| |
YÖK, üniversitelerin fotoğrafını çekmeye hazırlanıyor. İyi olur.
Ancak çektikleri fotoğrafın yanına OECD'nin geçen hafta açıkladığı
"Eğitime Bakış" raporunu da koysunlar. Türk kamuoyunda
nedense pek yankı bulmayan o rapordaki verileri okurken doğrusu
içimiz sızladı. Gençliğimiz adına...
İlkokuldan üniversiteye kadar eğitimin tüm kademelerindeki uzmanlara
ve iktidardan muhalefete kadar tüm politikacılara bir tavsiyemiz
var:
Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütü'nün (OECD) geçen hafta (13
Eylül Salı günü) yayınladığı, üye ülkelerdeki eğitim politikaları,
diploma düzeyi, bunun istihdama yansıması konularında son verileri
yansıtan raporunu devamlı yanlarında bulundursunlar.
Bilgi çağında Türkiye'nin konumunu, daha önemlisi mevcut politikaların
bizi nereye götüreceğini görmeleri için.
OECD'nin 30 üyesinden Türkiye dahil 21'ini kapsayan "2005'te
Eğitimin Durumu" başlıklı bu rapor, son aylarda bizi en çok
etkileyen bilimsel araştırma oldu. Etkilemekle kalmadı, rüyalarımıza
girecek kadar vücut kimyamızı bozdu.
Sözü fazla uzatmayalım, OECD genelindeki tespitlerle raporun kapağını
açalım:
* Üye ülkelerin tümü açısından değerlendirildiğinde üniversiteye
giden gençlerin sayısı artıyor.
* Yükseköğretim bir ülkeye yaptığı yatırımın çok üstünde getiri
sağlıyor.
* Öğrenim düzeyinin yükselmesi, toplumsal zenginliğe ciddi katkıda
bulunuyor.
* Üniversite mezunları lise diplomasına sahip olanlardan daha çok
kazanıyor.
* İş bulmakta öğrenim düzeyi en belirleyici etken haline geldi.
Öğrenim düzeyi yükseldikçe işsizlik de azalıyor.
Dibe demir atmış Türkiye
Dediğimiz gibi, bunlar genel, yani OECD'nin tümünün ortalamasını
yansıtan gelişmeler. Peki, Türkiye'nin fotoğrafında neler görülüyor?
İşte yanıtı. Daha doğrusu yanıtları:
* Lise öğrenimini diploma alarak tamamlayanların OECD ortalaması
yüzde 70. Türkiye'de ise yüzde 41! (Bu alanda komşumuz Yunanistan
ve Almanya yüzde 95'le ilk sıraları paylaşıyorlar.)
* Yükseköğrenim yaşındaki nüfusta üniversite diplomasına sahip olanların
OECD ortalaması yüzde 32. Türkiye için ise bu oran yüzde 10! Yani
mercek altına alınan ülkeler listesinin en sonunda.
* Öğrenim hayatını lise sonuna kadar sürdürebilenlerin OECD ortalaması
yüzde 66, Türkiye'de ise yüzde 30. Bu oranla 21 ülkenin 20'ncisiyiz.
Sadece yüzde 25'le Meksika bizim altımızda bulunuyor.
* Dahası 25-35 yaş diliminde lise öğrenimi görenler istatistiğinde
yine yüzde 25'le Meksika ile birlikte sonda yer alıyoruz.
* Ortaöğrenim yaşındaki nüfusta lise diplomalıların oranında yüzde
36'yla yine Meksika ile birlikte dibe demir atmış durumdayız.
* Yükseköğrenime ulaşmada yüzde 23'le Meksika'nın da altına düştüğümüz
belirtiliyor raporda.
* Ön lisans dışında, yani en az 36 yıl okumak gerektiren yükseköğrenim
dallarında diplomalı oranında yüzde 10.3 ile OECD'nin tam anlamıyla
yüzkarasıyız.
Türkiye'de hiç kimseyi mutlu etmeyecek bu verileri uzun uzadıya
sıralamamızın üç nedeni var: İlki bu tür bilimsel verilerin kamuoyuna
ulaşmaması ya da bölükpörçük ulaşsa da pek önemsenmemesi. İkincisi
Yükseköğretim Kurulu'nun (YÖK) kasım ortasında düzenleyeceği, "Üniversitelerin
masaya yatırılacağı" toplantıya bir ön katkıda bulunma umudu.
Üçüncüsü ise hiç sanmıyoruz amayeni yasama yılında Meclis'in her
türlü ideolojik, dini ve siyasal kaygılardan uzak ya da arınmış
olarak bu konuyu tüm boyutlarıyla araştırması dileği.
OECD raporunun açıklanmasından sonra AB'de ve üye ülkelerde "Tüm
bu veriler bizim en azından 10 adet Harvard kurmamız gerektiğini
bildiriyor" yorumları yapıldı.
Bizim de bir Harvard'ımız olmalı hayallerinden -şimdilik, hatta
epeyce uzun süre için- vazgeçtik. OECD sınıfının en tembeli gösterilmekten
kurtulalım yeter.
Erdal Şafak, Sabah
19.09.2005
|