| |
Şemdinli olaylarının Başbakan Tayyip Erdoğan'ın talimatıyla 15
Kasım salı günü Meclis'te Genel Görüşme çağrısı yapılacağının açıklanması,
Şemdinli olaylarının yerel bir asayiş sorunu olmaktan çıkarıp Ankara'da
bir siyasi hesaplaşma konusuna dönüştürüyor. Açıklamanın Şemdinli'de
incelemelerde bulunan AK Parti heyetinin başındaki Genel Başkan
Yardımcısı Şükrü Ayalan tarafından yapılması, bu kararın heyetle
Katar'daki Erdoğan arasında bir haberleşme ardından alındığının
göstergesi. CHP lideri Deniz Baykal da, dün CNN Türk'te, Şemdinli
olaylarının hukuki zeminde çözülmesini tercih ettiklerini, ancak
olayların örtbas edilme eğilimine girmesi halinde siyasi platformda
tartışmayı gerekli gördüğünü söyledi. Şemdinli'de incelemelerde
bulunan Genel Başkan Yardımcısı Cevdet Selvi başkanlığındaki CHP
heyeti, olayların aydınlatılmasına yönelik önemli işlev görüyor.
İlginç bir başka ayrıntı, dün bir basın toplantısı yapan TBMM Başkanı
Bülent Arınç'ın da Genel Görüşme yanlısı olması ve Şemdinli olaylarının
Meclis çatısı altında tartışılması ile, daha önce Faili Meçhul Cinayetler
Araştırma Komisyonu bulgularının değil Genel Görüşme, resmi rapor
haline bile dönüştürülememesi arasında bağ kurması.
Ankara'da henüz su üzerine çıkmamış bir hesaplaşma yaşanıyor ama,
bu hesaplaşma her an su üzerine çıkma eğilimi taşıyor.
Bu saptamanın açık göstergesi, Başbakan Erdoğan'ın Katar seyahatindeki
gazetecilere yaptığı açıklamalar. Dünkü Akşam gazetesinin manşetinde,
Yeni Şafak ve Zaman'ın birinci sayfasında yer alan haberlere göre
Başbakan, Jandarma Genel Komutanı Orgeneral Fevzi Türkeri'nin 11
Kasım'daki "Bu lokal bir olay" sözlerine atfen şunu söylemiş:
"Hadise pek öyle iddia edildiği gibi lokal bir meseleye benzemiyor.
Arkasında bir anlayış var. Bu anlayış ideolojik bir yapılanmaya
dayanıyor olabilir, bir grubun duygusal hareketiyle ortaya çıkmış
olabilir. Bulgular iyice netleşsin arkasındaki şey neyse, onu kazımaya
kararlıyız."
Başbakan ardından şu önemli bilgiyi de veriyor: "Genelkurmay
Başkanı'yla da görüştüm. Ortak karar verdik. Nereye kadar gidiyorsa
oraya kadar gideceğiz. Aynı kanaatteyiz. Cumhurbaşkanı'yla da görüştüm.
O da böyle düşünüyor. Devletin tüm organları uyum içinde gereğini
yapmaya hazır."
Bu son cümle, belki devletin zirvesinde bir görüş birliğini anlatıyor
ama, acaba bütün devlet kademeleri için, bütün güvenlik ve yargı
kademeleri için aynı şeyi söylemek mümkün mü? Bu konuda Erdoğan'ın
da kuşkuları var ki, konuyu kendi akışına bırakmak yerine Mecis'e
taşımayı kararlaştırıyor.
Ankara'da bazı devlet görevlilerinin el atından medyaya "Susurluk'la
ilgisi yok, yerel olay, disiplinsizlik" görüşünü sızdırmasına
karşın, Başbakan-Cumhurbaşkanı-Genelkurmay Başkanı- Meclis Başkanı
ve ana muhalefet lideri gibi beş üst makamın bu işin altında ne
olduğunu anlamak istemeleri, en azından bu yönde beyanda bulunmaları,
Şemdinli olayını Susurluk'tan ayıran belki de en önemli yön. Ankara'daki
örtülü tartışma, saflaşma işte bu. Bu durum, şu soruyu da akla getiriyor:
Acaba kendisini devletin gerçek sahibi diğer herkesi de aymazlık,
ya da ihanet görüp, devlet imkânlarıyla kendi gündemlerini uygulamaya
alışmış kesimler, artık devletin tepesiden destek alamaz duruma
mı geldi? Evet demek için henüz erken ama, bir umut var diyebiliriz.
Bakalım Ankara kendi içindeki hesaplaşmayı tamamlayıp, Şemdinli
olayını açığa çıkarabilecek mi? Bakalım Şemdinli'de bombalar dışında
ne patladı?
Murat Yetkin, Radikal
14.11.2005
|