|
HANİ Edip Cansever, ‘Mendilimde Kan Sesleri’ şiirinde ‘Ah güzel
Ahmet abim benim’ diye hayali bir ‘Ahmet Abi’ye hitap eder ya...
Aslında hepimizin vicdanlı, klas duruş sahibi, sonuna kadar güvenilir,
halim selim, anlayışlı, kalender, tevazu sahibi bir ‘Ahmet Abi’si
vardır.
Benim için Yeni Şafak Gazetesi yazarı Ahmet Taşgetiren, bir parça
işte böyle bir şeydi.
Ve fakat.
Artık onun, böyle bir şey olmadığını üzülerek fark etmiş bulunuyorum.
***
Elinden kalemi alınmış bir yazar hakkında söz söylemenin ne kadar
zor olduğunu takdir edersiniz.
Bu yüzden, eline geçen her mecrayı hakkımda yakışıksız sözler sarf
etmek için kullanan Ahmet Taşgetirene cevap vermek istemedim, görmezden
geldim.
Ama o, internet sitelerine filan yaptığı açıklamalarda, söylenmesi
ayıp kaçacak her şeyi söyledi ve söylemeye devam ediyor.
En son bir gazeteye verdiği röportajda benim için ‘Tetikçi’ demiş.
Ben AKP’nin tetikçiliğine soyunmuşum...
Kendisi yazdığı yazılarla AKP tabanında acayip etkili oluyormuş,
bu etkinin kırılması gerekiyormuş ve bu ‘etki kırma’ görevi bana
verilmiş.
Aynen şöyle diyor:
‘Ahmet Hakan’a bu yazı yazdırıldı.’
Ve devam ediyor:
‘Ahmet Hakan hakkında çok şey söyleyebilirim. Hele bir yazmaya
başlayalım da.’
Ne kadar ayıp, ne kadar yakışıksız, ne kadar vicdansız bir değerlendirme
bu...
İşte benim için ‘Ah güzel Ahmet abim benim’ olayının bittiği yer
burasıdır.
***
Peki suçum ne?
Taşgetiren, Başbakan’a sayısız kere ‘Kürt meselesini çöz’ diye
çağrıda bulunmuş.
Yazdığı bütün yazılarda olayı ‘Kürt meselesi’ olarak ortaya koymuş.
Ve daha bu yazdıklarının mürekkebi kurumadan, Başbakan olayı ‘Kürt
sorunu’< diye nitelendirdiği için Taşgetiren tarafından eleştirilmiş.
Ben de bunun üzerine sormuşum:
Madem olayı ‘Kürt sorunu’ diye nitelendirmek etnik ayrımcılığa
yol açar ve PKK çizgisini güçlendirir, o halde sen niye ‘Kürt meselesi’
dedin?
Bu kadar.
İşte bunu yazdım diye ‘tetikçi’ olarak suçlanıyorum. Eleştiriye
kapalılığa, hoşgörüsüzlüğe bakar mısınız?
Demek ki imajlara aldanmamak gerekiyormuş.
Demek ki o halim selim, yürek burkan, romantik üslubun, ucu kendisine
birazcık dokunan bir eleştiri karşısında ne hale gelebileceğini
sınamak gerekiyormuş.
Ben sınadım ve benim için yaldız döküldü.
Bu yüzden onun Kürt sorununun çözümü için, ‘Genelkurmay Başkanı
ile Başbakan Diyarbakır’da cuma namazı kılsın’ ya da ‘Batı’daki
kızlar, Güneydoğu’dakiler için patik örsün’ şeklindeki müthiş naif
önerilerini dilime dolamak bile istemiyorum.
***
Şu ülkede Ahmet Taşgetiren’in yeniden yazmaya başlamasını benden
fazla isteyen olamaz.
Çünkü ‘Hele bir yazmaya başlayalım Ahmet Hakan’a gününü gösteririz’
tehdidinin sonuçlarını acayip merak ediyorum.
Acaba bana ne diyecek?
‘Özenti’ mi diyecek? Yoksa inançlarımı ya da değişimimi sorgulayarak
‘din zabitliği’ mi yapacak? Kusurlarımı mı sayıp dökecek?
Ve o halim selim üslubunun içine bakalım bunları nasıl yedirecek?
Gerçekten çok ama çok merak ediyorum.
Bağdat faciası
BAĞDAT’ta haftanın tüm günlerini ‘kara’ sıfatıyla nitelendiriyorduk.
Ve bunu kanıksamıştık.
Canlı bomba, 50 ölü ve ‘Kara Pazartesi’ başlığı.
Canlı bomba, 60 ölü ve ‘Kara Salı’ başlığı.
Peki dün için ne diyeceğiz?
‘Kara Çarşamba’ keser mi?
Bence ‘Kapkara Çarşamba’ bile kesmez.
Şu hale bakın:
‘Canlı bomba’ en fazla 50-60 can alıyordu. Ama ‘Canlı bomba söylentisi’
700’e yakın can aldı.
Çoğu çocuk ve kadın 700’e yakın insan öldü. Arkalarında naylon
terlik yığını bırakarak... Ezilerek, boğularak ölmüşler...
Bunu da mı kanıksayacağız?
Bunu da mı ‘vaka-yi adiye’ sayacağız?
Bağdat ile Londra arasında fark gözetenlerden olmadığımızı kanıtlamak
adına bir şeyler yapmak gerekmiyor mu?
Ahmet Hakan, Hürriyet
01.09.2005
|