|
28 Şubat'tan hafızamızda kalan sizi yağlı kazığa oturtmakla tehdit
eden üst düzey bir asker. Çevik bir olduğu yazıldı, siz reddettiniz.
Kimdi o?
-Çevik Bir değildi. Ben zaten o yazıları tekzip ettim. Hakkaniyetli
bir insanım ben. İşin garibi o dönem balans ayarı yapmaya kalkan
paşaların başında Çevik Bir vardı ve bugünkü haline bakın.
Ne var halinde?
-AKP'nin İsrail ve Amerika'daki Yahudi lobisiyle iletişimini sağlayan
bir danışman modeli olarak karşımızda.
Çevik Bir AK Parti'nin danışmanı mı? Bilmiyordum.
-Aslında bunu ilk sayın Ilıcak yazdı. Bunlar Refah deneyiminden
sonra bir takım ısınma turları için yurtdışını gezmeye başladılar.
Bu turları Mesut Yılmaz'ın teyze oğlu Kutman organize etti. Kutman
Çevik Bir'den rica etmiş, yabancıları ikna etsin diye. Bir de dünyayı
dolaşıp "Biz darbe yapmayacağız bunlara güvenin" dedi.
Kutman kendi açıkladı zaten.
Çevik Bir o dönem emekli değil miydi?
-Evet ama önemli çevrelerde gücü vardı.
Bir, AKP'nin resmi danışman mı peki?
-Resmi, gayri resmi bilemem. Bir taraftan 28 şubatta balans ayarı
yapacaksınız, bir taraftan mülteci kovalayacaksanız. Bir iktidar
sizin yüzünüzden yıkılacak. Sonra o iktidardaki kişiler başka bir
yapılanmayla tekrar iktidar olacak ve siz çıkıp bütün yabancı gazetelere
bu iktidarı öven konuşmalar yapacaksınız. Ne demek bu? İrtica korkularınıza
ne oldu? İslami rejim paranoyalarınız nerede kaldı? Ne oldu o gün
hissettiklerinize. Sadece Çevik Bir değil, Atilla Kıyat için de
bu sözlerim. Madem bu kadar demokrattınız beyler niye balans ayarı
yaptınız? Niye 28 şubat oldu? Çok şaşırıyorum olup bitenlere. Bu
isimler 28 şubatla övünenler değil miydi yani?
Peki dönelim yağlı kazık tehdidine. Kim söyledi? Niye açıklamıyorsunuz?
---
Korgeneral Çetin Sanver miydi?
-Evet oydu. Bana gelen bilgiler bu arkadaşı gösteriyor. Gereken
cevabı aldı zaten.
10 kişi assanız ancak yürekler soğurdu
Eski İçişleri Bakanı Meral Akşener: "Susurluk için halk 'çete
bulunsun' istiyor biz ise sadece kazadan sonra çıkan silahları araştırıyorduk".
-Kaza olduğunda hocaydım ama en büyük Susurlukçu ben oldum. Beni
suçlamak kolaydı
-Susurluk'ta at izi it izi karıştı. Ersever açıklıyor. 'Jitem var
mı' diyorum 'yok' diye yazılı cevap geliyor
Eski İçişleri Bakanı Meral Akşener'e giderken aklımda sadece bir
soru vardı. Şemdinli bir Susurluk mudur? MHP Merkez Yürütme Kurulu
üyesi Akşener sorumu duyunca gülümsedi. "Ne garip değil mi?
Susurluk kazası olduğu gün ben üniversitede hocaydım. Yani o zamanki
yapılanmaların içinde nasıl olabilirim ki? 5 gün sonra Ağar İçişleri
Bakanlığı'ndan istifa edince, o göreve getirildim. Ama bugün kime
sorsanız Meral Akşener deyince akla Susurluk geliyor. Mafya ile
anılan bir kadın oldum." Akşener kuşkusuz sadece Susurluk'un
değil 28 Şubat'ın da göbeğindeki isimdi. Bakanlığı bıraktıktan sonra
bu sefer vatan hainliği suçlamasıyla tekrar gündeme geldi (Küçük
bir hatırlatma: Onbaşı Kadir Sarmusak, Emniyet Genel Müdürlüğü İstihbarat
Dairesi Başkanvekili Bülent Orakoğlu'nun isteğiyle Batı Çalışma
Grubu'nun Gizli İhtiyaçlar Belgesi'ni dönemin İçişleri Bakanı Meral
Akşener'e vermekle suçlandı). Akşener yargılanma sürecini gözleri
dolarak anlatıyor: "10 gün boyunca telefonum çalmadı. Sadece
benim değil aileminki de çalmadı. İnsanlar, tanıdıklarımız, ağabeyimi
sokakta görünce kaldırım değiştirdiler. Öyle bir tablodaydım ki
elimde kılıç kim bilir kimleri doğruyorum. Hep böyle baktılar bana.
Bir gün evime hırsız girdi. Ne parmak ne ayak izi. Polise şikâyet
ettim. Umursamadılar. Düşünsenize ben eski İçişleri Bakanı'ydım.
Israr edince yalandan ilgilendiler. O zaman anladım ki izleniyorum.
Bir hafta çarşafın altında giyindim soyundum. Sanki birileri hep
bana bakıyordu." Akşener her milletvekili gibi gönlünde bakanlık
hayali olduğunu söylemeden geçemiyor. Ama önce Kültür sonraki adım
Milli Eğitim. "İçişleri Bakanı olunca çok korktum. Aslında
bu bakanlık fazla icracı bir bakanlık değil. Ötekilere göre daha
kolay ama benim dönemim öylesine zordu ki." Akşener bir süre
duruyor, ardından acı acı gülümsüyor: "Gelmiş geçmiş en acemi
İçişleri Bakan'ı bendim. Ama yine de hep kendime göre doğruları
yaptığıma inanıyorum." Ya pişmanlıklar? "Sadece iki tane"
diyor. "Demirel'in isteğiyle beni yağlı kazığa oturtma gözdağını
veren üst düzey askeri açıklamadım. Bugün pişmanım. İkincisi ise
Apo için kullandığım Ermeni dölü lafı. O lafın özrü yok. Ağzımdan
çıktıktan sonra bana İngilizce dersi veren çok sevdiğim bir Ermeni
teyzenin yüzü geldi gözümün önüne. 'Ne yaptın' dedim. Nasıl söyledin
bunu Meral? Yakıştı mı? Öncelikle bir kadın olarak yakıştı mı?"
Meral Akşener ile Susurluk'u, Şemdinli'yi ve 28 Şubat'ı konuştuk.
Susurluk'la ilgim yok ama en büyük Susurlukçu ben oldum diyorsunuz.
İçişleri Bakanı olduktan sonra önünüze çıkan tablo nasıldı? Örneğin
sizin "Derin Devlet" tanımınız nedir?
-İçişleri Bakanı çok icracı gibi gözükür ama değildir. Size bağlı
bir takım kurumlar önünüze raporlar getirir. Öncelikle bürokratınıza
güvenmek zorundasınız. Üstelik benim ailem devleti kutsayan bir
yapıdadır. Ben de öyle büyüdüm. Yanlış yapmamak üzerine kurulu bir
sistemim var. Çok güvendiğim bir hukukçu arkadaşımı yanıma danışman
aldım. Bir tek ona sordum. Çünkü öyle şeyler imzalıyorsunuz ki sonunda
Yüce Divan'a gidebilirsiniz. Brifingler verildi. Emniyet, Jandarma,
Valiler, Nüfus Müdürlüğü...
Nasıl bir güçtür bu?
-Çok büyük bir güç, inanın. Otomobille giderken önünüzde, arkanızda
size eskort edenlerle yaşamayı sahici gibi algılarsanız yandınız.
Eğer bu güç sonsuz sanıyorsanız yine yandınız. Bir anda geliyor
ve gidiveriyor.
Ekibiniz yok, bir anda Susurluk olayının üzerine geliyorsunuz.
-Ekip yoktu ama daha iyiydi. Böylece herkese eşit mesafede durabildim.
8 ay bakanlık yaptım bana art niyetle yaklaşan bir bürokrata rastlamadım.
Derin Devlet tanımına geri dönersek?
-Bakın bilgi mutsuzluk getirir. Dağdaki çoban ile Balçiçek Pamir'in
mutluluğu aynı mıdır? Benimkisi de o hesap işte. Bildikçe daha da
mutsuz oldum. Ben ülkücü gelenekten gelen bir insanım. Her ülkede
derin bir devlet vardır. Ana nasıldır? Ülke hakkında projeksiyon
yapan, koordinatlar belirleyen bir derin devlet. Bizdeki derin değil
çukur devletti. Kendi aralarında guruplar oluşturup siyasi iktidarın
boşluğundan yararlanan derin devlet.
Demirel ve Ecevit'in derin devlet tanımları için ne düşünüyorsunuz?
-Türkiye'de çukur devlet var. Her zaman oldu. Ama ben bunun asker,
Jitem vesaire gibi anlatılmasına karşıyım çünkü ondan sonra Türkiye'de
herhangi bir sorun olunca millet elini kolunu bağlayıp asker ya
da emniyet çözsün diye bekliyor. Bir taraftan vatandaşın insiyatifi
isteniyor bir taraftan "Birileri sizin için düşünecek deniliyor.
Bu çok yanlış. Susurluk hakkında 29 soruşturma var 27'sini ben açtım.
Sonuç?
-Şimdi öyle bir durumdaydık ki vatandaş birilerinden hesap sorulmasını
istiyordu. Hukuk dışına çıkanların, çetelerin ortaya konmasını istiyordu.
Cebini dolduranları istiyordu halk. Yani öyle bir durum vardı ki
ancak 10 kişi assanız yürekler soğurdu. Ama bizin neyi soruşturuyorduk?
Kazayla ortaya çıkan silahları. Varacağımız yer ne kadar tatmin
edebilir ki? Bütün o konuşulanlar ihbardan öteye gidemedi. Elimizde
bir şey yoktu. Genelkurmay lojmanlarında bile ışık söndürme yakma
eylemleri yapılıyordu.
Yani siz en başından bu olayın çözülemeyeceğini biliyordunuz.
-Anlatmaya çalıştığım şey şu. Dürüst olunması lazım. Herkesin kolayına
geldi Meral Akşener'i suçlamak. Mesut Yılmaz ne kadar kararlıydı
hatırlasanıza. Ne oldu? Araştırma Komisyonu kuruldu ne oldu? Bizim
görevimiz topladığım her şeyi yargıya yollamak oldu. Başka ne yapabilirdim?
Örneğin Susurluk Komisyonu raporunu satır satır okudum ben. Peki
neye yaradı?
Hanefi Avcı'nın ciddi açıklamaları vardı.
-Çok ciddi, bizleri suçlayıcı açıklamalardı. Ben ne yaptım? Neticede
o bir bürokrattı ve yükselmesi bana bağlıydı. O tavrından dolayı
zarar görmemesi için herşeyi yaptım. Toplumun yüreğini soğutacak
açıklamalardı onlar. Şöyle bir ruh halindeydim. Hem işimi iyi yapıyorum
diye düşünüyorum ama bir taraftan da endişe duyuyorum. At izi it
izi birbirine karıştı yani. Cem Ersever'in anıları var ortada. Ben
yazılı olarak soruyorum Jitem var mı diye? Cevap ne geliyor? Yok.
Sapla saman birbirine karıştı, öylesine bir tablo çıktı ki kimse
çözemezdi.
Peki neye yaradı tüm bunlar?
-En azından tüm sorular yazılı olarak soruldu. Cevapları da birilerine
bağlayıcı oldu, o kadar. Sonra zaten 28 Şubat geldi.
Şemdinli Başbakan yüzünden Susurluk
Bir siyasetçi Şemdinli'den temsilcileri Kandil Dağı'na gönderdi.
Siyasetçinin ismi Tayyip Erdoğan'ın önünde zaten. O açıklasın.
"Şemdinli Susurluk değil" diyorsunuz.
-Orayı temmuzdan beri takip ediyorum.
Niye?
-Tarih hocalığım İçişleri Bakanlığı kapısından girdiğim anda bittiği
için otomatikman izliyor insan. Güneydoğu'da uzun yıllar çalıştım.
PKK'nın önceliği Apo'yu dışarı çıkarmak. Barzani ise Türkiye'de
federasyon fikrini savunuyor. Şemdinli'de hareketlenmeler başladı.
En son bayram günü büyük bir patlama oldu. 54 mağaza zarar gördü.
İçişleri Bakanlığı çok hızlı hareket etti. Hak sahiplerine hemen
para gönderdi. Kaymakam yine hızla parayı dağıttı. Vatandaşta büyük
bir gevşeme oldu. "TC para gönderdi" demeye başladılar.
Türk bayrakları asıldı. Sonra DEHAP'lı bir arkadaş halktan temsilciler
topladı ve onları Kandil Dağı'na gönderdi. Kandil Dağı'ndaki adamlar
bu temsilcilerden özür dilediler "Yanlış yaptık" diye.
Kim bu DEHAP'lı?
-Önemli bir siyasetçi. Ben söylemek istemiyorum ismini. Zaten Tayyip
Bey'in önünde var ismi. O açıklasın. Kandil Dağı görüşmesinden sonra
kitapçı patladı. O patlama olduğu zaman Almanya'dan misafirler var,
Roj TV var. Yani bilerek yapılmış bir olay. Arkasında PKK var.
Siz öyle görebilirsiniz ama Başbakan bile Olay nereye giderse gitsin
çözeceğiz" dedi.
-En büyük yanlış o oldu zaten. Öyle söyleyince herkesin algısı
Susurluk'a döndü. Sonra Arınç çıktı "Jitem mi mitem mi açıklansın"
dedi. Üstelik kendi Meclisi bu tip bir yapılanma için yeni izin
çıkarmışken. Bakın ben Tayyip Bey ve çevresinin algılama şeklini
çok iyi bilirim. Onlar düşündüler ki, zaten asker konusunda bir
meşruiyet problemleri var, "Bu hareket bizi zora sokacak bir
hareket, bilinçli yapılmıştır" Öyle tepki verdiler. Eğer bu
hareket kamu görevlileri tarafından kendi kafalarına göre terörle
mücadele için yapılmışsa gereği derhal yapılmalıdır. El bombasının
nereden geldiği belli değil. Oysa bu çok çabuk bulunacak bir bilgi.
Hükümetin bu algısı çok da yanlış olmayabilir. "Birisi ortalığı
karıştırmak isterse ya türban ya da Güneydoğu'da problem yaratır"
diyen sizdiniz.
-Evet doğru. Ama hükümetin devleti korumak adına bir korunma içgüdüsüne
geçtiğini de görmüyorum ben.
Balçiçek Pamir - Meral Akşener ile söyleşi, Sabah
28.11.2005
|