| |
Aydın Güven Gürkan'ın ölümü beni 1980'li yıllara götürdü. Türkiye
12 Eylül askeri yönetiminden çıkarken gündemde sol nasıl olmalı
sorusu vardı. Solun birleşmesi konusu günceldi.
Bunlar aklıma geldi Hoca'nın ölümüyle. Aynı zamanda bugünü düşündüm.
Sol niçin alternatif olamıyor?
Örneğin Latin Amerika'nın altı ülkesinde sosyalistler, sosyal demokratlar
iktidara tırmanmış durumda. Son olarak Şili'de Pinochet diktası
döneminde kendisi dahil işkenceden geçmiş bir ailenin kızı Cumhurbaşkanı
oldu.
Bizde neden olamıyor?
Muhalefette bile güdük kalan, büyüyemeyen parti nasıl sol olur?..
Bu soruları geçmişte Aydın Hoca'yla arada bir tartışırdık.
İspanya'da, Portekiz'de sosyalistler, sosyal demokratlardı, ülkelerini
askeri diktalardan çıkartıp demokratik rejime geçirenler... Yine
onlardı, yaptıkları reformlarla ülkelerini Avrupa Birliği'ne taşıyanlar...
Yunanistan'da gene sosyalistlerdi, önce partilerini 'üçüncü dünya
solculuğu'ndan kurtaran, sonra ülkelerini Avrupa Birliği'ne sımsıkı
bağlayan...
İspanya'da, Portekiz'de, Yunanistan'da bütün bunlar faşist dikta
ve askeri yönetimlerden sonra gerçekleşmişti.
Biz neden başaramadık?
Bu soru, kim bilir belki de Aydın Güven Gürkan'ın hayatındaki bir
düş kırıklıklığı idi.
Onlar yaptı, biz yapamadık.
Niye?
Sol neden kendini yenileyemedi 12 Eylül sonrası? Siyaset yapma tarzını
niye değiştiremedi? Niçin Avrupa'dakinden de esinlenerek kendi 'sosyal
demokrat modeli'ni yaratamadı?
Türkiye'de toplumun çoğulcu yapısı, Kürdü ile, Alevisi ile kendini
siyaset planında tam olarak neden demokratik olarak ifade edemiyor?
Bir sosyal demokrat parti kendi içinde bu çoğulculuğu barındıramaz
mıydı?
Aydın Hoca bu konulara kafa yordu. Başta Ercan Karakaş olmak üzere
arkadaşlarıyla birlikte sosyal demokrasiyi konu alan manifestolar,
bildiriler yayınladı. Küreselleşme, demokratikleşme, özgürleşme
ya da sosyal devlet konularında çalışmalar yaptı. Sosyal demokrat
hareketin tartışarak bir yerlere gelebileceğini düşündü.
Umduğunu bulabildi mi? Sanmıyorum.
Son yıllarında ezberleriyle, tabularıyla, sloganlara indirgenmiş
haliyle bizde solculuğun yenilenmesinin zaman alacağını görmüştü.
'Değişim'in kolay olmadığını, sabır gerektirdiğini, siyasal kültür
çıtası bir yerlere yükselmeden sonuç alınamayacağı noktasına geldiği
söylenebilirdi Aydın Hoca'nın...
Duygu adamıydı.
Bir anda parlardı.
En son söylenecek şeyi bazen pat diye söyler, ama sonra da karşısındakini
yatıştırırdı. Hani yüreği çok temizdir denir ya bazı insanlar için,
Aydın Hoca öyleydi.
1980'lerin başında, 12 Eylül sonrası solun birleşmesinde olumlu
bir rol oynamıştı. Bizim siyaset meydanımızda ender rastlanan olgun
bir siyaset adamı davranışı sergilemişti.
O tarihlerde siyasal yelpazenin solunda Gürkan'ın genel başkanlığını
yaptığı Halkçı Parti, İnönü'nün SODEP'i, Ecevit'in DSP'si vardı.
Aydın Hoca, üç partiyi de tek çatı altında birleştirmek istemişti.
Ecevit yan çizince, İnönü'yle birlik olarak 1985'de SHP'ye giden
yolu açmışlardı.
Bu birleşme sonrasında sol bir süre için yükseliş eğrisi çizmiş,
sonra tekrar inişe geçmişti.
Sol ve özgür bir insandı.
Eşitlik, özgürlük, dayanışma, demokrasi ve barıştan yanaydı. Değişimi
böyle bir çerçeve içinde isterdi. Genel başkan olduğu dönemde kendi
partisinin içinde de her türlü tartışmaya hep açık olabilmişti.
Bu anlamda da özgür bir insandı.
Ercan Karakaş'ın dediği gibi, Hoca'yı arayacağız, özleyeceğiz.
Hasan Cemal, Milliyet
24.01.2006
|