| |
Ortalığı Hasan Cemal kapladı. Hürriyet, Milliyet, Radikal, Vatan
ve Zaman gazeteleri, dün, Hasan Cemal'le kaplandı. Bu "trend"i
önümüzdeki günlerde televizyon ekranları ile dergiler izleyecek.
Böyle olmasını bekliyordum. Çünkü, uzunca bir süreden beri "Cumhuriyet'i
Çok Sevmiştim" adlı, 11 yılı genel yayın müdürü olarak geçen
Cumhuriyet gazetesi anılarını toplayacağı bir kitap yazdığını biliyordum.
Bu kitap yayınlandığı vakit, yakın geçmişimizin sadece basın tarihi
bölümüne değil, "siyasi tarihi"ne de ışık tutacak, nice
"şöhret" üzerinde - Uğur Mumcu'dan Nadir Nadi'ye, ondan
İlhan Selçuk'a- sanal "dokunulmazlık zırhı"nı kaldıracaktı.
Yani, nice tartışmaya yol açacaktı. Öyle oldu. Öyle olması gerekli
de. Zira Cumhuriyet gazetesi, "siyasi tarihimiz"in, özellikle
son çeyrek yüzyılının önemli bir aynasıdır. Kendisini "Kemalizm"in
sözcüsü sayar; şimdilerde "Kızılelma koalisyonu" nun "ideolojik
karargâhları"ndan biridir. Hatta bir tür "garnizon"
görüntüsüne de sahip. Nitekim, Hasan Cemal, dün kendisiyle yapılan
röportajlarından birinde, "faşist bir rejimi savunduğu"
nu belirttiği İlhan Selçuk'un bugünkü Cumhuriyet'ini şöyle anlatıyor:
"... AB'nin alternatifi nedir? Mesela İlhan Selçuk'un Cumhuriyeti'nin
ana çizgisi bazı emekli generallerle birlikte bunu Orta Asya'da
arayan zihniyet mi?.. Kızıl Elmacılarla demokrasi yanlılarının savaşı
Cumhuriyet'te olduğu gibi Türkiye'de de sürüyor. İlhan Selçuk, Cumhuriyet'in
Yaşar Kemal'i 'hain' ilan etmesine bile ses çıkarmadı. Kıbrıs'ta
çözüm isteyenlere 'vatan haini' diyen eski generallere İlhan Selçuk
kucak açtı." Yine dün, bir başka röportajında ise şu bilgiyi
aktarıyor: "..(İlhan Selçuk) Askeri yönetime müdahale çağrısı
yapıyor. AB'ye karşı çıkan, Kıbrıs'ta çözümü vatana ihanet diye
nitelendiren ve bunun için bazı karargâhlarda vatan hainleri listeleri
çıkartan bazı askeri odaklarla işbirliği içerisini giriyor. Bakıyorsunuz,
Kara Kuvvetleri Komutanı Aytaç Yalman emekliye ayrılıyor; Cumhuriyet
Vakfı Genel Kurulu'na üye oluyor; Jandarma Komutanı Şener Eruygur
aynı şekilde." Daha önce de, "28 Şubat'ın simge ismi"
sayılan Çevik Bir'e, emekli edilir edilmez, Cumhuriyet gazetesi
yönetim kurulunda kucak açılmıştı. Hasan Cemal'in hem "Moskova
yanlısı TKP'ye yakın" ve "Stalin hayranı" gibi sıfatlarla
andığı, hem de "faşist rejim yanlısı" gördüğü İlhan Selçuk'u
Miloşeviç'e benzetmesi doğru. Postmodernist (Soğuk Savaş sonrası)
dönemde, eski tip ve Sovyetçi komünist tipolojisi ile klasik milliyetçi-
faşistin iç içe girmesi ve eş anlamlı hale gelmesi mümkün. 1940'larda
Alman Nazizmi'ne destek çıkan Nadir Nadi'nin gazetesi Cumhuriyet'in
İlhan Selçuk'un elinde Sovyetler Birliği (ve Ortadoğu'da özellikle
Saddamcı Baas ve Nasırcılık) sempatizanı haline gelmesinde bir "çelişki
olmadığı" gibi, her ikisinin her iki dönemde de kendilerine
"Kemalist" etiketi takması ve hatta "solcu"
geçinmeleri de pekala mümkün olabiliyor.
Cumhuriyet'in, Hasan Cemal'in 600 sayfada anlattığı hikayesi, "siyasi
tarihimiz"in hala içinden çıkamadığımız bu ilginç döneminin
hikayesi olduğu için önemli. Bu, bir yönüyle de bir "mücadele
hikayesi"; "demokrasi arayışı ile faşist zihniyetin karşılıklı
mücadelesi". Ben, 1979-1987 yılları arasında sekiz buçuk yıl
Cumhuriyet'te çalıştım. Bir çok bölümünde; dış haberler servisinde,
yazı işlerinde, gece sekreteri, sahada muhabir olarak. Meslek yaşamımın
en unutulmaz ve en parlak dönemidir. Sözünü ettiğim mücadelenin
bir parçasıydım. Hasan Cemal'in kitapta anlattığı kişilerin tümüne
yakınını, olayların çok büyük bölümünü "içerden" biliyorum.
Gerçi, Cumhuriyet'ten Hasan Cemal istifamı istediği için ayrılmıştım
ama uzun Cumhuriyet yıllarımda, Hasan Cemal ile aynı saflardaydık.
Cumhuriyet gazetesi, 1980'lerde "demokrat filizler" ile
"Jakoben dinazorlar"ın bir süre "bir arada yaşadığı"
(co-existence) tuhaf bir yapıydı. "Solcular", gazeteyi
kendi "kimlikleri"nin bir parçası gibi algılarlar ve o
günlerin şartlarında riske girerek üzerlerinde taşırlardı. Bugün,
o günlerden çok daha büyük bir "optik yanılma" söz konusu.
O günlerin Cumhuriyetinin bugünkü muadili Radikal gazetesi sanılıyor.
İstanbul-Cihangir'in kafeleri başta olmak üzere, ülkenin "entelektüel"
ya da kendisini "sol"a eğilimli sayan mekanlarında Radikal
gazetesi "olmazsa olmaz" bir dekor. Oysa, yazar kadrosu
böyle bir "algılama"nın tam zıddından oluşuyor. "Neo-faşist
ideolog" olarak nitelenen Gündüz Aktan orada yazıyor. Askeri
darbelerin yılmaz savunucusu, ebedi "garnizon yazarı"
M.Ali Kışlalı keza.
Ekonomide, koyu "Kızılelmacı", amansız AB karşıtı Yiğit
Bulut. Bir başka - buysa kendisini "solcu" diye takdim
edeni- "Kızılelmacı" ve AB karşıtı Nuray Mert de orada.
Yetmediği anlaşılıyor ki, "milliyetçi-mukaddesatçı" dostumuz
Hasan Celal Güzel'e de köşe verildi.
"Ülkücü-MHP geleneği"nden gelen arkadaşımız Avni Özgürel'in
köşe adedi ise arttırıldı. İsmet Berkan, Murat Yetkin, Hakkı Devrim,
Murat Belge, Altan Öymen, Nur Çintay ve Radikal 2, bu ekibi dengeleyebiliyor
mu dersiniz? Bizim "Cumhuriyet"imiz böyle "Radikal"miydi
acaba? Değildi galiba. Ben de Hasan Cemal gibi; o "Cumhuriyet'i
çok sevmiştim"...
Cengiz Çandar, Bugün
05.12.2005
|