm"...
Ve derken efendim, tomurcuklanan yeni bir akım, "Panhümanizm"...
***
Bizim emekli militerler arasında, "Panhümanizmden" söz
edenleri, nefretle kınayacakların çıkması doğal sayıladursun...
Dünkü Milliyet'te şöyle bir haber vardı: "Asker, AB Erasmus
programına katılıyor"
***
Avrupa Birliği'nin, "Socrates Erasmus Programı" adıyla,
bir "Eğitim ve Gençlik Programı" varmış.
Bu program iki bölümmüş:
1- Sokrates bölümü, eğitim alanındaki eylem programıymış.
2- Erasmus bölümü, yükseköğretimle ilgili olan bölümü...
***
Gülhane Tıp Akademisi Dekanı, Profesör Tabip Tümgeneral Derviş Şen,
yeni mezunlara yaptığı konuşmada; ülkedeki yükseköğretim kalitesini
artırmak, ülkelerarası işbirliğini teşvik etmek amacıyla, AB'nin
Erasmus programına katılmak için yaptıkları başvurunun kabul edildiğini
söylemiş...
***
Erasmus, 16. yüzyılın başlarında yaşamış, Hollandalı, Sokrates gibi
demagojik tatavalara karşı çıkmayı benimsemiş, acıtıcı kalemiyle
"Deliliğe Övgü"yü yazmış, "dünya insanlarının birbirine
düşman edilmesine karşı olan" bir yazar...
Panhümanizmin ilk öncülerinden...
***
Son olarak New Orleans'la Louisiana'nın altını üstüne getiren Katrina
tayfunuyla, doğa terörünün politik amacı da, belli oluyor galiba;
hükmetme hırsının ürettiği ayrımcı politikaları, bir tek politikada
toplamak; doğaya saygılı bütünleşmiş bir insanlık dayanışması yaratma
doğrultusunda...
Çetin Altan, Milliyet
31.08.2005
|