|
Karar, tam da "azınlık hakları"nın konuşulduğu gün çıktı.
AİHM, Leyla Şahin davasında devleti haklı buldu.
Biliyorsunuz, başörtüsü taktığı gerekçesiyle Cerrahpaşa Tıp Fakültesi'nden
atılan öğrenci Leyla Şahin, "eğitim hakkını engelleyenleri"
köşeye sıkıştırmak amacıyla Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne başvurmuş,
mahkemenin aleyhte kararından sonra da temyize ("Büyük Daire"ye)
gitmişti.
Büyük Daire, büyüklüğünü gösterdi ve hangi hukuka istinat ettiğini
bilmediğimiz bir kararla "eğitim hakkını sınırlayanların haklı
olduğu" görüşüne vardı.
Bir görüştür.
Bağlayıcılığı yoktur.
Bağlayıcılığı olan tek konu şu: Adını, pek çoğumuzun kutsallaştırdığı
"insan hakları" kavramından alan Avrupa İnsan Hakları
Mahkemesi, tarihinin en zor ve en belirleyici sınavında sınıfta
kalmıştır.
Şimdilik, sadece "güncel karar" üzerinden yürüyebiliriz;
çünkü AİHM henüz gerekçeli kararını açıklamış değil.
Fakat, "Bu kararın iç hukukta bağlayıcı özelliği bulunduğunu,
artık başörtüsü sorunu diye bir sorunumuz olmadığını, Türkiye'nin
bundan böyle aksi yönde bir düzenleme yapma olanağının da ortadan
kaldırıldığını" söyleyenlere de ne oluyor?
Birincisi, AİHM, yasak koymamıştır. Sadece önüne gelen bir dosya
üzerinden görüşünü bildirmiştir. Kafasına göre kural ihdas etmek,
zaman zaman kendini parlamento yerine koyup yürürlük maddelerini
iptal etmek sadece bizim Anayasa Mahkemesi'ne özgü bir hoşluktur.
İkincisi, Türkiye'de başörtüsü sorunu diye bir sorun vardır ve
bu sorun ideolojik değil, sınıfsaldır.
Üçüncüsü, AİHM kararının hiçbir bağlayıcılığı yoktur. Bu, şayet,
YÖK'ün terbiye düşkünü başkanı Erdoğan Teziç'in zanettiği gibi "iç
hukuku belirleyen" bir karar olsaydı, AİHM'ye üye veren ülkelerin
üniversitelerinde de başörtüsü yasağı uygulanırdı ve her ülke iç
hukukunu buna göre düzenlerdi.
Dördüncüsü, Türkiye'de her zaman aksi yönde yasal düzenleme yapılabilir
ve bu ne Avrupa'yı, ne AİHM'yi, ne de yasaksever akademisyenleri
ilgilendirmektedir. Türkiye'de aksi yönde düzenleme yapılsa, AİHM
bu kez kararını cari iç hukuk düzenlemesine göre verecektir.
Beşincisi, hiçbir yasa kutsal, dokunulamaz, değiştirilemez değildir.
Altıncısı ve sonuncusu da şu:
Evet, azınlık hakları konusunda hassas, çoğunluk hakları konusunda
da kulağının üstüne yatmayı tercih eden Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi
yanlış yapmıştır ama, tamamen bir iç hukuk düzenlemesinden ibaret
olan meseleyi Avrupa'ya taşıyıp "yasakçılar"ın elini güçlendirenler
de bu yanlışa ortak olmuştur.
Ahmet Kekeç, Yeni Şafak
11.11.2005
|