Sol kimleri temsil ediyor?
 

Türkiye'de sol, halkı temsil etmiyor. Solun temsil ettiği kitle meslek odalarında, üniversitelerde, sendikalarda, halkı için çalışan, halkı için düşünen halkı için hisseden bir kitle, ancak halk değil


30 Eylül Pazartesi Radikal'de Neşe Düzel'in TÜSES Vakfı Yönetim Kurulu
üyesi Necat Erder'le yaptığı 'İşçiler MHP'ye oy veriyor' başlığını taşıyan bir söyleşi yer aldı.
Erder, AKP, MHP gibi partilerin normalde sol kesimin tabanı olması gereken 'mavi yakalılar'dan, yani işçilerden, köylülerden, yoksullardan, dışlanmışlardan oy aldığını, oysa kendisine 'sol' diyen partilerin bu doğal tabanlarına ulaşamadığını, daha çok memur-ların, bürokratların bu partilere oy verdiği-ni, bu partilere gençlerin ilgisinin az oldu-ğunu belirtiyordu. Seçim ve anket sonuçlarını ayrıntılı olarak inceleme fırsatı bulanlar için bu sonuçlar bilinmeyen sonuçlar değil. Yalnızca 'malumu ilan etmek.'
Sol, sağın zenginleri, yönetici sınıfları, kapitalistleri temsil ettiğini; kendisinin de çalışanları, ezilenleri, yoksulları temsil ettiğini varsayar. Bu varsayımdan hareket edersek bugün 'sağ' bir parti diye adlandırılan AKP'nin gerçekte 'sol' bir parti olduğunu, 'sol' bir parti olarak kendisini adlandıran CHP'nin ise gerçekte 'sağ' bir parti olduğunu iddia etmek gibi tuhaf bir duruma düşmemiz mümkün. Çünkü partilerin temsil ettiklerini söyledikleri kitleler ile temsil ettikleri arasında zıtlık olduğu açık.
Dolayısıyla bu söyleşiden iki ayrı sonuç çıkarmak mümkün. Birincisi sol partilerin sağ partiler gibi tabanda örgütlenmesinin gereğine işaret etmek (örneğin sosyal demokratların kaybettikleri yerel seçimler sonrası söyledikleri hâlâ kulaklarımda: Ama onlar gecekondu bölgelerinde kapı kapı dolaştılar).
Bu sonuca göre solun bu sorundan çıkaracağı ders şu (kaybettiği eşeğini yeniden bulan Nasrettin Hoca misali): Sahi neden biz de aynısını yapmıyoruz? İkincisi solun, sağın kurumsallaştırdığı bu siyaset tarzı karşısında kendi siyaset yapma biçimini sorgulaması. Çünkü bu sorun sol partiler tarafından kolayca geçiştirilebilecek bir sorun değil.

Sağ, sivil toplumla özdeşleşiyor
Solun ayırdedici özelliğinin yalnızca sağa rakip bir kitle tabanı oluşturmaktan geçmediğini, solun siyasal temsil sorunu açısından sağla benzeşmediğini ve solun bir toplumsal kesimin çıkarlarını temsil etmekten öte siyasal bir anlamı olduğunu düşünüyorum.
'Sivil toplum'u temsil etme iddiası sağ politikaların bir özelliğidir. Sağ 'sivil toplum'la özdeşleşir. Sağ, gücünü solun iddia ettiği gibi seçkinlerden, zenginlerden, yönetici sınıflardan değil, sivil toplumdan alır ve kitleleri temsil ettiği yanılsaması yaratarak eşitsizlik üzerine kurulu bir iktidar biçimi yaratır. Sağ partilerde esas olarak 'temsil edilen' temsil edene dönüşür, temsil eden de karşılıklı olarak sivil toplumla yer değiştirir. Sağın özelliği sivil toplumla temsili birbirine karıştırmasıdır.
Bu nedenle sol kavramına sağda olduğu gibi yalnızca temsil ettiği kitleler açısından bir içerik kazandırmak mümkün değildir. Sol partilerin sağ partiler gibi kitleler ile doğrudan bir temsil ilişkisi kurması beklenemez.
Erder'in yaptığı araştırma ise Türkiye'de solun bir sivil toplum kesimini, 'beyaz yakalı'ları temsil ettiğini gösteriyor. Çünkü Türkiye'de solun temsil ettiği siyasal özne bizatihi kendisi. Türkiye'de solun öznesi 'halk üzerine konuşan bir özne'. Bu nedenle Türkiye'de solun temsil ettiği özne kimliği, kişiliği olmayan (Türk değil, Kürt değil, Müslüman değil, peki ne?) akılcı bir özne. Bu kitlenin bir başka özelliği de kendi çıkarlarını temsil ederken, sivil toplumun çıkarlarını temsil ettiği iddiasını taşıması. Bu kitle, meslek odalarında, üniversitelerde, sendikalarda, sol partilerde halkı için çalışan, halkı için düşünen, halkı için hisseden bir kitle. Bu grubun iktidardan pay talep eden bir 'siyaset seçkinleri' kitlesi olduğu söylenebilir.
Bu kitlenin siyaset tarzı bir bakıma sağ siyaset seçkinlerinin 'sivil toplum üyesi kimliği' ile 'siyasal kimliği'ni örtüştürmesine benziyor. Buna karşılık sol partilerin tabanının oluşturan bu kitle halka rağmen halkı temsil ettiğini düşünüyor. Solun kitle tabanı hem halkı temsil ettiğini düşünürken hem de kendi sivil toplum üyesi kimliğini temsil ediyor. Bu nedenle Türkiye'de sol halka seslendiğini iddia ederken, gerçekte halk yerine geçen bu 'kurmaca özne'ye sesleniyor. Adeta sivil toplumla rakipleşmeye dayanan bir kimlik oluşturmaya çalışıyor.
Dolayısı ile sol siyasette halkın kimliğinin, kişiliğinin olmamasının nedeni solun temsil ettiği öznenin halkın kendisi olmaması. Sonuçta Türkiye'de sol kendisini temsile soyunuyor. Bu nedenle de siyasal merkezin dışındaki sol, merkezin dışındaki sağ gibi kitleselleşemiyor.

Kendi adlarına konuşuyorlar
Sol partilerin tabanını oluşturan bu kitle kendi siyasal alanını referanslara dönüştürdüğü için, meslek, uzmanlık, beceri alanı ile siyaset arasında köprü kuramıyor. Bu kesimler kendi alanlarını siyasete açmak yerine, kendi kamu yararı kavramlarını, tercihlerini savunan sivil toplum üyeleri olarak davranıyorlar. Bu siyaset seçkinleri tek parti dönemi sonrası iktidardan dışlanmış olmayı 'solcu olmak' olarak kabul ediyorlar ve halk adına konuşurken gerçekte kendileri adına konuşuyorlar. Siyasal meşruiyeti önemsemedikleri için de toplumsal muhalefeti temsil etmesi gereken solun kendi kendisini temsil etmesi gibi tuhaf bir sonuç ortaya çıkıyor.
Dolayısıyla meselenin bir ucu sol siyasal partilere dokunuyorsa meselenin diğer ucu sol partilerin tabanını oluşturan bu kesimlere, bu siyaset seçkinlerinden oluşan kitleye dokunuyor. Çünkü sol bir siyasetin oluşması, sol siyasal partiler kadar bu siyaset seçkinlerinin tutumuyla yakından ilişkili.
Bu kitlenin kendisini 'sivil toplum' olarak gördüğü ve kendi kamu yararı kavramını temsil etmeye çalıştığı sürece sol bir siyaset mümkün olamaz. Çünkü bu kitlenin sol partiler aracılığıyla kendi kamu yararı kavramlarının, tercihlerinin temsiline soyunması yerine, kendi faaliyet alanlarını siyasete açması -sivil toplumun katılımında 'kapasite geliştirici' ve demokratik bir rol oynaması- sol siyaseti gerçek öznesine kavuşturabilir.
Sol, eşitsizliğin güç ilişkilerinin kendisinde olduğunu iddia eder ve bu nedenle tabanının, kendi sivil toplumunun temsiline değil, farklı kamu yararı kavramlarının temsil edilebileceği bir demokrasi anlayışına yönelir. Sol için meşruiyete dayanan siyasallaşma biçimi, temsil edilenlerin temsil edenler üzerindeki haklarının tanımlanmasına dayanır. Sol sivil toplumla temsili karıştıran sağ partilerin temsil ettiği bu ideolojik özdeşleşmeden sıyrılmak için siyasal bir işlev yerine getirir. Sol siyaseti dönüştürmek için (eğer böyle bir amacı varsa), sağa rakip bir özdeşleşme yaratmak ve onun temsil kavramını ödünç almak yerine bu temsil sorununu çözücü siyasal bir rol oynar. Bu nedenle solun farklı kimliklerin, farklı kamu yararı kavramlarının temsiline dayanan bir siyasal rol oynamasından başka bir seçeneği zaten hiçbir zaman olamaz.
Korhan Gümüş: İnsan Yerleşimleri Derneği Başkanı

Korhan Gümüş, Radikal ; 17.10.2002