Türban ve AKP'nin derin çelişkisi

 

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin (AİHM) türban konusunda aldığı kesin karar ile, AKP hükümetinin türbanı 'Avrupa tarikiyle' meşrulaştırma projesinin çıkmaz sokağın sonundaki duvara çarptığını görüyoruz. Uluslararası hukuk açısından bundan sonra gidecek bir yer kalmamıştır.
Bu karar, AKP ile Avrupa Birliği ilişkilerinde, herhangi bir mahkeme kararının çok ötesinde siyasal sonuçlar doğurabilir.
İki gün önce TBMM Başkanı Bülent Arınç'ın söylediklerinden ('Bundan sonraki cumhurbaşkanı mutlaka Çankaya'da türbana izin verecek!') ve Dışişleri Bakanı Abdullah Gül'ün AİHM kararına tepkisinden ('Yasaklar kimseye şeref vermez!') anlıyoruz ki, AKP'nin türban projesinden vazgeçmesi söz konusu değildir. Memlekete geri dönülerek yeni çıkar yollar aranacaktır...
Aslında, AKP'nin kafasını tosladığı duvar, sadece türban konusunda değil, AKP'nin Avrupa projesinin iç çelişkisini dışa vurması açısından da anlamlıdır...
Ne demek istediğimi açıklayayım: Aslında Batı ve AB karşıtı 'Milli Görüş'çü kadrolar tarafından kurulan AKP'nin Avrupa Birliği projesine bu denli gönül bağlamasının arkasında ülkenin içindeki siyasal dengeleri kendi uzun vadeli hedeflerine uyacak biçimde değiştirmenin yattığını yerli-yabancı tüm gözlemciler biliyor. Refahyol hezimetini içerden yaşayan AKP yönetimi, tek başına yapmayı göze alamadığı ya da gücünün yetmeyeceğini bildiği değişiklikleri ya da 'reformları' ancak AB kaldıracı ile gerçekleştirebileceği sonucuna varmıştı; uzun vadeli stratejisini bunun üzerine kurdu, çok çalıştı ve epey yol aldı.
Türkiye'de cılk bir yara halini almış olan türban sorununu AB tarikiyle çözmek de bu büyük projenin alt amaçlarından birisiydi...
Avrupa'nın, Cemalettin Kaplan'ın spor salonlarında yaptırdığı suikast provalarına bile tahammül gösteren özgürlükleri o kadar sınırsız görünüyordu ki, başarıya inanç tamdı.
Ne var ki, biraz da 11 Eylül'ün etkisiyle, Avrupa'da hava döndü; o zaman, ilginç bir diyalektik devreye girdi. AKP artık yakın hedefe ne kadar yaklaşırsa, uzak hedeften o kadar uzaklaşıyordu. O kadar ki, Türkiye'nin 'katı laikçi rejimi' içinde bile yapabileceği bazı şeyleri Avrupa yüzünden yapamayacak durumlara düşüyordu.
İlk hayal kırıklığı Refah Partisi'nin kapatılmasıyla ilgili AİHM kararında yaşandı. Bunun ardından zinanın suç haline getirilmesi girişimine gösterilen sert AB tepkisi geldi ve tam bir şoka yol açtı. 'Aa, bu AB bizim bildiğimiz gibi değilmiş! Zaten Türkiye bağımsız bir devlettir!' diye homurdanmalar başladı.
Son türban kararı bu homurtuları yükseltecek, AKP içinde belirli kesimlerin AB konusundaki tereddütlerini pekiştirecektir. Bu, ilerideki bazı oylamalarda, örneğin katma protokolün Meclis'teki oylanmasında siyasi sonuçlara da dönüşebilir.
Son karardan sonra AKP, oturduğu zemini boyaya boyaya kendisini köşeye sıkıştırmış boyacı görünümündedir.
Şimdi ne yapacaktır? Boyalara basa basa da olsa kapıya koşması olası mıdır?
Kritik bir dönem başlıyor. Birlikte izleyeceğiz.

Haluk Şahin, Radikal
11.11.2005