Aydın Güven Gürkan

 

Bizim derneğin (Helsinki Yurttaşlar) bazı sorunlarını daha sakin kafayla konuşup tartışmak için hafta sonunda Heybeliada'ya gitmiştik. Orada bir arkadaş Aydın Güven Gürkan'ın hastalığının ilerlediği ve durumunun iyi olmadığını haber verdi. Pazar akşamı Ada'dan dönünce de öldüğünü öğrendim.
Aydın'la oldukça kısa sayılabilecek bir süre içinde, yeni bir sosyalist parti kurma girişiminde bir arada bulunmuş, bu girişimin siyasal karakterinin ötesinde, arkadaş da olmuştuk.
Ada'da, durumunun ağırlaştığı söylendiğinde, ben de şöyle bir dalıp gittiğimde, tabii Aydın'la arkadaşlığımıza ilişkin şeyler geçti gözümün önünden. Ama bunlar 'yazısı yazılacak' şeyler değil; onları kendime saklayıp Aydın'ın kamusal yanı üstüne birkaç söz söyleyeyim.
Bu sabah Ahmet Hakan'ın yazısında Aydın Güven Gürkan'ın siyasi hayatında gösterdiği dürüstlüğü anlattığını gördüm. Evet, ilk söylenecek sözler bu konuda olmalı. Pek alışık olmadığımız bir dürüstlük ve efendilik.
Siyasete atılması, 12 Eylül koşullarında, Halkçı Parti'nin kurulmasına denk düşer.
Siyasette tanıdığımız bazı kişiler, başka bir hayat tarzı içinde varolamayacak insanlardır. Aydın Gürkan böyle değildi, her durumda kendine bir dünya kurabilirdi. Sanırım 12 Eylül vahşeti, onu daha politik bir eylemliliğe iten bir etken oldu.
Halkçı Parti, 12 Eylül'ün izin verdiği çerçeve içinde, o kadar 'sol' olabilen bir partiydi. Yani aslında 'sol' değildi. Dolayısıyla, 'siyasete atılmış' Gürkan, ilkin böyle bir yapıyla karşılaşmak, bununla mücadele etmek durumunda kaldı. Bu mücadelesinin sonunda parti genel başkanlığına seçildi.
Bu konumuyla, Halkçı Parti'yi SODEP'le birleştirme, yani sosyal-demokrat solu bir araya getirme politikasını gerçekleştirme imkânını elde etti, bunu uyguladı.
Türkiye'de solun tarihi, bölünmelerle doludur. 'Birleşme' örnekleri o kadar zengin değildir! Bu bakımdan Gürkan'ın başarısı özellikle önemli bir başarıdır.
Gene Türkiye'de, 'sosyal-demokrat' solun tarihi pek parlak değildir. İnönü'nün 'ortanın solu' deyimiyle başlayan bu hareket Kemalizm'in yörüngesinden hiçbir zaman kopmamış ve uzaklaşmamıştır. Ama Aydın Gürkan dünyada varolan sosyal-demokratlardan biriydi -burada görmeye alışık olmadığımız bir tür.
Nitekim onun başkanlığından sonra SHP de geleneksel anlayışa doğru çark etti. Bazı Kürt milletvekillerine gösterilen milliyetçi parti tepkisi, istifalar, derken yukarıda andığım yeni parti arayışı dönemecine gelindi ve biz de Gürkan'la tanıştık.
Siyasetin 'cilve'leri. Birkaç yıl önce Aydın Gürkan koşulların (12 Eylül zorbalığının) ayırdığı sol partileri birleştiren genel başkan olmuştu; şimdi, böylece kurulan yeni (büyük) partiden ayrılan bir grubun başındaki adam konumuna giriyordu. Bunlar, birbirine karşıt iki konum gibi görünüyor. Ama öyle değil. Her ikisinde de Gürkan'ı harekete geçiren etken, sosyalizmin ve demokrasinin ilkeleriydi. İlk durumda bunlar, kişisel ayrılıkları bir yana bırakıp solun iki gövdesini birleştirmeyi gerektirmişti; ama ikincisinde de adı 'sol' olan parti ülkedeki ulusal azınlık karşısında böylesine 'statükocu' bir tavır alınca, aynı ilkeler, o parti içinde kalmayı imkânsız hale getirmişti.
Bizim girişim, bizim doğru bulduğumuz yolda yürümedi, başka türlü bir oluşuma doğru çark etti. O zaman, burada bulunmanın da ilkesel bir gerekçesi kalmadı. Gürkan da, ben de, sonu HEP'e varan o hareketten ayrıldık.
Türkiye siyaseti, Türkiye 'sol'u, Aydın Güven Gürkan'ı hazmedemedi. O da hiç gürültü çıkarmadan kendini o yapıdan çekti.

Murat Belge, Radikal
24.01.2006