Erdoğan'ın sözlerine tepki

 

Görüşler ortak: 'Şemdinlililerden tanık olarak istifade edemezsiniz. Çünkü örgütün tehdidi altındalar' demek, yargıya açıkça müdahale. Tanıklara yönelik bir tehdit varsa, önlem almak hükümetin görevi
Başbakan Tayyip Erdoğan'ın, "Şemdinlililer tanık olamaz" sözleri tepki çekti. Hukukçular, "Bu sözler yargıya açıkça müdahaledir. Bölge insanına önyargının dışavurumudur, ayrımcılıktır, yasalara aykırıdır. Şemdinlililer tanık olamayacaksa tanıklar uzaydan mı gelecek" dedi. CHP de, iddia doğruysa gereğinin yapılmasını istedi.
Erdoğan, hafta sonu İspanya'ya giderken uçakta gazete genel yayın yönetmenlerinin sorularını yanıtlamış, Şemdinli olaylarıyla ilgili kimi gazetelerin 'İkinci Susurluk' manşeti atmalarını eleştirerek, "Oradaki (Şemdinli) vatandaştan tanık olarak istifade edemezsiniz. Çünkü her an tehdit altında. Orada bölücü örgütün istemediği bir şeyi söylerse yanmıştır. Çünkü tehdit altındadır" demişti. Başbakan Erdoğan'ın olayların aydınlatılması için kilit öneme sahip tanıklarla ilgili bu sözleri öncelikle hukukçuları kızdırdı:

Sezgin Tanrıkulu (Diyarbakır Barosu Başkanı): Olayın başında açıkladık, doğrudan müdahale var. Açıklamalar da soruşturmanın sağlıklı yürütülmesine engel, olay yargıya intikal etmişse o olay aydınlatılmayacak, üstü örtülecek demektir. Yargı bugüne kadar bu soruşturmalarda yol açıcı olamamış, derinleşememiş, olayın kapatılması için araç olmuştur.
Daha önce de yüksek rütbelilerin açıklamaları bunu gösteriyordu. Başbakan'ın yaptığı açıklamalar da son derece talihsiz. Kimlerin tanık olabileceği yasada düzenlenmiş. Açıklama olayın üzerine gidilmeyeceği endişesini kuvvetlendirdi. Tanıklıklara önyargıyla yaklaşmak, insanların kimliğinden dolayı tanıklık yapamayacaklarını söylemek tamamen hukuku bir kenara bırakmak demektir. Başbakan'ın yaptığı ayrımcılıktır.
O zaman hiçkimse gelip tanıklık yapamaz. Bu, şimdiye kadar dinlenen tanıkların da değeri yok demektir. Peki savcı hangi delillerle bunları aydınlatacak, tanıklar uzaydan mı gelecek? Siyasi iradenin görevi bu tür madahele yerine devlet içinde örgütlenen suç şebekesini ortaya çıkarmaktır.
Madem Şemdinlililer tanık olamazlardı, Başbakan niye bölgeye gezi düzenledi? Belli bölgedeki insanları etnik kökenleri nedeniyle farklı göstermek kabul edilemez.

Mehmet Ekici (Şemdinli'deki mağdurları savunan avukat): Açıklamayı üzüntüyle karşılıyorum. Tanık kim olursa olsun, olayın aydınlanması için gerekli bilgiye sahip olan kişidir. Kanunlara göre de olayda bilgisi, görgüsü olan herkes tanık olabilir, bu katil bile olsa, örgüt adamı olsa bile tanıktır. Aksi halde olay aydınlatılamaz. 'Tanıklık yapamazlar' denilenlerin hepsi görgü tanıklarıdır. Başbakan'ın sözleri yargıya da müdahaledir. Mahkeme tanık dinlerken hangi millettensin, hangi ildensin diye sormaz, yabancı uyruklu bile tanıklık yapabilir. Bu sözler Başbakan'ın alt-üstkimlik açıklamalarıyla, bu mesele benim meselem sözleriyle de çelişiyor. Madem onlar tanık olamaz, Başbakan niye bölgeye geldi?

Ayhan Çubuk (Van Barosu Başkanı): Çok açık şekilde yargının yapacağı iş ve işlemlere müdahale anlamına gelir. Yargının nasıl soruşturma yapacağı, kimlerin tanık olabilecekleri, olamayacakları yasalarla belirlenmiştir. Bütün bir halkı tarafsız davranmamak yönündeki itham kabul edilemez. Bu, halka olan güvensizliği ve bir önyargıyı ortaya koyan bir davranıştır. Tanıkların yemine rağmen doğruyu söylemeyeceklerini önceden söylemek bir Başbakan'a asla yakışmaz.

Kâzım Kolcuoğlu (İstanbul Barosu Başkanı): Böyle bir beyan tanıklık yapacakları ürkütebilir. Onları korkuya salabilir. Tanığın kafasında böyle bir tedirginlik yoksa bile oluşturabilir.

Prof. Dr. Semih Gemalmaz (İÜ Hukuk Fakültesi): Soruşturma aşamasında herhangi bir kişinin, hele hele başbakan sıfatını taşıyan siyasinin görüş açıklaması hem soruşturmanın selameti hem de soruşturma makamlarını yönlendirme etkisi olabileceği için isabetsiz. Bazı olaylar büyük ölçüde tanık ifadeleriyle delillendirilebilir. Tanıklar üzerinde gelebileceği tahmin edilen baskı, yıldırma ya da yönlendirme için önlemleri almak hem soruşturma yürüten makamların hem de idarenin bu çerçevede de özel olarak güvenlik güçlerinin görevidir. Tanıkların korkmadan ifade vermelerini sağlayacak şartları gerçekleştirmek devletin görevidir.
Bunu bir başbakan söylediği takdirde tanıkların olası yıldırmaya karşı korunması görevini, hükümetinin etkili biçimde yapamadığının itirafı anlamına gelir. Bu tür meseleler, iç hukuk yolları tüketilip de AİHM gibi uluslararası sözleşme organlarının önüne gittiğinde, mahkeme gerektiğinde yerinde tanıkların ifadesine başvurur. Bunun çok sayıda örneği vardır. Çoğu da Türkiye'ye karşı açılmış davalarda olmuştur.

Sedat Karagül (Eski Susurluk davası hâkimi): Şaşırdım. Savcı her türlü tanığı dinler, değerlendirmesini kendisi yapar.

Ergin Cinmen (Avukat): Başbakan böyle dememeliydi. İfadeleri mahkeme değerlendirecek. Kimse yargıyı etkileyecek beyanda bulunamaz. Bu Anayasa hükmü.
Başbakan'ın sözlerine CHP'den de farklı tonda eleştiriler geldi:

Cevdet Selvi (CHP Genel Başkan Yardımcısı): Başbakan bu sözü söylerken bir zafiyeti de açıkça ortaya koymuş oluyor. Oradaki yurttaşlarımızın büyük bir bölümünün PKK baskısı altında olduğunu da belirlemiş oluyor. O tespit doğru olabilir, ama Başbakan, sanki sorumluluğu ve görevi yokmuş gibi tespitlerle, uzaktan açıklamalarla olayı halledeceğini düşüyor. Başbakan olarak o tespitlerinin gereğini yapması gerekirdi. Geç kalmış olduğunu medyaya bir kez daha söylemiş oldu.

Mahmut Duyan (CHP'nin Şemdinli'ye gönderdiği heyet üyesi-milletvekili): Başbakan vatandaşlarına güvenmezse kime güvenecek? Baskı altında doğruyu söylemezler gibi bir şey doğru değil. Şemdinlili insanlar merttir. Hâkim önünde doğruyu söylerler. Başbakan Erdoğan böyle bir şey söylüyorsa, o zaman halka güveni yoktur. Eğer varsa, o baskıyı da Başbakan'ın kendisi kaldıracaktır. Vatandaşın üzerinde baskı varsa o zaman orada niye duruyor? Oradaki meydanda 'Bu işin arkasındayım' demedi mi?

Radikal
29.11.2005