Sevinmek kötü bir şey değil!

 

Orhan Pamuk konuşuyor kürsüde. "Avrupa hayali olmayan bir Türkiye düşünemeyeceğim gibi, Türkiye hayali olmayan bir Avrupa da düşünemiyorum" diyor. Avrupa'nın ruhu aydınlanma, eşitlik ve demokrasiden oluşuyorsa, o zaman, Türkiye'nin katılımıyla bu ruhun güçleneceğine işaret ediyor.
Avrupa sloganı da ilginç Pamuk'un:
Ya barış ya milliyetçilik!
Avrupa'da Türkiye karşıtı milliyetçilik ile Türkiye'de Avrupa karşıtı milliyetçiliğin aynı noktada birleştiklerini, bu noktanın da barış düşmanlığı olduğunu belirtiyor. Kitap yakan milliyetçilik ile barışın yan yana gelemeyeceğini söylüyor.
Alkış kopuyor Paul Kilisesi'nde.
Sevinmek güzel şey!
Almanya'nın en prestijli ödülünü bir Türk romancısının almış olması bir pazar sabahı beni mutlu ediyor.
Yaşar Kemal 1997'de bu ödülü aldığı zaman da sevinmiştim.
Asıl romancılar, ozanlar, sanatçılardır, Orhan Pamuk'lar, Yaşar Kemal'lerdir, Doğu ile Batı arasında gerçek barış köprüleri...
Onlara düşmanlaşmayın!
Bu seslere sahip çıkın.
İçinizdeki adalet duygusu koruyun. Ve şunu da iyi bilin:
Yazarlar da sevilmek ister!
Elbet, Orhan Pamuk'u ille de sevmek zorunda değilsiniz.
Yaşar Kemal'i de, Nâzım'ı da.
Siyasal düşüncelerinden hoşlanmayabilirsiniz. Onların bazı pencerelerden tarihimize bakışları sizi fazlasıyla rahatsız edebilir.
Örneğin, Orhan Pamuk'un 1 milyon Ermeni, 30 bin Kürt sözüne büyük tepki duymuş olabilirsiniz. Bence de talihsiz bir demeçti. Arkası önü fazla düşünülüp taşınılmadan söylenmişti.
Ben de eleştirdim.
Ama Orhan Pamuk'u bu sözün parantezine sıkıştırmak ve onu bu yüzden cadı kazanlarının içine atmak, linç etmeye kalkışmak yanlıştı, haksızlıktı.
Yaşar Kemal'in 1990'lı yılların ikinci yarısında mahkûmiyetine yol açan Der Spiegel demecini de eleştirmiştim. Nâzım Hikmet'in siyasal yazılarından, komünizm ile ilgili fikirlerinden fazla hazzettiğimi de söyleyemem.
Olabilir.
Ama olmayacak şeyler de var:
(1)Hiçbiri vatan haini değildir ve olamaz.
(2)Hiçbiri düşüncelerinden dolayı mahkûm edilemez. Fikirlerini sevmeyebilir, onlara kızabilirsiniz. Ama düşmanlaşmayın!
Onlar düşman değil.
Onlar bizim büyük yazarlarımız, bizim ozanlarımız...
Nâzım Hikmet'ı, o büyük şairi hatırlayın. Hapislere atıldı, vatan haini ilan edildi. Sonra gün geldi, Alpaslan Türkeş bile en büyük şair ilan etti Nâzım'ı...
De Gaulle'le Jean Paul Sartre'ı anımsayın. Fransa'nın bir zamanlar bir numaralı milli meselesi sayılan Cezayir sorununda hükümeti yerden yere vurmuştu büyük filozof. Milliyetçi dalga kabarmış, hapsedilmesini istemişti Sartre'ın. De Gaulle ise "Nasıl olur, Sartre Fransa'dır!" diye karşı koymuştu.
Tarihi Pauls Kilisesi'nden dün sabah Orhan Pamuk'u dinlerken bir film şeridi gibi gözümün önünden geçti.
Sekiz yıl önce, 1997'de yine bir pazar sabahı aynı yerde Almanya'nın en büyük romancılarından biri, Günter Grass, Yaşar Kemal'i takdim konuşması yapıyordu. Grass, Almanya'nın en büyük en aykırı yazarlarından biriydi. 1990'ların başında, Berlin Duvarı yıkıldıktan sonra iki Almanya'nın birleşmesine bile karşı çıkmıştı.
Düşünebiliyor musunuz?
Ülkesinin, vatanının iki parça olarak, bölünmüş halde kalmasının Avrupa barışı açısından daha isabetli olacağını savunan bir yazardı Günter Grass.
Konuşmasını yaparken, en ön sırada Almanya'nın eski Cumhurbaşkanı Weizsaecker, Alman parlamentosu Bundestag'ın Başkanı Süssmuth ve bazı muhafazakâr bakanlar oturuyordu. Konuşması bittiğinde, hepsi birden Günter Grass'ı ayakta alkışlamışlardı.
Orhan Pamuk konuşurken ön sıralara bakıyorum. Alman parlamentosu Bundestag'ın Başkanı var. Hıristiyan Demokratların yeni İçişleri Bakanı var. Yeşiller'in bazı liderleri, Frankfurt Belediye Başkanı da en ön sırada. Almanya'nın Ankara Büyükelçisi Born da gelmiş...
Gözüm bizimkileri arıyor.
Kimsecikler yok Türkiye'den. Ne Kültür Bakanı, ne Berlin Büyükelçisi...
Yazık!
Keşke katılsalardı böyle bir törene... Hatırlıyorum, 1997'deki Yaşar Kemal töreninde Kültür Bakanı İstemihan Talay'la Büyükelçi Volkan Vural da Türk devletini temsilen hazır bulunmuşlardı.
"Romancının siyaseti, kendini başkasının yerine koymaktır" diyor Orhan Pamuk konuşmasında. Başkalarını, 'öteki'ni anlamanın önemini belirtiyor.
Siyasetle edebiyatın arasına duvar öremezsiniz. Bazen siyaset edebiyatın da önüne geçebilir.
Ama bir Orhan Pamuk'un, siyaseti edebiyatın önüne geçirdiği için böyle ödüller aldığını, Nobel'e yaklaştığını öne sürerseniz, hem inandırıcı olamazsınız, hem de ona haksızlık etmiş olursunuz.
Keşke Orhan Pamuk yarın da Nobel'i alsa... Keşke Yaşar Kemal de aynı ödüle layık görülse...
Buna sevinilir ancak.
Ben de dün sabah sevindim.
Sevinmek kötü bir şey değil.

Hasan Cemal, Milliyet
24.10.2005