|
Bugün sağda-solda meydana gelen kitle olayları size ne düşündürüyor,
bilemem, bana 6-7 Eylül olayını düşündürdükleri bir gerçek. O olayın
50. yıldönümü bugünler, bu sebeple de her yerde o günleri hatırlatan
bir yayınla karşılaşmanız doğal; ancak, vesile olmasaydı da, bugünkü
kitle olaylarına baktıkça 6-7 Eylül'ü düşünürdüm...
Hani Org. Sabri Yirmibeşoğlu'nun gazeteci Fatih Güllapoğlu'na,
"Muhteşem bir özel harp operasyonuydu" diye tanımladığı
olayı... "Atatürk'ün Selânik'teki evi kundaklandı" haberiyle
İstanbul'u ayaklandırmıştı o operasyonu planlayanlar; evi kundaklayan
da, haberi yazıp yayan da, kitleleri sokağa döken de, bilerek bilmeyerek,
operasyonun birer unsuruydu...
Operasyonda bir biçimde adı geçenler sonunda mükâfatlandırıldılar...
Yunan polisinin 'kundakçı' olarak tutukladığı kişi Türkiye'ye kaçtı
ve vali oldu. Haberi yazıp yayanlar hep önemli yerlere geldiler...
Gazetesine ikinci baskı yaptırıp o günün imkânsızlığında 200 binin
üzerinde basan gazeteci uluslararası bir haber ajansı sahibi oldu;
gazetenin sahibi de milletvekili...
Haberi kim yazmıştı peki? Geçen yıl vefat eden Cemile Sara Korle'nin
ardından Hürriyet'te çıkan haberde şu bilgi yer aldı: "Eşi
Atina'ya atanınca yaptığı, 'Atatürk'ün evi bombalandı' haberi Türkiye'yi
sarsan 6-7 Eylül olaylarını başlatmıştı. Anadolu Ajansı'nın muhabirliğini
de yapan Korle, Atina'da yaptığı haberi şöyle anlatmıştı: 'Atatürk'ün
Selanik'teki evine bomba atıldı haberini veren bendim. Atina'da
iken yardımcı olarak Yunan birini tutmuştum. Rumca bilmediğim için
bazı konuları o takip ediyordu. Bir gün bana geldi ve 'Selanik'te
Atatürk evinde bomba patladı' diye haber verdi. Patlayan bomba değildi.
Benim de verdiğim haber, gazete kâğıdına sarılmış iki tane dinamit
lokumuydu. Kocaman bomba değil. O zamanlar bilmiyorum, her nedense
bazı gazeteler büyük manşetlerle verdi. O zaman 6-7 Eylül olayları
çıktı. Kıyametler koptu. Yaktılar, yıktılar." Gazeteci Sara
Korle'nin eşi Sinan Korle de Birleşmiş Milletler'e protokol müdürü
oldu.
Bu tür operasyonlara katılanların başına talih kuşu konduğu belli.
Madem 50 yıl önce olup bitenlerle bugün karşılaşılan olaylar arasında
benzerlikler kuruyorum, bu durumda 'özel harp operasyonu' olduğu
yıllar sonra fâş edilen 6-7 Eylül olayının neden meydana geldiğine
de yakından bakmam gerek.
6-7 Eylül, hemen ardından olmasa da, Demokrat Parti iktidarının
sonunu getirmede gerekçe olarak kullanılan olaylardandı. Yassıada'da
görülen dâvâlardan biri de 6-7 Eylül olayıydı. Özellikle Başbakan
Adnan Menderes'in olayı önceden planladığı kayıtlara geçirilmek
istendi. Düşünün ki, sivil iktidar bilmese bile, onları yargılamaya
karar verenler, gerçek fâillerin kim olduğunu bilecek durumdaydılar.
Çok iyi bildikleri halde, 6-7 Eylül'ü DP kadrosuna mâl etmekte hiç
tereddüt etmediler...
Operasyonu planlayıp hayata geçirenler o kadar zahmete neden katlanmışlardı
acaba? Cevabı basit: 6 Eylül 1955 Londra'da Kıbrıs üzerine ilk önemli
toplantının yapıldığı tarihtir. Fatin Rüştü Zorlu, Kıbrıs'ın geleceğini
konuşmak üzere Yunan ve İngiliz dışişleri bakanlarıyla buluşmuştu...
Üç ülke arasında Kıbrıs konusunda en mâsumu olan Türkiye toplantının
gidişini etkileyebilecek konumdaydı. 6-7 Eylül gününün çapulculuk
manzaraları Türkiye'nin uluslararası alandaki hareket alanını daraltıverdi...
Üstelik olayda 'İngiliz parmağı' da tespit edildi.
DP iktidarının süresi olayla kısaldı, ama Türkiye'nin ağırlığı
da azaldı. Kime ne?
Dün olayı ele alırken, Kıbrıs Türktür Cemiyeti'nin kışkırtıcı rolüne
değinmiş, bu arada o cemiyetin 2. başkanı olan bir isim üzerinde
durmuştum: Orhan Birgit... Bazıları olağandışılığı üzerine üzerine
çeker; Orhan Bey de onlardan galiba... 6-7 Eylül'den on yıl önce
(Aralık 1945) meydana gelen 'Tan Matbaası baskını' olayında ilk
saflarda yine o yer alıyordu çünkü.
Bunu sanki herkes bu bilgilere sahipmiş gibi yazdım; oysa, bazı
okurlar okuduğuna inanamadı.
1950'lerde 'Kıbrıs Türktür Cemiyeti' yöneticisi olarak dört ay
20 gün hapiste yatmış Orhan Birgit'in adının 1945'te yaşanan Tan
Matbaası olayına karıştığı pek çok kaynakta yazılı. En son, 1999
yılında, Server Tanilli kalemine doladı olayı; hem de Orhan Birgit'in
de yazdığı Cumhuriyet gazetesinde... Okuyalım: "Ertesi gün,
İstanbul Üniversitesi bahçesinde toplanan sağcı gençler, başlarında
Orhan Birgit ve Ali İhsan Göğüş, ellerinde bayraklarla Cumhurbaşkanı
İsmet İnönü'nün resimleri, yürüyüşe geçerek gazete önüne gelirler."
'Sağcı' diye anılanlardan Ali İhsan Göğüş de sonraları CHP'den
milletvekili ve bakan oldu. İyi mi?
Orhan Birgit 'sağcı' ve 'Tan Matbaası yıkımcısı' olarak tanımlanmaya
şu cümleyle itiraz etti o günlerde: "Benim bu olayla doğrudan
ilgim olmadı, mitingin binlerce insanı arasında izleyicisiydim.
Yani acemilik günlerinin içinde bir öğrenci. (..) Uzun yaşamım boyunca
hiçbir zaman 'sağcı' olmadım."
Orhan Bey'in 'acemiliği' 6-7 Eylül'de de sürmüş olmalı.
Taha Kıvanç, Yeni Şafak
08.09.2005
|