| |
Karikatürün yaşayan en büyük ustalarından Eflatun Nuri, 70 yıllık
çizerliğine, 'Benim Adım Eflatun' kitabıyla yazarlığını da ekledi.
Anılarını yazan Eflatun'un kitabı ünlüler geçidi gibi
Ege'deki yerel gazetede o gün büyük bir heyecan vardır. Çünkü dönemin
başbakanı Süleyman Demirel, Adalet Partisi çizgisinde yayın yapan
bu gazeteyi ziyaret edecektir. Zaten gazetenin yazıişleri müdürü
de aynı zamanda AP il örgütünün yönetim kurulu üyesidir.
Beklenen an gelir. Önce korumalar, ardından da Başbakan Demirel
elinde ünlü fötr şapkasıyla gelir. Gazetenin salonunda çalışanlara
şapkasını şöyle bir salladıktan sonra patronun odasına girer.
Salonun bir köşesinde Eflatun Nuri oturmuş, mesleğe yeni başlamış
üniversite öğrencisi bir muhabirin hazırladığı yazı dizisi için
karikatür çizmektedir. Henüz 20'sine gelmemiş 'taze muhabir' için
50'sine yaklaşmış bir ustanın karikatür çizmesi büyük bir onurdur.
Zaten pek de kolay rastlanacak türden bir durum değildir.
Ama parkalı postallı üniversite öğrencisi muhabirle sık sık o günlerde
ikinci kez kurulmakta olan Türkiye İşçi Partisi'nden davetiye gelmekte
olan karikatüristin aralarında gizli bir dayanışma vardır. Hatta
Eflatun, stajına başladığı günlerde üniversiteden kredi almak için
zorlanan, neredeyse hiç tanımadığı gence kefil bile olmuştur.
'Öyle bir adam olsaydı...'
Görüşme biter. Zaten salondakilerin gözü patronun odasındadır. Demirel
çıkar, şapkasını şöyle bir sallar ve gider. Arkasından heyecanlı
konuşmalar başlar; "Helal olsun", "Ne adam be!"
gibisinden. Bulunduğu yerin 'Demirelci' bir gazete olduğuna hiç
bakmadan lafı yapıştıran tek kişi Eflatun Nuri'dir: "Dediğiniz
gibi bir adam olsaydı, bir de buraya uğrardı."
O an bütün konuşmalar kesilmişti salonda. Yazıişleri müdürü Demirel'i
uğurladıktan sonra heyecanla salona girdi, Eflatun'un masasının
başında durdu: "Üstat, bir güzel Demirel portresi çiz, sulu
boyayla. Manşetten vereceğiz. Ama vaktimiz az, çabuk ol da taşra
kalıbına yetiştirelim."
Çok güzel bir Demirel portresi çizdi Eflatun. Resmi verirken, "Taşra
için aceleye geldi, şehir kalıbına düzeltirim" dedi. Akşam
olmuş, taşra dönmeye başlamıştır. Üniversiteli muhabir de işten
çıkmak üzeredir. "Bir dakika" dedi Eflatun, "Çıkmadan
matbaaya git de Demirel'in karikatürünü getir. Şehir için eksiklerini
tamamlayayım. Filmlerini de almayı unutma."
Matbaadan gelen resmi önüne aldı Eflatun. Siyah boyaya yöneldi.
Birkaç fırça darbesiyle ortaya bambaşka bir Demirel çıkardı. "İşte
şimdi aslına benzedi" dedi.
'Demirel aslına benzedi'
Ertesi gün gazeteye gelenler, şehir kalıbında Demirel'in suluboya
resmi yerine vesikalıktan büyütülmüş fotoğrafını buldu. Çünkü, akşam
evlerine giden yöneticiler, şehir kalıbının ilk baskısını görünce
gazeteye koşmuşlar, Eflatun'un 'benzettiği' Demirel resmini çıkarıp
bir fotoğrafını koymuşlardı. Gazete yöneticilerinin yüzünden düşen
bin parçaydı, ama kimse Eflatun'a bir şey söyleyemiyordu. Çünkü
o birkaç fırça darbesiyle Demirel'i aslına benzetmişti.
1975 yılında yaşanan bu olaya ve Eflatun'un ne denli büyük bir usta
olduğuna tanık olan 'taze muhabir' bu satırların yazarıdır. Dostlukları
da 30 yıldır sürmekte.
Eflatun Nuri, yaşamın her zerresinden, doğanın her nesnesinden,
her koşulda büyük bir mizah çıkarmanın ustasıdır. Ama onun esprisine
gülmeden önce şöyle bir düşünmek, hatta içinden geçen sızıyı fark
etmek gerekir. Yoksa espriyi yanlış anlarsınız. Mizah dünyasında
bilinen adı bile yaşamın içinden fışkıran bir şaka gibidir.
Akademiye devam ettiği 1946 yılında okulun müdürü Burhan Toprak
her yerde Eflatun'u aramaktadır. Haberi alan Eflatun'da şafak atar.
Heyecanla koşar müdürün odasına. Müdürün yüzü asıktır.
"Gel buraya. Sana ne söyleyeceğimi bilmiyorum. Burası neresi?
Koskoca güzel sanatlar akademisi değil mi? Sen de bir talebe değil
misin? Hayır değilsin, senin ne kaydın, ne de kuydun var. Sonra
akademinin duvarlarına da afişler yapıştırmışsın, akademi içinde
de öğrencilere 'Gıcık' diye bir siyasi gazete dağıtmışsın. Dün akşam
buraya kim geldi, biliyor musun? Emniyet' ten üç polis seni arıyor.
Senin adın ne?"
İşte Eflatun Nuri, burada, anılarını topladığı kitabın adını alacağı
yanıtını verir:
"Benim adım Eflatun".
Müdür daha da kızar:
"Hayır, Eflatun diye biri yok, tamam mı? Ben de Eflatun diye
birini tanımadığımızı, bu isimde bir öğrencinin olmadığını söyledim.
Bütün öğrenci kayıtlarına baktılar. Allah'tan Eflatun Nuri diye
birinin olmadığı ortaya çıktı. Ama, seni iki yıldır Eflatun Nuri
diye biliyoruz. Kimsin yahu sen?
Haminnesinin paçalı donu
Sakin sakin anlatmaya başlar:
"Asıl adım, Adil Nuri Erkoç. Eflatun Nuri takma adım. Bir gün
ortaokulda jimnastik dersindeydik, öğretmenimiz, 'Herkes soyunsun'
dedi. Hastayım diye kurtulmaya çalıştım. Olmadı. Mecburen indirdim
pantolonumu. Bütün arkadalar, 'Eflatuuun!, Eflatuuun' diye hep bir
ağızdan bağırdılar. Çünkü, affedersiniz, haminnemin eflatun renkli
paçalı donunu giymiştim. O günden sonra herkes bana Eflatun dedi!"
İstanbul doğumlu Eflatun Nuri. İlk ürünleri henüz reşit olduğu yaşlarda
'Akbaba' dergisinde ve Reşat Nuri Güntekin'in çıkardığı Memleket
gazetesinde yayımlanmıştır. O zamandan bu yana da yalnızca İstanbul
değil, ne Ankara'da kalmıştır çizmediği yayın, ne İzmir'de.
Şimdi Eflatun Nuri, dolu dolu yaşadığı, üretmekten hiç yorulmadığı,
hayatın her alanında, her anında yaratıcılığını parlattığı yıllarını
'Benim Adım Eflatun' adıyla kitaplaştırdı. Kimler yok ki Eflatun'un
anılarında: Adnan Menderes, Peyami Safa, Ziya Gökalp, Orhan Kemal,
Yahya Kemal, Metin Eloğlu, Refik Halit, Bülent Ecevit, Kemal Tahir,
Cemal Nadir, Vitali Hakko, Çetin Altan, Aziz Nesin, Orhan Veli,
Altan Erbulak, Sait Faik, İlhan Selçuk...
Onda ne ararsan var
Ferit Öngören, Eflatun için, "Eflatun usta bir çizer olduğu
kadar, hızlı bir yazar" diyor, "Plastik alanında keşifleri
vardır, holdinglerde üst düzey yöneticilik yapmıştır. Evinin balkonunda
kavak ağacı yetiştirir. Mahallede bir ağaç görse tırmanmaya bakar.
Eflatun'u bastonuyla görenler onu bir Şarlo kadar sempatik bulur.
Eflatun karikatürün sanki feylesofudur. Eflatun böyle sempatik olunca,
başından geçenler de neşeli oluyor. Bu karikatürcünün yazdığı anılar,
çizdiği karikatürleri andırmaktadır."
Kitabının yayımlanacağı günlerde çok heyecanlıydı Eflatun Nuri.
O günlere ilişkin düşleri vardı. O düşlerin yakın tanıklarından
biri de Oktay Güzeloğlu'ydu.
Düşleri yarıda kaldı
"Babanın eşi bir yıldır İzmir'deydi. İstanbul'a çağırdı. Çünkü
baba, kitabını eşine ithaf edecekti. Bir de hayali vardı. Eşi ve
baba 40 yıldır giymedikleri beyaz elbiselerini giyecek ve birlikte
imza günü yapacaklardı. Baba bu hayallerle, heyacanla eşinin dönüş
gününü beklerken ölüm haberi geldi, yıkıldı baba, 'Kitabın önemi
kalmadı Oktay be' dedi. Gözleri yaşlandı, kitabın çıkışı uzadı ve
işte sonunda çıktı."
Yedisinde çizmeye başlayan Eflatun, 77'sinde başka bir yanını, 'yazar
Eflatun Nuri'yi gösteriyor anılarını derlediği ilk kitabı 'Benim
Adım Eflatun'da. Şimdi anılarının ikinci bölümünü yazıyor. Kitabını
okurken, 30 yıllık tanışıklığı düşünürken, "İyi ki varsın be
Eflatun usta" diyoruz.
Eğer olmasaydı hayatımızdan bir renk eksik olacak, dünyamız eflatunsuz
kalacaktı!
Celal Başlangıç, Radikal
17.10.2005
|