| |
Şemdinli'de büyük suçlamalarla karşı karşıya olan "kamu görevlileri"nin
aslında bir önemleri yok. Onlar bugün cinayet işlemekle ve toplumda
nefret tohumları ekmeye çalışmakla suçlanan birer zanlıdan başka
bir şey değiller.
Terörle mücadelede hangi "kahramanlıkları" sergilemiş
olurlarsa olsunlar, suçları kanıtlanabilirse bu "kahramanlıklarını"
da kendi elleriyle sıfırlamış olacaklar. Burada esas vahim olan
şey, devletin saygınlığına sürülen lekedir.
Bu olaya bulaşanlar, terörle mücadeleye de büyük bir zarar vermiş
oldular. Çünkü bu kişiler, son aylarda meydana gelen "terör
saldırıları"yla ilgili ciddi bazı kuşkuların belirmesine de
neden oldular.
"Devlet adına kurşun atan da, yiyen de makbuldür" anlayışı
burada da bazıları için devreye girecektir. Susurluk ve Kızıltepe
olaylarında olduğu gibi. Fakat, "devleti ve milleti sevmek"
bu ise, o zaman Türkiye de bir muz cumhuriyetinden başka bir şey
olamaz.
Türkiye küçük düşüyor
Devlet birimlerinin, adeta otomatik bir şekilde, bu zanlıları koruma
altına almak için çabalamaları ve "devlet fetişistleri"nin,
ilk andan itibaren, hedef saptırmaya çalışmalarına gelince, bunlar
da Türkiye'yi küçük düşürmekten başka bir işe yaramıyor.
Açıkçası, adaletin önemine inanan düzgün insanlarda, özellikle Susurluk'tan
sonra, Türkiye'de adaletin yerini bulduğuna dair bir inanç pek kalmamıştır.
Bugün, işkenceci polisinden "Avrupa düşmanı" Doğu Perinçek'e
kadar birçok kişi Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nden medet umar
hale geldilerse, işte bundandır.
Şemdinli olayı, haliyle, Türkiye'yi zaten yakın izlemeye almış olan
AB'ye de yeni bir koz vermiş oldu. Aslında, Ankara'daki Batılı diplomatlar
bu olayın önemini ilk etapta pek kavrayamadılar. Onlar o sırada
daha çok AİHM'nin Leyla Şahin'le ilgili kararına odaklanmışlardı.
Devlet töhmet altında
Fakat, medyanın olayın üzerine kararlı bir şekilde gitmesi üzerine
onlar da işin vahametini anladılar. Başbakan Erdoğan ve kimi yetkililer
kuşkusuz suçu burada da medyaya atacaklardır. Malatya olayında olduğu
gibi.
"Bu kadar gürültü koparmasaydınız bir şey olmazdı" diyecekler.
Fakat, yukarıda da dediğimiz gibi, bunlar sadece muz cumhuriyetlerinde
görülen tavırlardır. Ciddi ve saygın devletlerde değil.
Bazıları Türkiye'yi, kontrolün tümüyle kendi ellerinde olduğu bir
muz cumhuriyeti olarak görebilirler. Ancak, bu ülkenin sade insanları
güvenebilecekleri bir devletin ve adalet sisteminin özlemi içindeler.
Bu nedenle, tekrarlıyoruz: Şemdinli'de meydana gelenlerle ilgili
olarak töhmet altında olan devlettir.
AİHM'ye intikal eder
Onun için "Bu işte sonuna kadar gideceğiz, kimseyi kayırmayacağız"
diyenler kamuoyunun önünde çok ciddi bir sınav verecekler. Fakat,
bu olayda da adaletin tecelli edeceğinden kuşkumuz varsa, kimse
kusurumuza bakmasın. Geçmiş deneyimler insanda, açıkçası, fazla
güven bırakmadı.
Başka bir ifadeyle, Şemdinli olayı da sonunda AİHM'ye intikal edecektir.
Ceza yiyeceğini gören Türkiye de, "Sicilime işlenmesin"
kaygısıyla -son yıllarda sürekli yaptığı gibi- "mahkeme dışı
dostane çözüm" yoluna gidip, mağdurlara yüklü tazminat ödemeyi
kabul edecektir.
Tabii, Şemdinli zanlıları da o durumda hafif cezalarla kurtulmuş
olacaklar. Olan ise yine devletin saygınlığı ve itibarına olacaktır.
Fakat, öyle anlaşılıyor ki, meselenin bu yanı bazılarını fazla ilgilendirmiyor.
Semih İdiz, Milliyet
14.11.2005
|