| |
Çarşamba akşamı Emirgân'da, Sabancı Müzesi'nde açılan Picasso Sergisi'ne
gittim. Gittim ve biraz karışık duygular içinde orayı terk ettim.
Öncelikle bunun önemli bir olay olduğuna ve çok başarılı bir biçimde
serginin gerçekleştirildiğine inandığımı söyleyeyim. 120 küsur Picasso
eserinin Türkiye'de bir mekân içinde sergilenmesi müthiş bir şey!
Sanat eserlerinin böyle sergiler için ülkeden ülkeye taşınmasının
maliyeti korkunç. Böyle olması anlaşılır ve yürekten onaylanır bir
durum. Bir zarar görecek olsa onarılamayacak ve yerine yenisi konulamayacak
bir sanat eserinin korunması için her türlü masraf göze alınmalı.
Şu sıralarda, ülkeden ülkeye sergi taşınması da çok sık rastlanır
bir olay haline gelmeye başladı. Gelişen iletişim teknolojisi buna
imkân tanıyor. Bir dönemde, bir resmi veya heykeli görmek için onun
bulunduğu yere gitmek zorundaydık. Onun yerinden kalkıp bizim bulunduğumuz
yere gelmesini beklemek, hayal bile edilmeyecek bir şeydi. Oysa
bu artık oluyor ve sık sık oluyor. İşte, bir yığın Picasso birdenbire
İstanbul'da karşınıza çıkıyor.
Dünyanın başka bir yerinde, tabii öncelikle de Batısı'nda bir yerde,
böyle bir sergiyle karşılaşmış olsam, Emirgân'da olduğum kadar etkilenir
miydim? Muhtemelen hayır. Avrupa'da, Amerika'da, bir kentte birkaç
müzeye gittiğimizde epey Picasso ile karşılaşırsınız -çok resim
yapmıştır hazret. Ayrıca, bir yerden bir yere sergi taşıma âdeti
de önce oralarda çıktı ve dolayısıyla böyle şeylere alışığız.
Bu kadar etkilenmenin yanı sıra daha eleştirel de olabilirdim. 'Daha
belli başlı tabloları yok' diyebilirdim ya da 'Resim kariyerinin
gelişmesini daha iyi gösterecek dönemsel eserleri yok' diyebilirdim.
Sergideki resimlerin büyük çoğunluğu özel koleksiyonlardandı. Oysa
tabii en temsili Picasso'lar müzelerde.
Ama burada bu sergiyi gördükten sonra bunları söylemiyorum ve bunları
söylemenin çok geçerli olduğunu da düşünmüyorum. Türkiye'de böyle
bir sergi bizim hayatımızda olağanlaştırdığımız, sindirdiğimiz bir
şey değil. 100 küsur Picasso'yu bir arada görmek bizim için mucize
gibi bir şey.
Birisi vaktiyle acı bir espri yapmıştı. "Türkiye, Avrupa içine
girmeye bu kadar çaba harcıyor" demişti, "bari Avrupa
ülkeleri üçer-beşer tablo hibe etseler de Türkiye'nin bir müzesinde
birkaç Batı resmi galerisi olsa!"
Evet, Avrupa kıtasında yer alan herhangi bir ülkede 'Avrupa Resmi'
galerileri buradaki kadar yoksul olabilir mi? Niçin bu böyledir?
Paramız olmadığı için mi?
Devletin Türk resmi için bir müze açmasına 'şükür' demek durumundayız.
Daha geçen gün, burada nelerin eksik olduğunu bir gazete araştırmış,
yazıyordu. Devletin sanatla ilişkisi bu merkezde! Dünyada böyle
yapılıyormuş diye mecburen müze açıyor, sonra da orayı bakımsızlıktan
mahvediyor. Ne genel olarak sanata saygısı var (bunun için önce
sanat hakkında bir fikir sahibi olmalı) ne de kendi sanatçısına.
Özel sermaye de, birkaç istisna dışında, dünya resminin gerektirdiği
fiyatları ödeyip tablo satın alacak durumda, konumda değil. Bunu
yapabilmiş olanlar, yerli veya yabancı (bu ikincisi zaten çok az)
tablo biriktirenler, zaten şimdi müze açıyor ve bu eserleri müzelerde
sergiliyorlar.
Ama para mara, bu koşulların ötesinde, bu toplumun, dünya sanat
ve kültüründen tamamen kopuk yaşaması, asıl belirleyici etken. Bir
İtalyan müzesinde Rubens, Belçika müzesinde Velazquez varsa, onlar
zaten 17. yüzyıldan beri o ülkelerde olan resimlerdir. Şimdi almaya
kalksanız yok artık bunlar. Alan aldı ve biz alanlar arasında değiliz.
Onun için Picasso Sergisi çok önemli. Bugüne kadar olamamış bir
şeyi, bugünün teknolojisinin verdiği imkânla oldurmak, bir büyük
açığı kapatmak yolunda bir 'ilk adım' diyebiliriz... 'İlk' ama iddialı
bir adım, çünkü Picasso gibi bir isimle başlıyor.
Oraya kısa ziyaretimden edindiğim izlenim, bu toplumda böyle olaylara
açık (bunları özleyen) kesimin de sunulanı gereği gibi değerlendirdiği
yolundaydı. Umarım arkası da böyle gelir.
Murat Belge, Radikal
25.11.2005
|