| |
Bugünlerde Washington'dan o kadar güçlü oflamalar puflamalar yükseliyor
ki, bir fırtına bile başlatabilir. Üst düzey yetkililer İran'ı,
nükleer programını devam ettirmemesi konusunda uyarıyor. Meselenin
her iki tarafındaki siyasetçiler sıkı işbirliği içinde. Yorumcular
yüksek sesle kükrüyor hâlâ. Herkes İran'ın durdurulması gerektiğinde
hemfikir. Peki nasıl? İşte bu noktada ortalığı bir sessizlik kaplıyor.
Kimsenin başarı şansı yüksek bir planı yok.
Çözümün ne olduğunu bildiklerini söyleyenler var: Amerika'nın İran'ın
nükleer tesislerine askeri saldırı düzenlemesi. Bazıları için bu,
söz konusu politikanın asla kabul edilmeyeceğine dair kesin beklenti
dahilinde sergilenen bir duruş. 1950'lerde bazı Cumhuriyetçiler
Truman yönetimini köşeye sıkıştırmak istiyor ve Sovyetler Birliği'nin
askeri olarak geriletilmesini savunuyordu. Diğerleri İran konusunda
bunun mümkün olduğuna samimiyetle inanıyor. Fakat bombardıman ciddi
bir seçenek değil.
Saldırmak, sorunu çözmek
Bir saldırı, İran'ın nükleer programını en iyi ihtimalle birkaç
yıl geriye atar. Fakat kamuoyunun infiale kapılmasına ve ulusun
nükleer programın arkasında yekvücut olmasına yol açar. Güçlü bir
ulusal gurur hissiyatına sahip, önemli ve çetin çeviz bir ülkeden
söz ediyoruz (sözgelimi nüfusu Irak'ın üç katı). Ve bilhassa kapı
komşusu Irak'ta 140 bin Amerikan askeri varken, İran'ın elinde birçok
misilleme imkânı var.
Yaptırımlar da işe yaramayacaktır. İran dünyanın ikinci büyük petrol
ihracatçısı, bugünlerde kasasına on milyarlarca dolarlık nakit akıyor.
Sopalarımız az olduğu gibi, havuçlarımız da pek fazla sayılmaz.
Belki de (İran halkına, nükleer işbirliği karşılığında iyi ilişkiler
istediğimizi gösteren bir sinyal mahiyetinde) gerçek yararlardan
menkul bir paket önermeye değer, fakat bunun kabul edileceğine dair
yanılsama içinde de değilim. Mevcut rejim Batı ile iyi ilişkiler
istemiyor. Daha fazla ticaret, bağlantı ve işbirliğinin, toplum
üzerindeki tahakkümünün altını oymaktan başka işe yaramayacağını
biliyor.
Amerika İran'a yönelik politikasını tepeden tırnağa tekrar düşünmeli.
Değerli bir hedefimiz var: Tahran'ın nükleer silah üretmesini engellemeye
çalışmak. Şimdi Washington ve müttefiklerinin, gerçeklikle yüzleşmesi
ve rota değişikliğine gitmesi gerekiyor; yeni bir hedefler silsilesi
belirlenip, ona uygun yol bulunmalı. Aksi takdirde sadece başarısızlık
riski değil, kamuoyu karşısında küçük düşmek ve zaten sınırlı itibarımızı
daha da azaltmak söz konusu.
ABD, İran'ı dizginlemek için bir ittifak inşa etmekle işe başlamalı.
Hedeflerimiz İran'ın nükleer programını askerileştirmesini engellemek
veya büyük ölçüde yavaşlatmak, yanı sıra bölgeye yönelik müdahalelerini,
terörizme verdiği desteği ve İsrail-Filistin ihtilafının barışcı
çözümüne muhalefetini geriletmek olmalı.
Bu en iyi sonuç değil, fakat faydalı yönleri var. İran'da açık ve
yakın bir tehdidin varlığı, uluslararası toplumu harekete geçirecektir.
Halihazırda Batı ittifakı İran'ın küstahlığı karşısında güçlenmiş
durumda ve Hindistan, Rusya ve Çin ile işbirliği hiç olmadığı kadar
mümkün görünüyor.
Tehditlerin genellikle komşu ülkeleri temkinli olmaya sevk eden
bir etkisi vardır. Eğer Suudi Arabistan, Mısır ve diğer ülkeler,
İran'da ciddi bir sorunla yüz yüze olduklarını görürse, dışardaki
müttefikleri kullanabilecekleri kabul edebilirler. Amerika'nın bölgedeki
nüfuzu güçlenebilir ve bu nüfuz ekonomik ve siyasi reformun yanı
sıra, diğer dış politika konularında işbirliği yönünde kullanılabilir.
Çin'in yükselişinin, Japonya ve Hindistan'ı nasıl ABD'ye yaklaştırdığına
dikkat edin. Sovyet tehdidi de Batı Avrupa ile ABD'yi yakınlaştırmıştı.
Benzer bir dinamiğin Ortadoğu'da da işlemesi hiç akla uzak değil.
Doğru politika Irak'a da yarar
Doğru düzgün ele alındığında, İran tehdidi Irak'taki durumu bile
daha iyiye götürebilir. Irak'ın karşılaştığı hayati sorunlarından
biri, politik ve idari konularda İran'ın başıboş ve istikrarsızlaştırıcı
etkisi. İran nükleer faaliyetlerine devam ederse, siyasi yelpazenin
her tarafındaki Iraklı siyasetçiler bunu ulusal güvenlikleri için
bir tehdit olarak görür. Askeri kapasitesini size boyun eğdirecek
şekilde artıran bir İran'a bakıp, onun dostane ve yardımsever bir
komşudan ibaret olduğunu söylemeniz zordur.
Bütün bunlar nükleer silaha sahip bir İran'ı kabul etmek anlamına
gelmiyor. Tahran nükleer silahların yıllarca uzağında. Programı
o kadar da yetkin durumda değil ve onu yavaşlatmak yönünde ahenkli
bir küresel çaba gösterildiği sürece, ciddi bir silah kapasitesine
ulaşması o kadar da kolay olmayacaktır. İran'daki rejim istikrarlı
değil ve nükleer çabaları, olsa olsa İran'ın çatlaklarını büyütecektir.
Ancak bizim irademizle ve bizim istediğimiz bir vakitte rejim değişikliği
de olmayacak. Dış güçler buna yardımcı olabilir. Fakat Amerika'nın
İran'ı küçük düşürdüğü hissiyatını beslersek, değişimi yavaşlatırız.
Yabancı bir ülkedeki insanların, Amerikan bombalarını şekerler ve
çiçeklerle karşılayacağına bir kez daha inanmayalım.
Ferid Zekeriya, Newsweek genel yayın yönetmeni
23-30 Ocak 2006
Radikal
24.01.2006
|