| |
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi türban konusunda sadece Türkiye'de
değil, tüm kıtada derin etkiler yapacak tarihi bir karar verdi.
Hem de hükümet talimatıyla pasif savunma yapılmasına rağmen. İtiraf
eder mi bilmiyoruz ama bu karar tabanı ile devlet arasında sıkışan
iktidarı da rahatlatacak...
İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi eski öğrencisi Leyla Şahin'e
Türkiye büyük bir teşekkür borçlu. Ayrıca Avrupa da.
Şahin türbanı nedeniyle öğrenimini sürdürememesini şikayet için
21 Temmuz 1998'de Avrupa İnsan Hakları Komisyonu'na başvururken,
girişiminin tarihi öneminin ne denli farkındaydı bilmiyoruz ama
adı artık hukuk tarihine girdi.
Onun sayesinde Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) dün türban
konusunda
"İskender'in kılıcı" kadar keskin ve olağanüstü önemde
bir karar verdi. "Olağanüstü" sıfatında zerrece abartı
yok. Çünkü üniversitede türban yasağının laiklik, eşitlik ve kadın
hakları adına "zorunluluğunu" hükme bağlayan bu karar,
AB'nin Türkiye belgelerine girecek.
Davanın uzun geçmişini anlatmayacağız. Ancak Alt Daire'deki ve Büyük
Daire'deki duruşmalarda devlet avukatlarının savunmaları arasındaki
uçurumu hatırlatmamız şart.
Tarihe not düşmek için.
Leyla Şahin AİHM'de davayı Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin (AİHS)
9'uncu maddesinin "Düşünce, vicdan ve din özgürlükleri"nin
ihlali iddiasıyla açtı.
7 yargıçlı mahkemede taraflar 19 Kasım 2002'deki duruşmada dinlendi.
Şükrü Alparslan ve Sait Güven adlı iki serbest avukat Türkiye Cumhuriyeti
Devleti adına yaptıkları savunmayı "Başörtüsünün masum bir
yaşama biçimi olmanın dışında Cumhuriyet ilkelerine karşı bir sembol
olduğu" görüşüne dayandırdılar.
Bu savunma henüz iki haftalık AK Parti iktidarında kıyameti kopardı.
Gül (o tarihte Başbakan'dı) savunmanın geri çekilmesi talimatını
verdi. Çekildi de.
Ancak bu gelişme AİHM'in 29 Haziran 2004'te oybirliğiyle yasağa
destek vermesini engellemedi. Kararda türban yasağının "Düşünce,
vicdan ve din özgürlüklerinin ihlali anlamına gelmediği" vurgulandı.
Ayrıca, "Siyasal İslam'ın simgesi" olduğu da.
Türkiye için bağlayıcı
Şahin'in avukatları kararı temyiz ettiler. Yani, Yüksek Daire'ye
götürdüler. Ancak taktik değiştirerek: Türkiye'nin AİHS'nin yalnızca
9'uncu maddesini değil, ayrıca aile yaşamı ve özel yaşamla ilgili
8'inci maddesini, ifade özgürlüğüyle ilgili 10'uncu maddesini, ayrımcılığın
yasaklanmasıyla ilgili 14'üncü maddesini ve eğitim hakkıyla ilgili
1 No'lu Porotokol'ün 2'nci maddesini de ihlal ettiğini öne sürdüler.
17 yargıçlı Büyük Daire'de temyiz duruşması 18 Mayıs 2005'te yapıldı.
Türkiye'yi Dışişleri hukuk müşavirlerinden Münci Özmen temsil etti
ve Gül'ün talimatıyla pasif ve kısa bir savunma yaptı. 75 dakika
süren duruşmada sadece 9 dakika konuşan Münci, "Mahkeme kararının
onanmasını istiyoruz" demekle yetindi. "Ancak hükümetimiz
özgürlüklerin kapsamının genişletilmesinden yana" diye ekleyerek.
Büyük Daire'nin dün 5 iddiadan 3'ünü oybirliğiyle, 2'sini ise sadece
bir karşı oyla reddeden ve türbanın "Siyasal İslam'ın simgesi"
olduğu görüşünü onayan kararı, Ankara'nın "ikircikli"
savunmasına rağmen alındığı için tarihi değer taşıyor. Çünkü Türkiye'yi
"Çift yönlü" bağlıyor:
1- AB, Türkiye'ye kriter kabul edeceği için.
2- Mayıs 2004'te yürürlüğe giren 5'inci uyum paketiyle uluslararası
anlaşmaların iç hukukun üstünde olduğu kabul edildiği için. (Anayasa'nın
90'ıncı maddesinin son fıkrası.) Adalet Bakanı Çiçek, ilk karardan
sonra "AİHM kararları hoşumuza gitse de, gitmese de uymamız
gereken kararlardır" demişti.
İktidar hiçbir kaçış yolu bırakmayan bu kesin karara uymalı ve konuyu
artık gündemden düşürmeli. Çünkü turban son 3 yılda Türkiye'yi çok
yordu, çok...
Erdal Şafak, Sabah
11.11.2005
|