Tank sesiyle uyanmak (2)

 

12 Eylül 'istikrar' adına yola çıktı. Hem siyasette, hem ekonomide. Başarabildi mi?
Bir süre için evet.
Ama fazla uzun olmayan bu sürenin sonunda siyasal ve ekonomik istikrarsızlık Türkiye'nin altını üstüne getirmeye başladı. 12 Eylül'ün istikrar anlayışı Türkiye'ye fena halde pahalıya patladı.
Ne yaptı 12 Eylül?
Demirel-Özal ikilisinin pazar ekonomisine kapıyı aralayan 24 Ocak politikalarını devam ettirdi. 1983'te Özal'ın, yani ANAP'ın kazanmasını istemiyordu ama ses çıkarmadı.
Başbakan Özal, ekonomide gerçekten reformcu adımlar attı. Ama özellikle 1986 ara seçimlerinden sonra Özal da ekonomide geçmişin popülist yörüngesine kaymaya başladı. Ekonomide reformcu ateşini kaybetti.
Neden?
Çünkü 'eskiler' sahne aldı.
Demirel, Ecevit, Erbakan, Türkeş... Hepsine siyaset yasağı konmuştu. Partileri kapatılmıştı. Ama yine kendi partilerini kurdular ve perde arkasından yönetmeye başladılar.
O kadar ki Demirel'in Doğru Yol'u 1986 ara seçimlerinden zaferle çıktı. Bundan sonra da Özal, ayağını ekonominin freninden çekti, mali disipline ve enflasyona boş verdi, yapısal reformları savsakladı, özelleştirmeye aldırmadı.
Çünkü artık siyaset sahnesinde eski-yeni kavgası başladı. Geçmişteki Bayar- İnönü, Demirel-Ecevit gibi kan davaları zincirine yeni bir halka daha eklenmişti:
Özal-Demirel kavgası!
12 Eylül'ün istikrar anlayışı, bir başka deyişle demokrasiye aykırı siyaset yasakları, Türkiye'de önce siyasetin kendisini, sonra da ekonomiyi istikrarsız kılmaya başlayacaktı.
Eski-yeni kavgaları, beş altı yıl içinde siyaset sahnesinde parti enflasyonuna, bölünmelere yol açacaktı. Böylece Türkiye güçsüz hükümetler dönemine girecekti. Özal'la Demirel'i Çiller-Yılmaz kavgası izleyecekti.
Özellikle 1991-2001 arasında 'on kayıp yıl'da Türkiye'nin ekonomik ve siyasal darboğazları aşılamayacaktı.
Evet, yazık olan, heba olan bu yıllar konusunda hiç kuşkusuz 12 Eylül'ü de suçluyorum.
12 Eylül'dür başlangıç noktası.
Siyaset yasaklarını koyan askeri yönetimdir. Partileri kapatan askeri yönetimdir. Siyaseti olağan yörüngesinden saptıran, askeri yönetimin antidemokratik iradesidir.
Bu yasaklar öylesine bir yörünge sapmasına yol açmıştır ki, bir ülkede her şeyin başı olan siyasal istikrar güme gidince ekonomi de bir darboğazdan ötekine sürüklenmiştir.
Bu bir.
İkinci noktaya gelince...
Doğrudur, 12 Eylül'le birlikte sokağı uzun zaman teslim almış olan terör ve anarşi şırak diye kesilmiştir. Can ve mal güvenliği geri gelmiştir. Bu açıdan 12 Eylül'ü yürekten destekleyenler malum...
Ama nasıl bir bedel ödendi?
600 bin kişi gözaltından geçti. 1,5 milyon kişi fişlendi. 200 bin siyasal dava açıldı. 7 bin ölüm cezası istendi. 500 ölüm cezası verildi. 50 idam cezası infaz edildi. İşkencede, cezaevlerinde ya da kaçarken çok kişi kuşkulu biçimde öldü. 20 bin kişi kamu görevinden atıldı. 10 bin kişi yurttaşlıktan çıkarıldı. (*)
Demokrasi ve hukuk devleti anlayışının bir askeri yönetim tarafından nasıl ayaklar altına alındığına ve askeri vesayet altında ikinci sınıf bir demokrasinin nasıl kurulmak istendiğine ilişkin liste daha uzatılabilir.
Üniversite düzeninin YÖK'le nasıl kışla disiplinine sokulmak istendiği, yargının yer yer nasıl 'askerileştirilmesi'ne çalışıldığı, eğitim sisteminin nasıl cendereye alındığı, sendikal sistemin nasıl çökertildiği, düşünce açıklama özgürlüğünün, basın özgürlüğünün nasıl soluksuz bırakıldığı vesaire...
12 Eylül başka ne yaptı?
'İrtica'ya da yatırım yaptı.
Evet öyle.
Dördüncü nokta da budur.
Darbenin lideri Evren Paşa, meydanlarda Kuran'dan ayetler okudu. Anayasa'ya mecburi din dersleri koydurttu. Suudi Arabistan'ın İslamcılığı yaymak için kurduğu Rabıta örgütünün Almanya'da Türk öğretmenlerin maaşlarını ödemesine bile göz yumdu.
Evet, bütün bunları "Komünizmle mücadele!" adına yaptı 12 Eylül...
Daha vahimi beşinci noktadır.
12 Eylül'dür, Türkiye'de 'Kürt sorunu'nun derinleşmesine ve PKK'nın bu denli büyük bir bela olarak ülkenin başına sarılmasına neden olan...
Hiç kuşkum yok bu konuda.
Evet, 12 Eylül'ün ertesi sabahı anarşi ve terör nedense şırak diye kesilmişti ama...
Yine aynı 12 Eylül, insan hakları ve hukuku çiğneyerek Güneydoğu'da körüklediği -ve bugün de hâlâ tam söndürülemeyen- korkunç yangınla yıllar yılı Türkiye'yi maddi ve manevi olarak kanattı.
Bunu hiç unutmayın!
12 Eylül ne yaptı sorusunda beşinci yanıt da budur.
Onun içindir ki:
Çare, hiçbir zaman 12 Eylül istikrarı değildir. Son çeyrek yüzyılda bu gerçeği artık görmüş olmalıyız.
Çare, demokratik istikrardır.
Bunun için ne yapmalı? Siyaset kadroları, demokratik istikrar konusuna ne kadar hazırlıklı?
Üçüncü yazı yarın...
------------
* Prof. Dr. Taha Parla, BÜ, 12 Eylül, Hesaplaşmadan Bitmez, Radikal 2, 11 Eylül 05

Hasan Cemal, Milliyet
14.09.2005