| |
TÜRKİYE'nin Kıbrıs konusunda sunduğu "eylem planı"na
Rum kesiminden gelen tepkiler sürpriz değil. Papadopulos yönetimine
göre bu içi boş, eski bir plan, ciddiye alınmaması gereken bir gösteriş...
Peki, Rumların son sözü bu mu? Öyle ise, Türk diplomasisinin bu
hamlesi daha baştan havada mı kalacak?
Ankara dikkatle hazırladığı eylem planını ilan etmeden önce elbet
Rum tarafından gelecek tepkileri hesaba katmıştır.
Planın adresi, öncelikle Birleşmiş Milletler, ayrıca ABD ve başta
İngiltere olmak üzere, AB'dir.
Planın ilanından önce Genel Sekreter Kofi Annan ile -ve ayrıca ABD
ve İngiltere yetkilileri ile- yapılan temaslar, bu çevrelerin girişimi
ciddiye aldıklarını ve üzerinde çalışılmaya değer bulduklarını gösterdi.
Nitekim planın açıklanmasından sonra "onlardan" gelen
tepkiler oldukça müsait.
Şimdi her şey, BM'nin, ABD'nin, AB'nin bu planı yaşama geçirmek
için göstereceği kararlılığa bağlı. Yani "onlar" bu yeni
süreci başlatmak için "eylem"e geçerlerse, Papadopulos'un
bu planı da sabote etmesi mümkün olmaz.
Bu nedenle uluslararası camia eğer Kıbrıs sorununun hep çözümsüz
kalmasını istemiyorsa ve görüşme sürecinin yeniden canlandırılmasında
yarar görüyorsa, bir an önce devreye girip bu fırsatı değerlendirmelidir.
* * *
TÜRKİYE'nin şu sırada bu planı ortaya koyması iki nedene bağlanabilir:
Stratejik amaç, Dışişleri Bakanı Gül'ün belirttiği gibi, Kıbrıs
sorununu şimdiki tıkanıklıktan kurtarmak, çözüm yolunu yeniden açmaktır.
Planın belli başlı unsurlarının "eski" olduğu doğrudur.
Ama bu plan, eski önerilerin ötesine giden daha geniş bir çerçeve
içinde, yeni mekanizmalar ve takvim gibi unsurlar içeriyor. Ankara
bu planla gerçekten çözümsüzlüğe son vermek istediğini, bunu ulusal
çıkarlarının gereği saydığını da gösteriyor.
Planın şu sırada sunulmasında taktik nedenler de var tabii. Türkiye,
Kıbrıs Ek Protokol'ü konusunda 2006 yılının ilk yarısı için bir
angajmana girmiştir. Papadopulos yönetiminin çabasıyla AB, Ankara'yı
-deniz ve hava limanlarını Rumlara açma konusunda- baskı altında
tutmaktadır. Şimdi Türkiye bu planla limanların açılması ile KKTC'ye
kısıtlamaların kaldırılmasının eşzamanlı gerçekleşmesini açıkça
istemektedir.
Bu istek daha önce de ifade edilmişti. Ama bu plan, Türkiye'nin
limanların açılması ile izolasyonun sona erdirilmesi arasında "formel"
bir ilinti kurduğu, diğer bir deyişle, Kuzey'e yönelik kısıtlamalar
kalkmadan, Rumlara Türk deniz ve hava limanlarının açılmayacağı
mesajını veriyor.
Gerçi limanlar konusu Ek Protokol'ün uygulanmasına ilişkin bir AB
yükümlülüğüdür. Bu bakımdan ilk bakışta Rum tezi mantıklı görünebilir.
Ancak AB de -BM ve ABD gibi- Kıbrıs Türklerinin izolasyonuna son
vermek konusunda bir angajmana girmiştir. Ankara eşzamanlı karşılıklı
"limanları açma" maddelerini eylem planına dahil etmekle,
bir "al-ver" dengesi kurmaya çalışmıştır.
* * *
PLANIN en önemli unsuru kuşkusuz, BM Genel Sekreteri'nin inisiyatifi
ele alması ve önerilerin uygulanması için devreye girmesiyle ilgili
çağrıdır.
BM'den gelen ilk tepkiler ve hele İngiltere Dışişleri Bakanı Jack
Straw'un Kıbrıs ziyaretini Annan'ın çözüm arayışı ile irtibatlandıran
resmi açıklama, Türk diplomatik atağının ses vermeye başladığını
gösteriyor.
BM'nin, Avrupa Birliği üyelerinin de desteğiyle, bu yöndeki çabaları
sürdürmekte kararlı davranması çok önemli. Papadopulos'u son zamanlarda
sergilediği katı ve hırçın tavırlarından vazgeçirmek, aksi halde
neler olabileceğini kendisine anlatmak şimdi "onlar"a
düşüyor...
Sami Kohen, Milliyet
26.01.2006
|