| |
Yarın, Cumhuriyet tarihimizin en tatsız olaylarından birinin 50.
yıldönümü... 50 yıl önce İstanbul'da gayrimüslim vatandaşlarımıza
karşı saldırılar düzenlendi, bu insanların işyerleri ve evleri önce
tahrip edildi, sonra yağmalandı. Gayrimüslim vatandaşlarımızın okullarına
ve kiliselerine giren saldırganlar, onların kutsal saydıkları mekanları
yakıp yıktılar. Kiliselerin içindeki kutsal resimlerin, haçların,
ikonaların ve diğer kutsal eşyaların tahrip edilip yağmalandığını
ve bazen de kilisenin tamamının ateşe verildiğini biliyoruz. 6 Eylül
1955 gecesi olan bu olaylar üzerine iktidardaki DP hükümeti tarafından
üç büyük kentte sıkıyönetim ilan edildi. İstanbul'da 5,104 kişi
tutuklandı. Dönemin Sıkıyönetim Mahkemesi Adli Müşaviri, Hakim Tümamiral
Fahri Çoker'in Toplumsal Tarih Vakfı'na hibe etmiş olduğu özel arşivindeki
belgelere göre 4,214 ev, 1,004 işyeri, 73 kilise, 1 sinagog, 2 manastır,
26 azınlık okulu ile aralarında fabrika, gazete yönetim binası,
otel, bar ve genelev gibi yerlerin bulunduğu toplam 5,317 tesis
saldırıya uğradı. İstanbul'daki saldırıların merkezi geleneksel
olarak gayrimüslim nüfusun yaşadığı Beyoğlu ilçesindeki ev ve işyerleriydi.
Sıralamada ikinci olarak da, çoğunlukla işyerlerinin bulunduğu Eminönü
ilçesi gelmekteydi. Amerikan Milli Arşivi'ndeki belgelere göre de
tahrip edilen işyerlerinin % 59'u Rumlar'a, % 17'si Ermeniler'e,
% 12'si Museviler'e ve % 10'u da Müslümanlar'a aitti. Dönemin İstanbul
basını olaylarda ölenlerin sayısını 11 kişi olarak belirledi. Saldırganlar
dahil yaklaşık 300-600 kişi de yaralı olarak hastanelere başvurdu.
İngiliz ve Amerikan arşivlerindeki konsolosluk raporlarına göre
60 Rum kadını tecavüze uğradı ve tedavi görmek üzere hastanelere
başvurdu. Bütün bu olayların gerçekleştiği günlerde İstanbul bazı
büyük uluslararası toplantılara evsahipliği yapıyordu. Bunların
en önemlisi, IMF (Uluslararası Para Fonu) ve Dünya Bankası toplantısıydı.
Dünyanın 37 ülkesinden bankerler ve maliyeciler İstanbul'a gelmişlerdi.
İkincisi, Uluslararası Kriminoloji- Polis Konferansı toplantısıydı.
Üçüncü ve belki de en önemli toplantı 10. Bizans Tetkikleri Kongresi'ydi.
Bu toplantıları izleyen yabancı gazetecilerin sayısı yüksekti ve
bu nedenle de olaylar dünya basınında önemli yer tuttu.
ÇOKER KOLEKSİYONU
5 günlük bu yazı dizisinde 6 - 7 Eylül'e giden siyasal ve sosyal
süreçleri inceleyeceğiz. Ayrıca olayların nasıl tezgahlandığını,
azınlık mallarını tahrip edenlerin niteliklerini ve olayların faillerinin
1955'te ve 1960 darbesinden sonra kurulan Yassıada Mahkemeleri'nde
nasıl yargılandıklarını ele alacağız. 1955'de ilan edilen sıkıyönetimin
ardından kurulan sıkıyönetim mahkemesinin adli müşaviri, Hakim Tümamiral
Fahri Çoker'in ölümünden sonra yayımlanmak üzere Toplumsal Tarih
Vakfı'na hibe etmiş olduğu belge ve fotoğraflar Türk basınında ilk
defa yayınlanıyor. Bu fotoğraflar bir albüm halinde Tarih Vakfı
tarafından kitaplaştırılıyor. Elindeki tarihsel malzemeyi yaklaşık
40 yıl saklayarak tarihe karşı olan sorumluluğunu yerine getirmiş
olan merhum Fahri Çoker'in anısı önünde saygı ile eğiliyoruz. Bu
fotoğraflar bugünlerde İstiklal Caddesi, Elhamra Pasajı içindeki
KARŞI Galeri'de sergileniyor. Ayrıca, Dr. Dilek Güven'in İngiliz,
Amerikan, Alman, Fransız, Yunan ve Ankara'daki Cumhuriyet Arşivlerindeki
belgelerden faydalanarak hazırladığı ve yine Tarih Vakfı tarafından
geçtiğimiz günlerde yayımlanan 'Cumhuriyet Dönemi Azınlık Politikaları
Bağlamında 6 - 7 Eylül Olayları' başlıklı kitabı da bu konuda yeni
bilgiler içeriyor.
Kıbrıs meselesi 'Milli Dava' oluyor
Başbakan Menderes, saldırılardan bir gün önce KTC Başkanı Bil'e,
Londra'da bulunan Dışişleri Bakanı Zorlu'dan aldığı şifreli telgrafı
anlattı.
1954 yılında Kıbrıs'taki İngiliz sömürge yönetimine karşı Rumlar'ın
yürüttüğü bağımsızlık mücadelesi, adanın geleceğinin tartışılmasını
gündeme getirmişti. O günlerde, Yunan hükümeti 'Kıbrıs halkının
kendi kaderini tayin hakkı' meselesini BM gündemine taşıdı. Kıbrıs'ta
EOKA hareketinin, siyasi hedefini adanın Yunanistan'a bağlanması
(ENOSIS) olarak ilan etmesinden sonra Türk - Yunan ilişkilerinde
ipler gerildi. 1955 yılı yaz aylarında, özellikle Hürriyet gazetesinde
İstanbul Rumları'na karşı bir kışkırtma kampanyası başlatıldı. Buna
başka gazeteler de katıldı. İstanbul basınında Rum azınlık ile Batı
Trakya'daki Türk azınlık karşılaştırılıyor ve İstanbul'dakilerin
ne kadar rahat, mutlu ve zengin bir hayat sürdüklerinin altı çiziliyordu.
Bu arada, Fener Patriği Athenogoras hedef tahtası ilan edilmişti.
Basında Patrikhane'deki din adamlarının Kıbrıs bağımsızlık mücadelesi
için para topladıkları yazılıyordu. 1955 yılı yaz aylarında artık
Kıbrıs meselesi bir 'milli dava' haline gelmişti.
KTC'NİN KURULUŞU VE DP
1954 yılı Ağustos ayında kurulan 'Kıbrıs Türktür Cemiyeti' (KTC)
kamuoyunda Kıbrıs konusundaki hassasiyeti arttırmak için çaba gösteriyordu.
Kuruluşunda Milli Türk Talebe Birliği (MTTB) ve Türkiye Milli Talebe
Federasyonu (TMTF) gibi yarı - resmi öğrenci örgütlerinin katkısı
olmuştu. Kurucuları arasında Hikmet Bil (Hürriyet gazetesinde gazeteci),
Dr. Hüsamettin Canöztürk (TMTF Başkanı), Orhan Birgit (Yeni Sabah'ta
gazeteci, avukat), Ziya Somer (öğrenci), Ahmet Emin Yalman (gazeteci),
Hasan Nevzat Karagil (Kıbrıs Türk Kültür Derneği) ve Kamil Önal
(gazeteci) bulunuyordu. Başbakan Adnan Menderes ve Dışişleri Bakanı
Fuat Köprülü tarafından kabul edilen dernek yöneticilerine "kamuoyunu
Kıbrıs davasını destekleme için hazırlama görevi" verilmişti.
Bu dernek kısa zamanda devlet desteği ile İstanbul'un birçok semtinde
ve bazı Anadolu kentlerinde şubeler açmıştı. Hakim Amiral Çoker
dosyasındaki belgelere göre, 'Kıbrıs Türktür Cemiyeti'ne hükümet
tarafından kuruluş sırasında 35,000 TL ve daha sonra da 200,000
TL ödeme yapılmıştı. Cemiyet bir yandan yarı-resmi öğrenci örgütlerinden
destekçi bulurken, diğer yandan da 'milliyetçi' çizgideki sendikalarla
da işbirliği içindeydi. Örneğin KTC'nin Paşabahçe şubesi, Paşabahçe
Şişe-Cam İşçileri Sendikası tarafından kurulmuştu. Çok kısa zamanda
İstanbul'da 13 şube açan KTC aynı zamanda DP ilçe örgütleri tarafından
da destekleniyordu. Örneğin, DP Beykoz İlçe teşkilatı yönetim kurulu
üyeleri, KTC Beykoz şubesinin de yönetim kurulundaydı. İstanbul
basınında, 1955 Ağustos ayı boyunca KTC yöneticilerinin bildirileri
yayınlanır. Gerginlik kademe kademe artmaktadır. Bu arada, KTC yöneticisi
Kamil Önal üzerinde 'Kıbrıs Türktür' yazan 20,000 afiş basılması
için matbaaya sipariş verir. KTC üyesi dört öğrenci de bu afişleri
6 Eylül'den iki gün önce bazı dükkanlara dağıtırlar. İstanbul Rum
cemaati bu gelişmeler karşısında korku içinde sinmiştir. Her gün
gazetelerde bir Rum'un Türk bayrağına hakaret ettiği iddiası ile
gözaltına alındığı veya otobüste yüksek sesle Rumca konuşan iki
Rum'un bir yüzbaşıdan dayak yediğine ilişkin haberler yayınlanmaktadır.
Yine 4 Eylül günü KTC üyesi öğrenciler Taksim meydanında Rumca gazeteleri
yakarak protesto etmektedir.
LONDRA'DAN GELEN ŞİFRE
Bu arada Kıbrıs'ın geleceğinin tartışılacağı ve Türkiye, Yunanistan
ve İngiltere temsilcilerinin katılacağı konferans, Londra'da İngiliz
Dışişleri Bakanı Harold Macmillan başkanlığında 29 Ağustos-7 Eylül
1955 arasında toplanacaktır. Türk heyetinin başkanlığını Dışişleri
Bakanı Fatin Rüştü Zorlu yapacaktır. KTC'nin eylemleri ve basının
katkısı ile Türk kamuoyunun Kıbrıs meselesi hakkında hassas olduğu
görüntüsü dış ülkelere karşı daha güçlü olarak verilmeye başlanmıştır.
Saldırılardan bir gün önce Başbakan Menderes KTC başkanı Hikmet
Bil ile makam arabasında görüşür. Menderes, Bil'e Londra'da bulunan
Dışişleri Bakanı Fatin Rüştü Zorlu'dan şifreli telgraf aldığını,
müzakerelerin çetin geçtiğini ve Zorlu'nun konferansta 'artık dizginlenemeyen
Türk kamuoyu'ndan bahsetmek istediğini söyler. Kısacası, Zorlu Türk
kamuoyunun artık daha faal olmasını istemektedir. Bu görüşmenin
ayrıntıları Bil tarafından KTC yönetim kuruluna iletilir.
Komutan 'salkım salkım asın' diyordu
6-7 Eylül olayları ile ilgili olarak elindeki fotoğraf ve belgeleri,
"ancak ölümünden sonra yayınlanmak üzere" kaydı ile bağışlayan
merhum emekli hakim Tümamiral Fahri Çoker (1913 - 2001) çok parlak
bir kariyere sahipti. Genç bir teğmen iken, 1938'de şair Nazım Hikmet'in
yargılandığı Donanma Komutanlığı Askeri Mahkemesi Davası'nda savcı
yardımcısı olarak görev yaptı. Nazım Hikmet'in 28 yıl mahkumiyeti
ile sonuçlanan bu davada insanların siyasi görüşlerinden ötürü nasıl
mahkum edildiklerine birinci elden tanık oldu. Çoker'in hayatında
siyasi önemi yüksek ikinci soruşturma ise 6-7 Eylül 1955 olaylarından
sonra ilan edilen sıkıyönetim sırasında ortaya çıktı. Çoker, 20
Eylül 1955'te, Kadıköy'deki Sıkıyönetim Mahkemesi Başhakimliği'ne
atandı. Sıkıyönetim Komutanı Nurettin Aknoz ve DP yönetimi 6-7 Eylül'de
azınlıklara karşı gerçekleştirilen saldırı, yağmalama ve diğer eylemlerin
faturasının komünistlere çıkarılmasını istiyordu. Bu bağlamda, olaylarla
hiç ilgisi olmayan ve aralarında Aziz Nesin, Kemal Tahir, Hulusi
Dosdoğru ve Hasan İzzettin Dinamo gibi aydınlar Harbiye'deki askeri
hapishanede uzun süre tutuklu olarak kaldılar.
VİCDAN YARASI
Çoker, 5 yıl sonra 1960'da Yassıada Mahkemeleri sırasında verdiği
ifadesinde Sıkıyönetim Komutanı General Nurettin Aknoz'un sık sık
sıkıyönetim hakimleri ile toplantılar yaptığını ve 'Bu görüşmelerde
bizlere olayların komünistler tarafından yapıldığını tespit etmemizi
söylerdi. İstanbul'a geldiğinde meydanlarda salkım salkım insanların
asıldığını görmek istediğini' belirtmişti. Çoker 1955-56 yıllarında
sürdürülen sıkıyönetim mahkemeleri sonucunda adli suçluların temize
çıktığı, bunun yerine sadece 'solcu' oldukları için bazı aydınların
suçlandığı bir süreci yaşamıştı. Çoker bu tuhaf yargılama sürecinde
önüne gelen birçok belge ve fotografı sakladı. Uzun yıllar arşivinde
tuttuğu belge ve fotoğrafları ölümünden sonra yayınlanmak üzere
Tarih Vakfı Bilgi - Belge Merkezi'ne bağışladı. Hukukun ve yargılama
sürecinin bu denli karikatürize edildiği bir dönemin namuslu bir
askeri hakimin vicdanında derin izler bıraktığı tahmin ediliyor.
Merhum Fahri Çoker'in bıraktığı fotoğraf ve belgeler sayesinde 6
- 7 Eylül Olayları'nın 50. yıldönümünde artık olup bitenleri daha
iyi anlama ve değerlendirme imkanına kavuşuyoruz.
Ayhan Aktar, Sabah
05.09.2005
|