| |
Pamuk'a dava rezalet
The Washington Post
Türkiye'nin en parlak yazarlarından Orhan Pamuk, üç yıl hapis cezasıyla
yüz yüze. Savcıya göre suçu ne? 'Türklüğe alenen hakaret etmek.'
Pamuk geçen şubat ayında bir İsviçre gazetesine, "30 bin Kürt,
1 milyon da Ermeni öldürüldü burada. Ve neredeyse kimse bu konuda
konuşmuyor. Bu yüzden ben konuşuyorum" demişti.
Bu sözler Amerikalıların kulağına ılımlı gelebilir, fakat Türkiye'de
fırtınalar kopardı; Türk hükümetinin bu meseleye dair resmi çizgisi,
Ermeni ölümlerinin soykırım değil, savaş sonucunda gerçekleştiği
ve konuyu açıkça tartışmanın tehlikeli olduğu yönünde. Pamuk'un
sözlerinin, ölüm tehditleri ve kitaplarının yakılması da dahil,
yarattığı infial, TCK'nın 301'e 1 maddesi uyarınca açılan davayla
doruk noktasına ulaştı. Bu madde, 'Türklüğe, Cumhuriyete veya TBMM'ye
açıkça hakaret eden şahıslara' hapis cezası öngörüyor. Türk hukuku
gereği Pamuk'a, aralıkta görülecek davadan önce kendisine isnat
edilen suçlamalara dair görüş belirtme izni bile yok.
Pamuk'un yargılanması elbette ki rezalet; kendisine yönelik suçlamalar
bir an önce düşürülmeli. Bu kötü yasanın, Pamuk'u cezalandırmak
yönünde kullanımı, Türkiye'nin uluslararası anlaşmaların öngördüğü
ifade özgürlüğü yükümlülüklerine uyma taahhüdüne de ters düşmekte.
Tam da Avrupa'nın Türkiye'nin üyeliğine dair tartışma yürüttüğü
bir dönemde verilen son derece yanlış bir mesaj bu. Pamuk'un çevirmeni
Maureen Freely'nin The Independent'ta yazdığı gibi: "Bu davanın
Türkiye'nin AB üyeliği çabasının samimiyetine dair soru işaretleri
doğuracağı kesin. Böyle yasalar koyan ve savcıların bu tür davalar
açabildiği bir ülke nasıl Avrupalıyım diyebilir?"
Aslında bu tepki, söz konusu dava için bastıranların niyetini de
tam tamına gösteriyor; davanın Avrupalı bakanların Galler'de Türkiye'nin
üyeliğini tartışmak için toplandığı sırada açılması, kuşku doğurur
nitelikte.
Bu durum, her ne kadar davayı açan savcıyı engellemesi mümkün olmasa
da, ulusal hükümetin bu ve benzeri davaları durdurmak için elinden
geleni yapmasını daha da önemli kılıyor. Son yıllarda Türkiye ifade
özgürlüğü yönünde önemli mesafeler kaydetti. Pamuk'a yönelik suçlamalar,
Türkiye'nin daha ne kadar yol kat etmesi gerektiğinin de altını
çiziyor. (Başyazı, 7 Eylül 2005)
Benim adım Orhan
The Wall Street Jurnal
Türkiye'nin Avrupa ile yakınlaşma çabalarını destekleyenler, ki
biri de biziz, ülkenin en tanınmış romancısının fikirlerini açıkladığı
için hapis cezasıyla yüz yüze bırakıldığı haberiyle sarsıldı.
İsviçre gazetesi Tages-Anzeiger'e verdiği röportajda, "Bu topraklarda
30 bin Kürt ve 1 milyon Ermeni öldürüldü ve benim dışımda kimse
bu konuda konuşmaya cesaret edemiyor" diyordu 'Benim Adım Kırmızı'nın
53 yaşındaki dünyaca ünlü yazarı. Kürt ayrılıkçılığına karşı 20
yıldır sürdürülen mücadeleye ve Ermenilerin 1915'te Osmanlılarca
katledilmesine atıfta bulunuyordu.
Pamuk'un yazdıkları hassas meselelere temas ediyor; en son romanı
'Kar', radikal İslam ile laiklik arasındaki çatışmayı irdeliyor.
Fakat edebiyat dışında yaptığı bu tartışmalı çıkış, Türkiye'nin
toplumsal hayatındaki bir başka gerilimin, muhafazâkar milliyetçilik
ile Batı tarzı demokratikleşme arasında yaşandığını gösterdi. Ermenilerin
katli hassas bir konu. Tarih Türkiye'de açıkça tartışılmıyor ve
Türkiye söz konusu dönemde soykırım yaşanmadığını öne sürüyor ki
böyle söylemesi tesadüf olmasa gerek.
Turgay Evşen adlı bir savcı, geçen hafta Pamuk hakkında 'Türklüğe
alenen hakaret ettiği' gerekçesiyle dava açtı. Pamuk suçlu bulunursa
üç yıl hapis cezası alabilir.
Özel konuşmalarda diplomatlar, davanın Türkiye'nin AB şansına zarar
vermeyi amaçlayan siyasi güdümlü bir teşebbüs olduğuna işaret ediyor.
Türklerin çoğu AB'nin gerektirdiği reformları desteklese de, gelenekçi
ordunun içinden aşırılıkçı İslamcılara uzanan güçlü bir azınlık,
ülkelerinin Batı dünyasına yönelik ilerleyişini torpillemeyi isteyecektir.
Hükümet davanın zamanlamasından telaşa kapıldı; davanın açılması,
AB dışişleri bakanlarının Türkiye ile üyelik müzakerelerine 3 Ekim'de
başlanıp başlanmamasını görüşmek için toplanmasından bir gün önceye
denk geldi.
Pamuk davası AB'nin Türkiye'den uzaklaşmasına yol açarsa bu tatsız
bir ironi olur. Pamuk, Avrupa ile kucaklaşmanın Türk demokrasisi
açısından en büyük garanti olduğunu defalarca dile getirmişti. Elbette
ünlü yazarın halihazırda yaşadığı müşkül durum, Türkiye'nin kat
edecek uzun bir yolu olduğunu da (ki hiç şaşırtıcı sayılmaz) hatırlattı.
Türk yetkililer ceza yasasının Pamuk'a isnat edilen suçlamanın dayandığı
301'e 1 sayılı maddesi konusunda sallantılı bir zeminde. Avrupa
Komisyonu yasanın ifade özgürlüğünü yeterince korumadığına dair
'ciddi endişelerini' ifade etti. Velhasıl bağnaz savcılar yasaları
temel özgürlükleri ihlal etmek yönünde kullanabildiği sürece, Türkiye
kendisine düzgün bir demokrasi diyemez. (Başyazı, 2-4 Ağustos 2005)
Radikal
08.09.2005
|