| |
'Hitler, işsizliğin çok yoğun olduğu dönemde iktidara geldi...
Demokrasinin MGK'ya ihtiyacı var... AB'deki demokrasi bize 15 yılda
gelir... Telekom'un özelleşmesine karşıyım... ABD'yle aramıza mesafe
koyabiliriz'
Kemal Derviş, en kötü günlerimizde parlak bir kuyrukluyıldız gibi
girdi Türkiye'nin siyasetine. Amerika'dan gelir gelmez siyaset ve
ekonomi gündeminin merkezine yerleşti. Türkiye'nin en çok sevilen
ve en çok kızılan adamı haline geldi. Daha sonra solu birleştirmek
için fiilen siyasete atıldı, çeşitli maceralardan sonra da CHP'ye
katıldı. Birbuçuk yılı aşkın bir süre bakanlık yapan Kemal Derviş'in
ekonomi konularındaki görüşleri hakkında epeyce bir bilgimiz var.
Ama Kemal Derviş'in Türkiye'deki siyasi yapı, demokrasi, şeriat
tehlikesi, laiklik, Kopenhag Kriterleri'nin Türkiye'de uygulanıp
uygulanamayacağı konularındaki düşünceleri hakkında net bir bilgimiz
yok. CHP'den milletvekili adayı olan Kemal Derviş'le ekonominin
yanı sıra, siyaset ve demokrasiyi de tartıştık. Türkiye'nin Amerika'dan
nasıl görüldüğünü, demokrasiye hangi şartlarda ulaşabileceğimizi,
Türkiye'deki asker-sivil ilişkilerini, Kopenhag Kriterleri'ni Avrupalı
devletler gibi bütün şartlarıyla uygulayabilmek için Türkiye'de
hangi değişimlerin olması gerektiğini, özelleştirme konusundaki
tavrını, bakanlığı döneminde MHP ile arasında büyük tartışma yaratan
Telekom için neler düşündüğünü konuştuk.
Siz uzun yıllar Amerika'da yaşadınız, Dünya Bankası'nda başkan yardımcılığı
gibi üst düzey görevlere geldiniz ve Türkiye'yi Amerika'dan izlediniz.
Amerika'dan bakıldığında Türkiye nasıl gözüküyordu?
Ben dostluklarımı koruyarak, Türkiye'yi içeriden de izledim. Yeni
Demokrasi Hareketi'ne katıldım. Ama temelde haklısınız, Türkiye'yi
Amerika'dan da izledim. Amerika'dan bakıldığında, Türkiye iki farklı
dünya arasında gidip gelen bir ülke gibi gözüküyor. Büyük bir başarı
ile büyük bir başarısızlık ikileminden bir türlü kurtulamayan bir
ülke görüntüsü bu. Birinci ligde oynayabilecek ama arada bir üçüncü
lig davranışlarını, performansını gösteriyor, krizlere giriyor.
Yani tam başaracak ama tam da başaramıyor. Bir bakıyorsunuz çok
iyi işler yapıyor, bir bakıyorsunuz çok kötüye gidiyor. Bu yüzden
bana hep şu soruldu: 'Türkiye çok başarılı bir ülke mi olacak? Yoksa
çok başarısız bir ülke mi olacak?'
Peki bugün baktığınızda, Amerika için gelişmiş bir Türkiye mi önemli?
Yoksa Amerika'nın sözünden çıkmayan bir Türkiye mi?
Amerika'nın da, bizim de çıkarlarımız var. Bazı alanlarda ulusal
çıkarlarımız örtüşebilir, bazı alanlarda da örtüşmeyebilir. Örtüştüğü
zaman, Amerika güçlü bir Türkiye ister. Ama örtüşmediğinde, Amerika
bizim kendisine daha bağlı olmamızı önemseyebilir. Ulusal çıkarların
örtüşmediği alanlarda biz tersine bağımsızlığımızı ve gücümüzü korumalıyız.
Bu konularda bizim Amerika'yla aramıza belli bir mesafe de koymamız
gerekebilir.
Türkiye'nin gelişmiş bir demokrasi olmasıyla Amerika'nın çıkarları
çatışırsa, Amerika nasıl bir tutum alır sizce?
Amerika kendi ulusal çıkarını her zaman ön planda tutar. Bizi etkilemeye
çalışabilir ama Türkiye küçük bir ülke değil. Akıllı Amerikalılar
Türkiye'yi ancak bir noktaya kadar etkileyebileceklerini bilirler
ve onun ötesinde olmayacak işlere girişmezler.
Amerika'yı her zaman akıllı Amerikalılar mı yönetiyor?
Hayır.
Biz bugüne kadar IMF ile 18 anlaşma yaptık ama sorunlarımızdan kurtulamadık.
Suç, IMF'nin reçetelerinde miydi? Yoksa Türk politikacıların ekonomik
çözümleri ciddiye almamasında mı?
Sorunlarımızın şimdiye kadar yeterince çözülmemesi bizim kabahatimiz.
IMF de tabii bazı hatalar yaptı. Bankacılıktaki dengesizliği hesaba
kattığınızda, 2000'de kur çapasını önermek çok tehlikeli bir politikaydı.
Biz de bunu benimsememeliydik. Bankacılı-ğı bu kadar uzun zaman
sürünceme-de bırakmak, içlerinin boşaltılmasını durdurmamak büyük
hataydı. Ama unutmayalım, Türkiye'nin ekonomi politikaları eninde
sonunda hep Türkiye'de oluşuyor. Öyle de olması gerekiyor. Zaten
şu anki IMF programı bizim programımız. Özünü biz hazırladık ve
bunu IMF ile tartıştık.
Siz, Türkiye'ye ekonomik sorunları çözmek için geldiniz, daha sonra
fiilen siyasete katıldınız. Siyasete katılmadan ekonomiyi çözemeyeceğinizi
mi düşündünüz?
Aynen. Ekonomik sorunların kaynağında siyasi yapıdaki bozuklukların
olduğunu,bozuklukların kaldırılmasına yardımcı olmadan ekonomideki
işi de tam başaramayacağımızı gördüm.
Siz, solu birleştireceğinizi ve siyasete girmenizin birinci şartının
bu olduğunu söylediniz. Sol birleşmedi. Türkiye'de sosyal demokratlar
niye birleşmiyor sizce?
Türkiye'de sosyal demokratlar bir amip gibi sürekli bölündüler.
Bu çok üzücü. Gerçi Türkiye'de sağ da birleşemiyor. Biz birleşmekte
güçlük çekiyoruz. Kişilikler, kişiler, liderlik hikâyesi çok önemli
Türkiye'de. Lider tabii önemlidir ama bizdeki kadar olmamalı. Bazı
kişiler, maalesef benim olsun küçük olsun anlayışını benimsiyor
gibiler. Bütün bunlar ve benim anlamadığım, bilmediğim bazı olaylar,
soldaki toparlanmayı zorlaştırdı. Ama CHP bu seçimde büyük farkla
sosyal demokratların Türkiye'deki partisi olacak.
Peki sizce soldaki politikacıların kişisel ihtirasları, düşüncelerinden
daha mı güçlü?
Bazılarının öyle gözüküyor açıkçası. Sosyal demokraside bunu anlamak
güç. Çünkü sağ felsefede, özellikle de aşırısında, lider kutsaldır.
Der führer' dir, başbuğdur. Sol ise tam tersini söyler. Sol, kurumları,
özgürlüğü, tartışmayı, insanların eşitliğini önemser. Birinin kesin
liderliğinin yanlış olduğunu vurgular, demokratik değerlere sahip
çıkar. Soldaki bu 'lider kültü' rahatsız edici ama böyle bir olay
var.
Siz artık bir siyasetçisiniz. Sadece ekonomi değil, yasal yapı ve
hukuk gibi konular da artık sizin doğal konularınız. Ama sizden
Türkiye'deki hukuksal ya da siyasal yapı konusunda çok fazla eleştiri
duymuyoruz. Bu yapılarda düzeltilmesi gereken bozukluklar görmüyor
musunuz?
On sekiz ay boyunca ekonomiyle direkt ilgili olmayan sorunların
ayrıntısına girme, o konudaki bütün fikirleri öğrenip tartışma fırsatını
bulamadım.
Siyasal ve hukuksal yapıyı düzeltmeden Türkiye'nin ekonomik sorunlarını
çözebileceğine inanıyor musunuz peki?
Hayır ama ben takım işine inanıyorum. Ben her konuda fikrim, bilgim
ve çözümüm var havasında değilim.
Sizce Türk siyasal sisteminin demokrasiyle çatışan en önemli özelliği
hangisi?
Demokrasiyle çatışan demek, ağır bir sunuş tarzı. Türk demokrasisi
bayağı gelişti çünkü. Bugün Türkiye Komünist Partisi sokaklarda
arabasıyla dolaşıyor, fikrini açıkça söyleyebiliyor. Öğrenciler
TKP bayrağını açabiliyor. Bunlar Türkiye'deki güzel ve yeni şeyler.
Çok da karamsar olmayalım.
Komünist Partisi, ancak Sovyetler Birliği çöktükten ve komünizim
bir tehlike olmaktan çıktıktan sonra serbest bırakıldı. TKP, uzun
yıllar yasaklandı ve bu uğurda hayatlar söndü, büyük bedeller ödendi,
acılar çekildi bu ülkede.
Doğru, haklısınız.
Siz, MGK'nın Türk siyasetindeki yerini nasıl değerlendiriyorsunuz?
MGK, Silahlı Kuvvetlerimizin de içinde bulunduğu kurul. Ben Türkiye'de
kurumların önemine çok inanıyorum. Silahlı Kuvvetlerimiz, Türkiye'de
çok önemli bir kurum. Tarihi bir kurum ve başka ülkelerdeki duruma
da pek benzemiyor. Silahlı Kuvvetler, ulusal birliğimiz, Atatürk
devrimleri ve laiklik konularında hâlâ belli bir sorumluluk taşıyor.
Biliyorsunuz laiklik önemlidir. Laiklik, çağdaşlığın çok önemli
bir boyutudur. Silahlı Kuvvetler, Osmanlı'nın çöküşünden sonra ortaya
çıkan bu yeni Cumhuriyet'te her zaman askerlik ötesinde önemli bir
görev yaptı. Ama hiçbir zaman bu görevi, bir askeri rejim kurmak
yönünde kullanmadı. Gücünü kullanmadı. Siyasi hayata karışma olayı
olmuştur...
Biz bu ülkede darbeler yaşadık...
Darbeler yaşadınız ama başka ülkelerde bir subay, general, albay
darbe yapıyor, otuz yıl ülkenin başında kalıyor. İran'da bir yüzbaşı
darbe yaptı, sonra kendini kral ilan etti. Bizdeki durum çok farklı.
Silahlı Kuvvetler kurum olarak hareket ediyor, kişisel hareket etmiyor.
Silahlı Kuvvetlerimiz, ülkenin ekonomik olsun, siyasal olsun gerçekten
çok zor duruma düştüğü, çıkmaza girdiği durumda hareket etti.
MGK'nın Türk siyasetindeki yerini nasıl değerlendiriyorsunuz?
Demokrasi, demokrasi karşıtlarına karşı kendini her zaman korumak
durumundadır. Faşizm, komünizm türü olaylara karşı kendini koruyamıyorsa,
o ülkede hiçbir özgürlük kalmaz.
Batılı anlamda çağdaş bir demokrasi kendini hukuk düzeniyle ve hukuk
sistemiyle korumaz mı? Silahlı kuvvetlerle mi korur?
Biz o düzeye ancak gelebiliyoruz şu günlerde. Uzun yıllar o durumda
değildik. Almanya, İtalya ve İspanya'da da demokrasi kendini koruyamadı.
Bu kolay değil. Demokrasi çok zor ve çok değerli. Mesela Amerika'da
anayasayı ihlal edemezsiniz, anayasaya saygı var. Türkiye'de ise
bazı siyasi partiler, bazı siyasiler demokrasiyi seçim kazanıp veya
seçimle bir güç elde edip kendi yandaşlarını devletin kilit noktalarına
taşıma ve devleti ele geçirme aracı olarak görüyor. Bu demokrasi
değildir. Şimdi sivil kurumlar kendi başına bunu önleyemiyorsa,
işte o zaman geçmişte olduğu gibi TSK'nın güçlü bir şekilde temsil
edildiği MGK, Cumhurbaşkanlığı gibi anayasal görevleri olan bazı
kurumlar bu duruma müdahale etmiştir. TSK'nın, hiçbir zaman durup
dururken, ortada hiçbir sorun, çözümsüzlük, bir anayasa ihlali yokken
demokrasiyi zedeleyecek bir tutumunu ben şahsen hatırlamıyorum.
Darbelerin kendisi Anayasa'yı ihlal etmek değil midir zaten?
Keşke Alman ordusu 1933'te Hitler başbakan olduğu zaman Hitler'e
karşı darbe yapsaydı. O kadar açık söyleyeyim. Belki kırk milyon
insan ölmezdi.
Avrupa Birliği, MGK'nın siyasetteki yerini, askerin siyaset üzerindeki
ağırlığını eleştiriyor. Bunun Kopenhag Kriterleri'ne uymadığını
söylüyor. AB, Türkiye'deki asker-sivil ilişkisini eleştirmekte haksız
mı?
Bir ölçüde haksız. Türkiye kendi şartlarında bir evrim içindedir.
İtalya ve İspanya'daki evrimden farklı bir evrimdir bu. Ama ulaşacağımız
son nokta tabii ortaktır. On, onbeş yıl sonra Türkiye'de ulusal
birliği, laikliği tehdit edebilecek unsurlar son derece marjinal
bir hale gelirse... Mesela komünizm demokrasi karşıtı olmasına rağmen
bugün önemli değil. TKP artık arabayla dolaşsın, propaganda yapsın.
Laikliği ciddi biçimde tehdit eden unsurlar da işte o hale geldiği
zaman, biz de çok rahat oluruz. Türkiye'de demokrasi kendini korumak
durumundadır. Kendini tek başına koruyamaz durumdan artık çıkıyor
ama bunu sağlamlaştırmak lazım. Demokrasinin Anayasa'ya ve MGK gibi
anayasanın önemli kurumlarına ihtiyacı var. Ekonomik ve sosyal sıkıntılar,
işsizlik Türkiye'yi daha tehlikeli bir ortama itiyor. Almanya'da
Hitler işsizliğin çok yoğun olduğu dönemde başa geldi, bugün gelemezdi.
Dolayısıyla ancak bir iyileşme süreci içinde Türkiye'de de demokrasi
güç ve bağışıklık kazanacak.
Peki sizce Türkiye'de şeriat tehlikesi var mı?
Vatandaşların çoğunluğu değil ama önemli bölümü, inanç ve din dünyasıyla
siyaset ve kamu dünyasının ayrılması gereğine yeterince sahip çıkmıyor.
AKP'ye oy vereceğim diyenlerin önemli bölümü şeriat istiyor. Ama
ben şeriat tehlikesi var demiyorum.
Eğer siz 'Şeriat tehlikesi var' diyemiyorsanız, Türkiye'ye özgü
bir demokrasi anlayışını savunmaktan da vazgeçmeniz gerekmez mi?
Şeriat tehlikesi yoksa, neden siz Batı tipi çağdaş demokrasi yerine
Türkiye'ye özgü bir demokrasiyi savunuyorsunuz?
Şu anda var demedim ama olabilir, bir potansiyel tehlike oluşabilir.
Dikkatli olmak lazım. Bence bugün Türkiye'de şeriat tehlikesi yoktur
ama ekonomik sorunlarımızı çözmezsek, o tehlike hiçbir zaman ya
da yarın olmayacak demek doğru değildir. Bir ekonomik çöküntüyle
ve işsizlikle beslenebilecek bir şeriat tehlikesi olabilir.
Siz Dünya Bankası'ndan geldiniz ama sizin döneminizde Cumhuriyet
tarihinin en büyük devletleştirilmesi yapıldı. özel bankaların yarısı
devletin oldu ve devlete bunların yükü 14 katrilyon lirayı buldu.
Bu bedeli de sonuçta vatandaş üstlendi. Piyasanın işleyişi içinde
çözülemez miydi bu sorun?
Demirbank olayı benden önceydi. Sorun piyasanın işleyişi içinde
çözülemezdi çünkü vatandaşın mevduatı söz konusuydu. Devlet o kaynağı
bankaların bilançosuna, vatandaşın mevduatını çekebilmesi için koymak
zorundaydı. Yoksa biz bankasını boşaltan insanın cebine beş kuruş
para sokmadık.
Ama bu paralar geri de alınamadı, değil mi?
Giden paraların bir kısmı alınacak, bir kısmı da maalesef tümüyle
kalacak.
Siz, Telekom'un özelleştirilmesi konusunda MHP'li bakan Enis Öksüz'le
olaylar yaşadıız. Şimdi ise 'Telekom'un fiyatı düşük. Özelleştirilemez'
diyorsunuz. Bu bir çelişki değil mi?
Hayır değil.
Özelleştirme bir fiyat ya da eder sorunu değildir ki. Özelleştirme
acil yapılması gereken bir dönüşüm. Yolsuzlukların önlenmesi, kamu
maliyesinin soyulması ancak devletin ticaret ve sanayiden elini
çekmesiyle olur. Telekom'a
iyi fiyat alacağım diye beklerseniz, Telekom'daki muhtemel yolsuzluklardan,
siyasi rüşvetlerden kaybınız çok daha yüksek olmaz mı?
Türk devleti bir şeyin sahibiyse, bunu satmanın zamanını iyi seçmelidir.
Bütün dünyada telekomünikasyon piyasası çökmüş, 'Hisselerimizi en
düşük noktada satalım' diyemem ben. Sorunuzda da bir yanlışlık var.
Ben sayın Öksüz ile Telekom'un özelleştirilmesi konusunda kavga
etmedim. Ben, Telekom'un bir siyasi parti aracı olarak değil, ülkenin
çok değerli bir kurumu olarak profesyonelce yönetilmesi gerektiğini
savunduğum için kavga ettim. 'Telekom özelleştirilsin' demedim.
Telekom'un özelleşmesine o dönemde de taraftar değil miydiniz?
Değildim. Şu anda da değilim.
Devleti küçültmenin 'özelleştirme'nin dışında bir yolu yok. Siz
devletin ekonomideki gücünü nasıl azaltmayı düşünüyorsunuz?
Ben bir sosyal demokrat olarak 'Şirketler herhangi bir fiyatla özelleştirilsin.
Verelim, kurtulalım' anlayışı içinde değilim. Bakınız, THY güçlü
bir devlet kurumu olarak iyi çalışıyor ve kâr ediyor. Bu da mümkün...
Neşe Düzel - Kemal Derviş ile söyleşi, Radikal ;
21.10.2002
|