Şemdinli'de 'çete' izleri

 

Şemdinli'de önceki gün halkın sokağa dökülmesine yol açan bombalı saldırılar, aşırı duygusal devlet görevlilerinin PKK saldırılarına yönelik bireysel tepkilerinden mi oluşuyor? Bu sorunun yanıtları hem evet hem hayır seçeneklerini içerse de, çok tehlikeli bir süreci de haber veriyor.

Hakkâri, Yüksekova ve Şemdinli'de son iki ayda meydana gelen 16 bombalı saldırının arkasında hangi organizasyonun olduğunu görebilmek için kimi saptamaları sıralamak gerekiyor: İlçede temmuz-eylül arasındaki PKK saldırılarında 15 asker şehit ediliyor, 20'si de yaralanıyor. Örgüt bu arada bölgedeki yollara çok sayıda mayın yerleştiriyor, güvenlik güçlerini otomatik silah ateşiyle sık sık taciz ediyor. 5 Ağustos günü saat 04.00 sıralarında ilçe girişindeki Jandarma Tabur Komutanlığı'na düzenlenen roket saldırısı güvenlik görevlilerinin sabrını taşırıyor. 2'si rütbeli 5 askerin şehit edildiği, 8'nin de yaralandığı saldırının ardından çevrede PKK'ye yönelik düzenlenen operasyonlardan da sonuç alınamıyor.

Kontrgerilla kuşkusu!

İşte asıl bu saldırı ilçede tansiyonu yükseltiyor. Ürkütücü sessizlik bir sonra kimliği belirsiz kişilerce dağıtılan bildiriler nedeniyle gerginliği doruğa çıkarıyor: ''5 Ağustos'ta beş kardeşimizin şehit olmasına sebep olan patlama olayını yapanlar, bunlara yardım ve yatalık edenler kısa sürede cezalarını kendisi ve aile fertlerinin canlarını kaybetmek suretiyle ödeyeceklerdir. Bundan sonra bu çapulcular ve bunlara yardım ve yataklık eden her şahıs aynı cezayı görecektir!''

Bu bildirilerin dağıtılmasının ardından ilçede ''kontrgerilla'' endişesi dile getiriliyor. Beş askerin şehit edilmesinden tam 26 gün sonra, 1 Eylül Dünya Barış Günü için DEHAP tarafından Hakkâri'de kurulan çadır bombalanıyor ve üç kişi yaralanıyor. Saldırılar o günden itibaren durmuyor ve iki ay içinde tam 16 araç ve bina bombalarla sarsılıyor.

Yetkililer saldırıları teröristlerin yaptığını açıklarken kimi gazeteler olayları PKK'nin haraç kavgasına dayandırıyor!

Kuşkulu failler

Şemdinli'de stratejik konum nedeniyle güvenlik önlemleri her zaman üst düzeyde tutuluyor. PKK'lilerin ellerini kollarını sallayarak 17 hedefi bombalayabileceği mantıklı görünmüyor. Adım başı asker ve polise rastlanan, giriş ve çıkışlarda yoğun denetim yapılan bir ilçede, jandarma taburunu bombalamaktan aranan teröristlerin eski PKK'lilerle, DEHAP yandaşlarını hedef alabileceği de kimseye inandırıcı da gelmiyor. Çünkü onca eyleme karşın Şemdinli'de bir tek PKK'li yakalanamıyor, örgüt de aşırı cüretkâr eylemlerin hiçbirini üstlenmiyor. Failler sır olunca yöre insanı, bombacıları Susurluk ve Yüksekova Çetesi'nin uzantıları olarak nitelemeye başlıyor.

PKK'nin bitmeyen eylemleri, tehdit içerikli bildiriler ve daha sonra yaşanan bombalı saldırıların ipuçları yan yana getirildiğinde, Şemdinli ve çevresinde kamu yetkisini usulsüz kullanan bir yapılanmanın varlığı ortaya çıkıyor. Yöredeki kimi güvenlik mensuplarının şehit arkadaşları nedeniyle aşırı duyarlılık içinde tepki gösterdiği gerçeği de ortaya saçılıyor. Geçmişte Türk İntikam Tugayı (TİT), ''Vatan için kurşun atan ve yiyen'' Susurlukçular, Yüksekova'da PKK'yi temizlemek için güvenlik görevlisi-korucu-itirafçı üçgeninde örgütlenen çete daha sonra işi nasıl uyuşturucu, haraç ve cinayet çarkında, çıkar yapılanmasına dönüştüyse Şemdinli'de de aynı tehlike beliriyor.

Mehmet Faraç, Cumhuriyet
11.11.2005