|
TESADÜF ise güzel bir tesadüf... Değil de ‘özellikle’ öyle yapıldıysa,
o da ilginç...
Ama Leyla Şahin’in ‘Üniversitede türbanımla okumama izin vermiyorlar’
diye Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nde (AİHM) Türkiye aleyhine
açtığı -ve kaybettiği- davanın iki önemli günü de 10 Kasım’a rastladı.
Şahin’in başvurusunu ‘görüşmeye’ geçen yılın 10 Kasım günü karar
vermişlerdi. Davanın sonucunu da bu yıl 10 Kasım’da açıkladılar.
Büyük Atatürk’ün aramızdan ebediyyen ayrılışının yıldönümünde...
Leyla Şahin’in açtığı dava hakkında AİHM, 2004 Temmuzu’nda karar
vermiş ve ‘üniversiteye girmeden önce, türbanla öğrenim yapamayacağını
bildiği halde türbanla gitmekte ısrarının, kendi dini değerlerini
başkalarına dayatma anlamına geldiği’ sonucuna varmış ve Türkiye’yi
aklamıştı.
Hem de Türkiye adına göstermelik bir savunma yapılmasına rağmen...
Şahin bu karara itiraz için, AİHM’nin kararlarını bozma yetkisine
sahip olan Büyük Daire’ye (Grand Chamber) başvurdu. Böylece daha
önce 7 yargıcın verdiği karar bu defa 17 yargıç tarafından gözden
geçirildi.
Ve Leyla Şahin’in değil, ona ‘türbanını çıkarması koşuluyla’ üniversitede
okuyabileceğini bildiren İstanbul Üniversitesi Rektörlüğü’nün (bu
konuda en tutarlı ve kararlı davranan Rektör Kemal Alemdaroğlu ile
Rektör Yardımcısı Nur Serter’in) haklı olduklarını karara bağladı.
Gerekçe, AİHM’nin görüşlerinin benimsendiğini ortaya koyuyor. Kısaca:
Üniversitede türban (karardaki ifadeyle İslami başörtüsü) takmayı
yasaklayan kararın yukarıdakilere ek olarak özetle:
Eşitliğin, hukuk devletinin ve demokrasinin garantisi olan laikliği
korumayı amaçladığı, bu amacın hukuka uygun ve meşru olduğu,
Yasayla; olayın gerektirdiği ölçüye ve demokratik hukuk devletinin
gereklerine uygun olarak konulduğu,
Davacının eğitim görme hakkından, önceden bildiği kurallara karşın
kendi kurallarını dayattığı için mahrum kaldığı,
Türban yasağıyla, davacının eğitim görme hakkından daha ön plana
geçen bir değerin korunduğu yani kendi dini değerleriyle başkalarını
baskı altına alma durumunun engellendiği,
Türban yasağının, Danıştay ve Anayasa Mahkemesi tarafından, laik
sistemi koruma gibi çok önemli bir değeri savunma kaygısıyla alınan,
hukuka ve yasalara uygun kararlara dayandığı ve demokratik hukuk
devleti ilkelerine aykırı bulunmadığı sonucuna varıldığını bildiriyor.
Ama asıl önemlisi, ‘Türban davası’ hukuken bitti.
Bitti çünkü bu karara aykırı ne mahkemenizden karar çıkartabilirsiniz
ne Meclisinizden geçen yasayı yaşatabilirsiniz. Çünkü bu konu iç
ve dış bütün yargı mercilerinden geçti. Hepsi de aynı sonuca vardı.
Nihayet ulusal üstü bir hukuk normu oluştu. Bu hukuk normu Anayasamızın
90’ıncı maddesine, Türkiye ile Avrupa Konseyi ve Avrupa Birliği
arasındaki yükümlülükleri belirleyen anlaşmalara göre en üstün hukuk
kuralı değerini taşıyor.
Anlaşıldı mı?
Oktay Ekşi, Hürriyet
11.11.2005
|