Tank sesiyle uyanmak! (1)

 

Çeyrek yüzyıl önce, 12 Eylül 1980'de tank sesiyle uyanmıştım. Ankara'da Cumhuriyet gazetesinin temsilcisiydim o tarihte. Çankaya'da tank paletlerinin asfaltla buluştuğu yerden çıkan gıcır gıcır kulak tırmalayıcı sesler, gecenin karanlığında askerin darbesini duyuruyordu...
12 Eylül'ün bir yıldönümündeki yazımın başlığıydı, "Tank Sesiyle Uyanmak." İlk kitabımın adı da öyle...(*)
O sabahı hiç unutmam.
Bir yandan, tarihi bir olaya tanıklık açısından gazetecilik heyecanı içindeydim. Öte yandan, demokrasi adına bir yenilmişlik duygusunun hüznünü yaşıyordum.
Yenilmişlik duygusu...
Evet öyle.
Bir sivil olarak demokratik rejim, 27 Mayıs ve 12 Mart'tan sonra bir kez daha elimizde kalmıştı.
Bundan dolayı yaşadığım hüznü biraz daha artıran nedenler de vardı.
Kamuoyu genel olarak destekliyordu darbeyi. Tıs yoktu. Terör ve anarşi dalgası kaç yıldır ülkede günlük hayatı cehenneme çevirdiği için öyleydi.
Belki daha acısı, bütün bir siyaset kurumu parlamentosuyla, partileriyle, politikacılarıyla bir anda tıpış tıpış teslim olmuştu askere yönetime. En ufak bir direniş yaşanmamıştı.
Yargı ve üniversite de farklı değildi. İkisi de daha ilk günden darbe liderlerinin önünden geçit resmi yapmışlardı, Beethoven'in Beşinci Senfonisi'yle... (**)
Darbeyi iş dünyası da alkışlıyordu, özellikle 24 Ocak + 12 Eylül formülü adına...
Basınımız da mutluydu tabii...
Amerika desteği de tamdı 12 Eylül'ün. 1979'da İran'da Amerikancı Şah'ın yerine Humeyni gelirken, Afganistan da Sovyet işgali altına girmişti. Washington, bu iki nedenle Türkiye'yi sağlam kazığa bağlamak istediği için darbeden memnundu.
Darbe olmayabilir miydi?
Demirel'le Ecevit uzlaşsa, belki...
En azından ertelenebilirdi.
İki büyük parti, Adalet Partisi'yle Cumhuriyet Halk Partisi arasında gerçekleşecek böyle bir uzlaşma sayesinde belki asker anayasal sınır içinde tutulur, terör ve anarşiyle bu çerçevede başa çıkılırdı.
Ne demekti bu uzlaşma?
'Erken seçim'e gitmek... Ya da Demirel'in AP'si ile Ecevit'in CHP'si arasında bir büyük koalisyon kurmak... Demirel'in ısrar ettiği erken seçim daha doğru bir tercih gözüküyordu bana...
Ama ikisi de olmadı.
İki liderin demokrasi tarifleri birbirine uymuyordu. Siyasetimizde uzlaşma kültürü yer etmemişti. Siyasal elitlerin demokrasiyle arası yoktu. Kimileri demokrasiyi istemiyor, kimileri demokrasiyi sadece kendisi için istiyor, karşı tarafı oyunun dışında görüyordu.
Siyaset kurumundaki bu siyah-beyaz inatlaşma, darbeyi hızlandıran en önemli etken oldu. Birbirleriyle doğru dürüst konuşamayan, uygar insanlar gibi diyalog kuramayan, birinin ak dediğine, öbürünün kara dediği Demirel'le Ecevit, elbirliğiyle darbeye giden yolu ne yazık ki kısalttılar.
12 Eylül ne yaptı?
Yarına...
---------------
* Bu satırları yazarken hatırladım. 28 Şubat döneminde Genelkurmay Genel Sekreteri olan Erol Özkasnak Paşa, bu görevini devrederken bir kokteyl vermişti. Ankara'daki zırhlı tümene komutan olarak gidiyordu. Sanıyorum, darbe zamanları tank da yürüten önemli bir birlikti bu. Birkaç meslektaş sohbet ediyorduk. Özkasnak Paşa bana dönerek, "Hasan Cemal Bey, tank sesini özlemişsinizdir; ara sıra bana uğrayın da size dinleteyim" diye espri yapmıştı.
** Yalçın Doğan, bu töreni 18 Eylül 1980 tarihli Cumhuriyet'te güzel yazmıştı. Askeri yönetimle devletin bir yerde demokrasiye karşı nasıl bütünleştiğini simgesel olarak vermeye çalışan bir yazıydı, (Hasan Cemal, Tank Sesiyle Uyanmak, s. 55). Ertesi gün de Yalçın ilk 'uyarı'sını almıştı.

Hasan Cemal, Milliyet
13.09.2005