| |
AKP'nin iktidara gelmesinden sonra Türkiye'ye ilk ziyaretini 22-24
Şubat 2004 tarihlerinde yaptı Alman Şansölyesi Gerhard Schröder.
Bu ziyaret sırasında sosyal demokrat dayanışma çerçevesinde CHP
Genel Başkanı Deniz Baykal ile de görüştü. Görüşme 23 Şubat'ta Schröder'in
konakladığı Hilton Oteli'nde gerçekleşti.
Bu görüşme galiba Schröder ile Baykal arasında gerçekleşen son temas
oldu. Bir daha ikisinin bir araya geldiklerine pek tanık olunmadı.
Örneğin, Schröder, geçen mayıs ayında Türkiye'yi ziyaret etti, ancak
bu kez Baykal'la görüşmek için bir başvuruda bulunmadı.
Schröder'in geçen hafta İstanbul'a yaptığı ve AKP İstanbul İl Başkanlığı'nın
iftar yemeğine katıldığı gezide de bir temas olmadı.
Oysa, geçmişte Alman Sosyal Demorkat Partisi (SPD) ile CHP arasında
son derece yakın, sıcak ilişkiler söz konusuydu.
Ne oldu da bu ilişkiler birden böylesine soğudu? Önümüzdeki günlerde
başbakanlık koltuğunu Angela Merkel'e bırakacak olan Schröder'in
Baykal'a bakışında da bir değişiklik mi söz konusu?
SPD çevreleri, bu soruya "evet" karşılığı veriyorlar.
Bu çevrelere bakılırsa, soğukluğun gerisinde Schröder'in Baykal'ın
siyasi çizgisine duyduğu tepki yatıyor. SPD çevrelerinde CHP'nin
artık "milliyetçi" bir parti olarak algılandığı, sosyal
demokrat kimliğinin sorgulandığı anlaşılıyor.
CHP çevreleri ise bu yorumlara sert tepki göstererek, şu karşılığı
veriyorlar:
"CHP'nin sosyal demokrat çizgisinde oynama yok, ama Schröder'in
sağa kaydığı, AKP'lileştiği apaçık ortada. AKP'nin siyasi bir gövde
gösterisinde Tayyip Erdoğan'ın yanında figüran rolüne düşmek mi
sosyal demokratlık oluyor?"
AKP'nin fotoğrafçısı hapse düşünce...
Beşir Coşkun, uzun yıllar TRT'de kameraman olarak görev yaptı.
Sahte evrak düzenleyerek kurumu zarara uğrattığı yolundaki müfettiş
raporu üzerine 1991 yılında TRT'deki görevine son verildi. Ardından
hakkında savcılığa suç duyurusunda bulunuldu ve yargılama süreci
başladı.
AKP'nin kurulduğu günlerdi. Coşkun mahkemede yargılanırken bir tanıdığı
aracılığıyla yeni kurulan AKP'nin medya ve tanıtım bölümüne kameraman
olarak girmeyi başardı ve sıkı bir AKP'li oldu. Partide hem kameramanlık
hem de fotoğrafçılık yapıyordu.
Şeytan tüyü vardı onda. Sempatik kişiliğiyle kısa zamanda partide
herkese sevdirdi kendisini Beşir Coşkun. Bir süre sonra AKP lideri
Recep Tayyip Erdoğan'ın da gözüne girecekti.
AKP 2002 seçimlerinde iktidara gelince Beşir Coşkun'a yeniden kamu
görevi gözüktü. AKP genel merkezinden Başbakanlığa transfer oldu.
Coşkun, Başbakanlık Basın ve Halkla İlişkiler Müşavirliği'nde kadrolu
yapıldı.
Artık Başbakan Erdoğan'ın resmi fotoğrafçısıydı. Bütün yurtiçi ve
yurtdışı gezilerinde Başbakan'ın en yakınındaki kişilerden biriydi.
Beşir Coşkun bir taraftan Başbakan'ın özel fotoğrafçılığını yapıyor,
bir taraftan sanık sıfatıyla yargılanıyordu. Ankara 4. Ağır Ceza
Mahkemesi, 16 Temmuz 2004'te resmi belgede sahtecilik ve nitelikli
dolandırıcılık suçlarından tam 4 yıl 2 ay 16 gün hapis cezası verdi
Beşir Coşkun'a.
Beşir Coşkun, Erdoğan'ın foto muhabirliğine devam etti. Derken Yargıtay
6. Ceza Dairesi 9 Mart 2005 tarihinde kararı onamasından kısa bir
süre önce ortadan kayboldu. Coşkun, 4 Ekim 2005'te Ankara yakınlarındaki
Ayaş Cezaevi'ne girdi.
Başbakan'ın ise artık yeni bir fotoğrafçısı var. Erdoğan, İstanbul
belediyesinde yanında görev yapan Yasin Aras'ı Coşkun'un boşalttığı
pozisyona getirdi.
Gökkafes'in AKP'li avukatı kim?
AKP'nin içine saatli bomba gibi düşen soru, iktidara en yakın gazete
olan Yeni Şafak'ta Taha Kıvanç müstear ismiyle kulis köşesi de yazan
Fehmi Koru tarafından ortaya atıldı.
Koru, Gökkafes'in yapımcısı olan ve sahibi olduğu Kentbank içi boşaltıldığı
gerekçesiyle devlet tarafından el konulan Mustafa Süzer'in avukatları
arasında önemli bir AKP şahsiyetinin bulunduğunu ima ediyordu.
Belli ki, kendisine gelen duyumlar, Koru'nun kaşlarının kalkmasına
yol açmıştı. Daha önce hükümeti bazı ihalelerde yeterince şeffaf
davranmadığı hususunda eleştirmiş olan Koru'nun burnuna anlaşılan
iyi kokular gelmiyordu.
Koru, Süzer'in avukatlığını yapan bu AKP'linin kimliğini tespit
etmek üzere yola koyuldu. Yazdıklarına bakılırsa, Mir Dengi Fırat,
Hayati Yazıcı ve Faruk Çelik gibi avukat kökenli önde gelen AKP
şahsiyetlerini bir bir kontrol etti Koru; ancak, bunların hiçbiri
aradığı kişi çıkmadı.
Sonunda bütün çabası nafile kaldığından olsa gerek okurlarını aydınlatamadı
bir türlü Koru.
Şüpheli avukatı doğrudan AKP milletvekili ya da bakanları arasında
aramak yerine, projektörlerini ikinci kuşağa, yani AKP'li şahsiyetlerin
avukatlıkla geçinen çocuklarına çevirse belki farklı bir tabloyla
karşılaşabilirdi.
Acaba İçişleri Bakanı Abdülkadir Aksu'nun avukat oğlu Murat Aksu'nun
hukuk bürosundaki avukatların vekâletlerine göz atma fırsatı oldu
mu Fehmi Koru'nun?
Milliyet
17.10.2005
|