| |
- Ulusalcılık milliyetçiliktir. Sol milliyetçi olamaz. Antiemperyalizm
söylemiyle milliyetçilik yapıyorlar. Koca profesörler AB bizi sömürecek
diyor, utanıyorum
- Marx devleti baskı aracı olarak tarif ediyor. Sosyalist veya
kapitalist devlet ayrımı yapmıyor. 'Devlet' diyor. Peki o zaman
sol nasıl devletçi olabiliyor?
- Kemalizm devleti korur. Solcular Kemalizm'le hesaplaşmak zorunda.
Bu ülkede 1930'dan 80'e 17 seçim oldu. İkisinde iktidar seçimle
gelip, gitti
Türkiye, tarihinin en büyük dönüşümlerinden birinden geçerken, kaçınılmaz
olarak birçok siyasi ve sosyal kavram da yerinden oynadı. Özellikle
solculuk ve ilericilik kavramları köklerinden ve evrensel tariflerinden
kopartıldı. Bunda, Kemalist bir ideolojiye sahip olan CHP'nin kendini
sol olarak tarif etmesinin de büyük rolü oldu. Devletçilikle solculuk
özdeşleştirildi. Solculuğun, 'değişimi algılamak ve değişime yön
vermek' anlamına geldiği unutuldu. Hele son dönemde AB üyeliğinin
gündeme gelmesiyle birlikte, 'solculuk, tutuculuk ve devletçilik'
birbirine karıştı. Şimdi Türkiye, bu kavramları yeniden netleştirme
dönemine giriyor. Birçok aydınla birlikte eski Türkiye Komünist
Partisi'nin genel sekreteri Nabi Yağcı da solculuğu bir kere daha
Marksist açıdan tarif ederek, solun siyasi ve sosyal görevlerini
belirginleştiriyor. Bu kargaşaya neden olan CHP'nin siyasi konumunu
da yerine oturtuyor. Bu yüzden Baykal'ın eleştirilerine, hatta saldırılarına
hedef olan Nabi Yağcı, solculuk, Kemalizm ve ulusalcılık arasındaki
farkları anlatıyor. Politikaya kesinlikle dönmeyeceğini söyleyen
Yağcı, 'Ben fikrimi açıklıyorum. Politik kaygılardan arınmış olarak
ne görüyorsam onu söylüyorum. Ben bu özgürlüğü zor kazandım, kolay
terk etmem' diyor.
Sizin ve Mehmet Altan'ın, CHP'nin solcu olmadığına dair yazılarınız
yeni bir tartışma yarattı. CHP'yi neden solcu bir parti olarak değerlendirmiyorsunuz?
Sol bir partinin her şeyden önce değişmeye, geleceğe, hayata, insana
dair bir fikrinin olması lazım. Ama son kongrede gördük, CHP'de
fikir yok.
Eğer bir partide fikir yoksa, o parti sol mu değil mi diye tartışmak
abestir. Elbette CHP'de pek çok düşünen insan var. CHP'nin rafları
araştırmalarla dolu ama vitrininde fikir yok. Avrupa da CHP'ye sosyal
demokrat parti gözüyle bakmıyor. CHP'nin Sosyalist Enternasyonel'den
çıkarılması söz konusu.
Bugün bir partiye solcu diyebilmemiz için o partinin nasıl bir
politika izlemesi gerekir?
Sosyal demokrat, sosyalist, komünist gibi ayırımlar sonra ortaya
çıkar. Önce her sol parti değerlere dayalı bir dünya görüşüne sahiptir.
Solu sol yapan insani değerlerdir. Eşitlik, adalet, bağımsızlık
isteği birer değerdir. Sol bir parti bu değerleri teorileştirir,
partinin politikası haline getirir. Sol bir parti insanı ve yaşamı,
sermayenin insafına terk etmez. Ama sol bir parti sermaye düşmanlığı
da yapmaz. Üretim bolluğu olmadan adalet, eşitlik ve insanın mutluluğu
olmayacağını bilir. Yalnız her şeyi sermayenin insafına bırakmak
da mümkün değildir. Çünkü paranın vicdanı yoktur. Amerika Kyoto
Sözleşmesi'ni imzalamadı. Bilim, ozon tabakasının delinmesiyle her
gün binlerce insanın kanser olduğunu söylüyor. ABD ise ekonomisini
dönüştürebilmek için ciddi bir yatırım harcaması yapması gerektiğinden
anlaşmayı imzalamıyor.
Siz eski Türkiye Komünist Partisi'nin genel sekreteriydiniz ve
bugün AB üyeliğini destekliyorsunuz. Solcu görüşlerinizden vazgeçtiğiniz
için mi destekliyorsunuz yoksa bir solcunun AB'yi desteklemesi gerektiğini
mi düşünüyorsunuz?
Sol olduğum için AB'yi hararetle destekliyorum. Kendimi düne göre
daha çok solcu hissediyorum, bugün Marx'ı daha iyi anlıyorum ve
bir solcunun AB üyeliğini desteklemesi gerektiğini düşünüyorum.
Türkiye gibi gelişmekte olan bir ülkede esas sorun üretimi artırmaktır.
İşsizlik, düşük gelir ve gelir dağılımı bozukluğu ancak üretim artışıyla
çözülebilir. Halk işsizlikten kurtulmak, gelir dağılımını düzeltmek
istiyor. Ülkeye yatırım yapılmasını istiyor. Bu ülkede yıllardır
bu kadar işsizlik varken halk niye AB'yi istemesin? AB üyeliği halkın
çıkarınadır. Soruyu tersten sormak lazım. AB'yi savunmadan Türkiye'de
sol olunabilir mi?
Olunabilir mi peki?
Türkiye'de AB'ye tam üyeliği savunmadan sol olunamaz. Bu ülkede
iç dinamiklerin demokrasiyi ileriye taşıyamadığını herkes görüyor.
Eğer iç dinamikler yeterli olsaydı, bu ülke 12 Eylül rejiminin altında
20 yıl yaşamazdı. Ama bir gecede uyum yasaları çıktı. Bunu iç dinamikle
mi açıklayacağız şimdi? Birileri, 'Biz bunu AB için değil, kendimiz
için yaptık' diyor. Hadi canım, buna kimse inanmaz. Bütün bu değişimler
elbette kendimiz için ama AB nedeniyle yapıldı. Bu değişimlerde
dış dinamik rol oynadı. Bir solcu da dinamiklere bakar zaten.
Eğer bir solcu iç dinamik, dış dinamik, dengelerin hesabını yapmıyorsa,
öngörüleri yoksa, altta akan nehrin eğilimini görmüyorsa, tarih
nereye akıyor diye bakmıyorsa, o zaman niye sola ihtiyaç var ki?
Bunlar, solun düşünsel çabalarıdır. Marksistlerin üstünlüğü de eğilimi
hesap etmek, dünyadaki değişimi, değişimin yönünü herkesten önce
görmektir. Solun varlık nedeni, fırtına gelmeden fırtınayı haber
vermektir. Mesela ben 'Ulus-devlet ömrünü tüketti' diyorum. Ulus-devletler
hâlâ var ama eğilim bitmesi yönünde. Sol da zaten eğilimi ve bugünkü
realiteyi dikkate alan politikalar üretir.
Komünist Partisi'nin başkanı olsaydınız, Marksist bir parti olarak
bugün nasıl bir politika izlerdiniz?
AB üyeliğini destekler ve dünyadaki değişimi yorumlayarak AB'yi
niçin desteklediğimi halka anlatırdım. Ayrıca Marksist olup olmamayı
da partinin birinci meselesi yapmazdım. Çünkü bu parti dünyaya ve
tarihe bakışında çoğulcu olmalı. Görüşlerini Marx'tan da almalı,
Marksizm dışı görüşlerden, Weber'den, İslami düşünürlerden de almalı.
Çünkü bu parti herkese, İslami çevreye de seslenecek. Marksist olsun
olmasın, bir sol parti Türkiye'nin AB üyeliğinin bayraktarlığını
yapmalıdır. 17 Aralık'ta müzakerelere başlama tarihi alındı. Bu
tarihi bir fırsattır.
Hangi açıdan tarihi bir fırsat?
Dünyanın köklü değişimlere girdiği bir süreçte, Türkiye kendi iç
değişimine girdi. Değişim sürecinde dünya ve Türkiye çakıştı. Tarihi
fırsat budur. Türkiye otoriter, oligarşik, bürokratik devlet yapısını
değiştirme süreciyle karşı karşıya bugün. AK Parti'nin varlık nedeni
de bence tarihsel olarak budur. Öte yandan dünya da bilimsel teknolojik
devrimin ve küreselleşmenin getirdiği köklü bir değişim süreci içinde
şu anda. İşte bu iç ve dış değişim süreci birbirini de etkileyerek,
Türkiye'nin önünde bir devrimci fırsat yarattı. Müzakere sürecinde
AB kriterlerinin gerçekleşmesi için atılacak adımlar, uygulamalar
Türkiye'nin devrimci demokratik dönüşümüdür. Türkiye ulusal kurtuluş
devrimini henüz tamamlamadı.
Anlamadım...
Bizde ulusal kurtuluş, sosyal kurtuluşa dönüşemedi. Türkiye ulusal
kurtuluş savaşını verdi, bağımsızlığını kazandı ama sosyal sorunlarını
çözemedi. Türkiye Komünist Partisi'nin önderleri Mustafa Suphi ve
arkadaşları ulusal kurtuluşu sosyal kurtuluşa dönüştürmek için Türkiye'ye
gelmişlerdi. Türkiye'nin devlet yapısını demokratikleştirmek için
tarihi fırsat yakalanmıştı ama öldürüldüler. Şimdi AB sürecinde
yapılacak köklü yapısal demokratik dönüşümlerle, Türkiye'nin ulusal
kurtuluşu sosyal kurtuluşla tamamlanacak. Demokratik dönüşümleri
yapan bir Türkiye'nin ileride AB üyesi olup olmaması önemli değildir.
Çünkü AB'nin müktesabatı Türkiye için 'devrimci demokratik değişim'
anlamına geliyor. Yunanistan ve Portekiz için müktesebat bu anlama
gelmiyordu çünkü onlar demokratik değişimlerini yapmışlardı ama
Türkiye'deki devlet yapısı çok farklı.
Fark nedir?
Bizde, Osmanlı'dan devralınan devlet yapısı var. Asker-sivil yüksek
bürokrasi toprak rantından pay alan, ekonomiden nemalanan, devlete
hâkim olan bağımsız bir sınıf oldu bizde. Batı'daki bürokrasi ise
sınıf değildir, devlete yardım edendir. Şimdi Türkiye bu sınıf yapısını
değiştirmek için zorlanıyor. Bu devrimci bir dönüşümdür. Çünkü devrimciliğin
tarifi devletin sınıfsal yapısını değiştirmektir. Bürokrasinin AB'ye
direnmesinin nedeni bu. CHP, Kemalist bürokrasinin temsilcisi olduğundan,
sıra devlet yapısının değişimine geldiğinde AB'ye fren yapıyor.
Bugün Türkiye'de solcu sıfatını hak edebilecek bir parti var mı?
Türkiye'de AB kriterlerini dikkate almayanı, AB'yi desteklemeyeni
sol olarak görmüyorum ben.
AB devletler üstü bir organizasyona dönüşüyor. Bunu kapitalizmin
yükselmesi olarak mı yoksa devletlerin yok olmasını öngören komünizmin
bir başka yoldan gerçekleşmesi gibi mi görüyorsunuz?
Kapitalizm içinde olan bir değişim bu. Bizim artık bitti, çürüdü
dediğimiz kapitalizm bitmedi. Biten biz olduk, reel sosyalizm oldu.
Kapitalizm ise bilim ve teknolojide sıçrama yaptı, teknolojik devrimi
yakaladı, ekonomik yapıyı dönüştürdü. Üretim yapısı değişti. Artık
sanayi toplumunda değiliz. Kapitalizm açısından sanayi ötesi topluma,
enformasyon toplumuna geçtik. Bize gelince, 'Sol bir parti serbest
piyasayı savunamaz' diye Marksizim adına yanlış tahliller yaptık.
Oysa Marx öyle bir şey demiyor. Ama bunu bilmeyen solcular, serbest
piyasa dediğimizde bunu anti Marksist sanıyorlar. Alakası yok.
Solun, 'serbest piyasa mı, devlet mi' sorusuna cevabı ne olmalı?
Ekonomiden söz ediyorsak 'serbest piyasa' olmalı. Demokrasiden söz
ediyorsak 'vesayetçi olmayan bir demokratik rejim' olmalı. Özgürlüğüme
kendim karar vermeliyim. Baba sopasıyla, onun istediği kadar özgür
olmamalıyım. Marx, devleti her halükârda bir baskı aracı olarak
tanımlıyor ve sosyalist ya da kapitalist devlet ayırımı yapmıyor.
Sadece 'devlet' diyor. Peki o zaman sol nasıl devletçi olabiliyor?
Bu sorular hâlâ sorulmuyorsa, bu, düşünce tembelliğidir. Avrupa
komünizmi bunu görmüştü. 'Kapitalizm sömürüyor' demeden önce üretici
güçlere bakmak lazım. Bugün dünyada daha fazla üretim var, daha
fazla zenginlik üretiliyor. Üretici güçler atak yaptı. Devlet ise
bu üretici güçlere engel oluyor. Bu yüzden temel soru artık şu olmalı.
Kaynakların ve gelirin dağılımına kim karar verecek? Devlet mi yoksa
piyasa mı?
Kim karar verecek sizce?
Sanayi toplumu zamanında devletin kaynak dağıtması üretici güçleri
geliştiriyordu. Ulusal ekonomilerden söz etmek o tarihte doğruydu.
Ama bugün ulusal ekonomiden söz etmek tutuculuktur. Devlet, üretici
güçlere fren oluyor. Üretici güçleri serbest piyasa geliştiriyor.
Çünkü serbest piyasa devleti aştı ve uluslarüstü oldu. Bu gelişmeye
paralel bir başka süreç daha yaşandı. İnsan hakları hukuku da devletleri
aştı ve bugün uluslarüstü insan hakları hukukundan söz ediyoruz.
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi işte budur.
Mehmet Altan'ın yazısından sonra Kemalistlerin asla solcu olamayacağı
tartışması da başladı. Kemalistler solcu olabilir mi?
'Kemalizm sol olamaz' tespiti belki dün için pek değil ama, bugün
için doğru bir tespit. Kemalizm, devletin kurucu ideolojisidir.1920'lerde
devleti savunmak, ulusal kurtuluş devrimini savunmak anlamına geldi.
Ama giderek o devrimci dönem bitti ve devlet klasik devlet olarak
işlevine başladı. Kemalist ideoloji ise bu arada Cumhuriyet devrimlerini
gerekçe göstererek devleti korumayı hep öne aldı. Kemalist ideoloji
devrimleri geliştirmedi, çağdaşlaştırmadı, tersine dondurdu. Böylece
Kemalizm, donuk ve bürokratik bir devlet ideolojisi haline geldi.
Ayrıca öyle bir korku psikozuna girdi ki, hep halktan devlete karşı
yıkıcı bir şey bekledi ve devleti halka karşı korudu. Bugün de 'rejim
tehlikede' diyerek bu korkuyu hâlâ aşılıyor. Sormak lazım, hangi
rejim tehlikede? Demokratik rejim mi tehlikede? Hayır, bürokratik,
otoriter rejim tehlikede. Demokratik olmayan devlet yapısı tehlikede.
Solcular, Kemalist düşünceyle sol arasındaki bu düşünce farkını
ortaya koymak, Kemalizm'le hesaplaşmayı tamamlamak zorunda. Sol,
Kemalizm'den arınmalı. Bu da ancak dünyaya açılarak, devletçi yaklaşımlardan
kurtularak yapılır. Bunun da somut hedefi AB'dir.
Kemalizm'le solculuk arasındaki temel farklar ne?
Dün bunlar iç içeydi. Ama bugün ilk ayrışma kabaca 'devletçi olan
ve olmayan' diye yapılmalı. Mesela solcularla liberaller bu anlamda
aynı partinin çatısı altında bulunabilirler. Çünkü liberaller de
serbest piyasadan yanalar ve devletçiliğe karşılar.
Neden Türkiye yıllarca Kemalizmi solculuk olarak algıladı?
Felsefe yoktu da ondan. Felsefesiz bir toplum düşünemez, eleştiremez,
eleştiremeyince de bulamaz. Biz düşünmekten korkan bir toplumuz.
1930'lardan 80'e kadar ülkede 17 seçim yapıldı. Sadece ikisinde
iktidar seçimle gelip seçimle gitti. Düşünce ve inanç özgürlüğünün
olmadığı yerde de Kemalizm, solculuk, ırkçılık birbirinin içine
girdi. Bugün antiemperyalizm söylemi altında milliyetçilik yapılıyor.
MHP'liler bile antiemperyalizm, Avrupa emperyalizmi demeye başladı.
Koca koca profesörler çıkıyor, AB bizi sömürecek diyor, utanıyorum.
Peki sömürüden kurtulmak için sınırları kapatmak mı lazım? Kapatınca
sömürü bitecek mi? Peki iç sömürü ne? Bir solcu için sermayenin
ırkı neden önemli olsun? Halk yıllarca korumacılık yüzünden geri
teknolojili pahalı ürünler satın aldı. Halkı korumak mı bu? Bu mantık
solda değişmedi. Ve antiemperyalizm milliyetçilik yapmanın solcu
gerekçesi oldu. Oysa emperyalizm, sermayenin silah gücüyle bir ülkeyi
işgal etmesidir.
ABD'nin Irak'ı işgali gibi mi?
Evet emperyalizm, Bush'un Amerika'sının Irak'ı işgal etmesidir.
Bush yönetiminin küreselleşmeye direnmesidir Irak Savaşı. Global
sermayenin ise savaşa ihtiyacı yoktur, Bush yönetimi globalizme
karşıdır. Bugün Amerika'da hâlâ Soğuk Savaş'ın ekonomik yapıları
var. Büyük ölçekli savaş ve petrol sanayi hâlâ ekonominin ağırlıklı
sektörlerini oluşturuyor. Amerika bir taraftan bilişim sektöründe
küreselleşmenin öncülüğünü yapıyor, bir taraftan da tesis ettiği
siyasal yapı küreselleşmeye fren oluyor. AB ise küreselleşme mantığına
uyan bir yapı gösteriyor.
Bugün CHP'yi destekleyen ama faşizme, ırkçılığa, içe kapanmacılığa
karşı çıkan kitleler var. Onları nasıl tarif edeceğiz?
Bu insanlar Atatürkçü. Atatürk, genel eğilim olarak modern Türkiye'yi,
çağdaşlığı istiyorsa Atatürkçülüğün yanında olunur. O anlamda ben
de Atatürkçüyüm. Kemalizm, Atatürkçülükle aynı değil. Kemalizm,
Atatürkçülüğün devleti koruma biçimini almasıdır.
Birçok eski solcunun ulusalcı olduğunu görüyoruz. Ulusalcılığı
siz nasıl tarif ediyorsunuz?
Ulusalcılık tamamıyla bir aldatmaca. Ulusalcı deyince sanki ilerici
oluyorsun. Hayır öyle değil. Ulusalcılık, milliyetçiliktir. Solcular
enternasyonal oldukları için milliyetçi olamazlar. Solcular yurtseverdir.
Bir ülkeyi sevmek, insanı, toprağı, ekonomisi, havası ve suyuyla
sevmek, o ülkenin gelişmesini istemektir yurtseverlik. Yurtseverlikle
ulusalcılığı kesinlikle birbirinden ayırmak lazım.
Neden eski solcuların bir kısmı ulusalcı oldu?
Eğer ilerleyemezseniz gerilersiniz. Dünya ilerliyor ve siz duruyorsanız,
siz aslında durmuyorsunuz, geriliyorsunuzdur. Bir tek milliyetçilik
kaldı geride. Antiemperyalizm ve ekonomik bağımsızlık söylemiyle
şimdi milliyetçilik yapılıyor. Ekonomik bağımsızlığın bugünün dünyasında
hiçbir anlamı yok oysa. Türkiye'nin önündeki temel mesele devleti
demokratikleştirmektir. Bu yapısal bir dönüşümdür, demokratik devrimdir.
Sol literatürde demokratik devrim vardı ama sol bunu unuttu.
Neşe Düzel - Nabi Yağcı ile söyleşi, Radikal
24.10.2005
|