'Hain'e 'linç' gerek

 

Ne oldu da, takvimin bu yaprağında, Ali Kemal'in ne olduğunun tartışılması gerekti, diye merak edebilirsiniz. Dün dediğim gibi, 'şehit' kadar 'hain'e de duyduğumuz toplumsal ihtiyaç, bunu kısmen açıklar. Ama şu somut olayda, Ali Kemal'in kendisi kadar hayatının sona eriş biçiminin de 'güncel' bir yanı var.
Sakallı Nureddin Paşa, malum, Ankara'ya götürülmekte olan Ali Kemal'i İzmit'te durdurdu, halkın eline teslim etti ve linç edilmesini sağladı.
'Güncel' olan da bu. Ali Kemal'in 'basın şehidi' olması üstüne yaygarayı çıkaranlar İşçi Partililer. Bunlar, içinde en 'ılımlı'ların MHP'liler olduğu Kızılelma koalisyonunda, her gün bir başka dava peşinde yumruk sıkıp 'kahrolsun' diye bağırmakla meşguller. 'Linç', onların bu davranış kalıpları içinde doğal olarak yerine oturuyor. 'Hain' bulmaları gerekiyor ki, 'linç' edebilsinler.
Şimdi geçelim başka bir konuya. Sakallı Nureddin Paşa, dini yanı ağır basan bir fanatikti. Bugün yaşasa, İşçi Partisi'nden çok Hizbullah tipi bir örgüte yakın olurdu. Gaddarlığıyla ünlüdür, ama bir linç olayı daha vardır: İzmir'e girildiğinde oradaki Ortodoks metropolit Hrisostomos'u da linç ettirmiştir. Herkese nasip olmaz, C.V.'sinde kapı gibi iki 'linç' olayı bulundurmak.
Peki, Kurtuluş Savaşı bitti, birçok kargaşalık yatıştı ve düzen kurulmaya başladı. Bu düzen içinde Sakallı Nureddin Paşa'nın yeri ne oldu?
Bir şey olmadı. Epey 'yalnız kurt' tipli bir adamdı. Muhalifti ama öteki paşaların (Karabekir, Ali Fuat vb.) yanında da yeri yoktu. Yalnız kendisine düşkündü. Onun için, İzmir Fatihi, Karahisar ve Dumlupınar Galibi Gazi Nureddin Paşa Hazretlerinin Tercümei Hali adında bir kitap yayımlattı. Bu ad da, paşanın akl-ı selimi, psişik dengesi hakkında bir fikir vermeye yeter.
Ama sonuçta, hele bugünkü sunuluş çerçevesinde, o bir savaş kahramanı ve milliyetçi, onca mürekkep yalamış Ali Kemal ise hain.
Ama o günkü bakış böyle değildi. Örneğin Yahya Kemal, Ali Kemal'in linç edilmesinin yarattığı tiksintiyi anlatmıştır. Kimsenin Ali Kemal'i sevdiği, beğendiği yoktu. Ama o zamanın insanları, yaşadıkları çok zor zamanlara rağmen, bugünün milliyetçileri gibi ölçülerini kaybetmemişlerdi.
Başta Atatürk. Atatürk Nutuk'ta Nureddin Paşa'nın böbürlenmelerine cevap verme gereğini duydu, dolayısıyla onunla doğrudan doğruya çatıştı.
Ama zaten çevresinde hiç bulundurmadı.
Ali Kemal'in öldürülmesinden sonra İnönü'nün duyduğu öfke de bilinir.
Bugün sağda solda milliyetçi gösteri yapan, milliyetçiliğe doyamayan kesim, Atatürkçülüğü de elden bırakmıyor. Ama kucakladıkları milliyetçiliğin büyük kısmı, Atatürk'ün ve yakın çevresinin reddettiği milliyetçilik kolları. Örneğin, Türkiye Cumhuriyeti içinde herhangi bir üniversitenin adının 'Talat Paşa' olması, herkesten önce Mustafa Kemal'in tepkisini çekerdi. Bunun gibi yığınla örnek sayabiliriz.
Milliyetçiliğin baş temsilcisi İttihat ve Terakki'nin 'çete' mi dersiniz, 'yeraltı örgütü' mü dersiniz, kural tanımaz tavrına karşılık, Mustafa Kemal, yaşadığı günün koşullarında, legalizmi temel alan bir çizgi izlemiştir. Bu onun ayırıcı özelliğidir.
Ama bugünün milliyetçilerini kesmiyor bu 'legalist' çizgi. Onlar, bütün aşırılıklarıyla milliyetçiliği seviyorlar. 'Heyet-i Temsiliye'li değil, 'Teşkilât-ı Mahsusa'lı, dolayısıyla sırasında 'Susurluk'lu bir milliyetçilik. Yalnız duygusal bir tercih de değil bu: varoluş koşulları, verdikleri mücadelenin tipi, yeraltı komploculuğunu alabildiğine teşvik ediyor.

Murat Belge, Radikal
23.10.2005