Ankara'nın Kıbrıs planında hem havuç hem sopa var

 

Diplomaside zamanlama çok önemlidir. Kıbrıs'ta Annan Planı'nın öngördüğü referandum süreci 2003 Kopenhag zirvesi öncesinde tamamlanabilseydi bugün durum çok farklı olurdu. Bunun neden olmadığını herkes biliyor.
Fakat hükümet, "diplomasi oyununun" kurallarını artık daha iyi anlıyor. Diplomaside oturup sonuç beklemenin zemin kaybı getirdiğini, başarının ise olumlu sonuçlardan yana atik görünmekten geçtiğini daha iyi görüyor.
Ankara, 2003'te kaçan fırsatı da anımsayarak, şimdi inisiyatifi ele alıp Rumların AB'de sağladıkları avantajı "nötralize etmeye" çalışıyor. Buna "gecikmiş bir çaba" olarak bakmak ise hatalı olur. Çünkü Kıbrıs'la ilgili siyasi konjonktür, yavaş da olsa, aslında Kıbrıslı Türklerden yana işliyor.

Rumların arkasındakiler
Bunun en son göstergesi ise İngiliz Dışişleri Bakanı Straw'un dün KKTC Cumhurbaşkanı Talat tarafından makamında kabul edilmesidir. Burada önemli olan şey, Türk tarafının çözümden yana atik görünmeye devam etmesidir.
Son dönemde konuştuğumuz birçok üst düzeyli Batılı diplomatın da, sorunun bu aşamada Türk tarafından kaynaklanmadığını daha açık bir şekilde telaffuz ettiklerini görüyoruz. Sorun aslında Rumların uzlaşmaz tutumundan da kaynaklanmıyor.
Sorun, Rumların arkasına saklanıp Avrupa'da Türkiye'nin önünü kesmeye çalışanlardan kaynaklanıyor. Dışişleri Bakanı Gül'ün önceki gün açıkladığı Kıbrıs eylem planını işte bu çerçevede değerlendirmek gerekiyor.

Sos aynı, sunuş farklı
Rum Dışişleri Bakanı Yorgo Yakovu, bu planın "Isıtılmış eski aş" olduğunu söyledi. İlk bakışta öyle de gözüküyor. Gül'ün açıkladıkları, Kıbrıs'la yakından ilgilenenlerin zaten bildikleri şeyler. CNN Türk'ün diplomasi yorumcusu emekli Büyükelçi Yalım Eralp ise "ama sosu farklı" diyor.
Bize göre o da değil. Sos da aynı. Yani Ankara hâlâ "ambargolar eşzamanlı olarak kalksın ve ilgili tüm taraflar çözüm için BM gözetiminde iyi niyetle gayret göstersinler" diyor. Ardından, da bilinen yaklaşımıyla, "Yoksa limanlarımı Rumlara açmam" diyor.
Kısacası, sos aynı. Ama yemeğin tabak üzerindeki "aranjmanı" farklı. Damak zevki olanlar yemeğin "sunuş" şeklinin iştahın kabartılmasındaki önemini bilirler. Bu eylem planı, "bilinenleri" derli toplu bir paket halinde sunup, dengeli ve tüm tarafların çıkarlarını gözeten bir yöntem teklif ediyor. Üstelik çok iyi bir zamanda.

Türkiye'nin mesajı
Ankara bunu yaparken "hayır" diyeceği zaten bilinen Rum tarafını da gözetmiyor. Avrupa'da hâlâ, Annan Planı sürecinin ne olduğunu dahi bilmeden Kıbrıs konusunda büyük fikirler beyan ederek Rum uzlaşmazlığına -bilerek veya bilmeyerek- hizmet edenleri gözetiyor.
Öte yandan Türkiye, bu planla, yukarıda da belirttiğimiz gibi, dolaylı olarak bir mesaj daha veriyor. "Annan Planı sürecinde oynadığımız olumlu rolü ve bu son derece makul eylem planını göz ardı etmeye devam ederseniz, bizden ne limanlar konusunda ne de Kıbrıs'la ilgili başka konuda yardım bekleyebilirsiniz" diyor.
Kısacası, Kıbrıs eylem planı Ankara'nın "havucu" ise bu dolaylı uyarısı da işin "sopası."

Semih İdiz, Milliyet
26.01.2006