İran'ın dönüşü olmayan noktası

 

Dışişleri Bakanı Abdullah Gül ile ABD'nin Ankara Büyükelçisi Ross Wilson'ın geçen hafta basına yaptıkları açıklamaları alt alta koyun. Diyaloğun özeti şu:
Ankara: Türkiye üzerinden İran'ı vurdurtmayacağımızı ABD'ye söyledik.
Washington: İran'ı Türkiye üzerinden vurma yönünde bir talebimiz yok ki!
Bu diyalogla, Türk hükümeti halka güvence veriyor, İran'a "Merak etmeyin" diyor, bazı bölge ülkelerinden yükselen spekülasyonları yanıtlıyor ve bir bakıma ABD'ye de kamuoyu üzerinden "Hiç boşuna niyetlenmeyin" mesajı gönderiyor.
ABD'nin yanıtı ise, "İstedik de vermediler" diye bir durum olmadığını vurgulamakla Ankara'nın açıklamasını şimdilik bir "vehim" düzeyine indiriyor ve içten içe, böyle bir demece ne gerek olduğunu sorguluyor. Öte yandan Wilson 'ın sözlerinde, İran'a karşı olası askeri seçeneğin zamanlamasına ve yöntemlerine ilişkin ipuçları da aranabilir.

İki kritik yıl
Zamanlamadan başlayalım. İran'a karşı olası bir askeri eylemin takvimi, herşeyden önce, 'dönüşü olmayan nokta'ya göre işleyecek.
ABD'nin tahmini, nükleer çalışmalarını sürdürmesi halinde İran'ın atom silahına sahip olmasının en az üç, en fazla on yıl alacağı yönünde.
Dönüşü olmayan nokta ise, "İranlıların nükleer silah üretmesi değil, ama üretmek için gerekli teknolojik bilgi ve deneyime erişmesi" diye tanımlanıyor. ABD'lilere göre, Tahran'ın bu noktaya gelmesi yaklaşık iki yıl alacak ve Bush yönetiminin politikası da esas bunun önlenmesine odaklı.
Washington'daki yetkililer, bu amaca İran üzerinde uluslararası siyasi ve iktisadi baskı kurularak ulaşılmasını tercih ettiklerini, ancak askeri eylemin de "son seçenek" olarak masada tutulduğunu vurguluyorlar.
Cumhuriyetçi Senatör ve 2008'in olası başkan adayı John McCain'in "ABD'nin askeri seçeneği kullanmasından daha kötü olan tek şey nükleer silaha sahip bir İran'dır" sözü, hem Bush yönetiminin hem de Amerikan kamuoyunun bakışının iyi bir özeti. Bu bakışla gözetilen zamanlama, ABD'li yetkililere İran'ı diplomatik yoldan durdurmak için birbuçuk yıl kadar bir süre tanıyor.
Cumhurbaşkanı Mahmud Ahmedinecad'ın siyasi baskıya meydan okuyan tavrı ortada. Rusya ve Çin'in yaptırım isteksizliği aşılamaz, dünya İran'ın nükleer silaha kavuşmasını önlemek için ortak kararlılık gösteremez ise Tahran'ın inadını diplomasiyle kırmak da mümkün olmayacaktır.
Süreç böyle işlerse, İran'ın dönüşü olmayan noktası için geri sayım da yüksek perdeden başlayacak, gündem muhtemelen 2007 ortalarından itibaren askeri seçeneğe iyice kayacaktır.

Askeri hazırlıklar
Bush yönetimi, Irak Savaşı öncesinde yaptığının aksine, İran konusunda 'tam tam'lardan büyük ölçüde uzak duruyor. Bunda ABD'nin, başta AB olmak üzere müttefikleriyle ortak söylem tutturma ve diplomasinin etkinliğini artırma çabası kadar, askeri bir harekatın muazzam insani ve siyasi bedel getireceğini, üstelik de İran'ın nükleer kapasitesini tümden yok etmeyebileceğini bilmesi de etkili.
Yönetimin birçok mensubu askeri eylemin "çok kötü bir seçenek" olduğunu söylüyor ama "İran'ın nükleer silahının olması bundan da kötü" diyen McCain de ağızlarda yankılanıyor.
Washington kulisleri ise, "en kötünün bir iyisi" olan seçeneğe dönük planların ilerlediği haberleriyle çalkalanıyor. Konuşulan, İran'ın Natanz, Arak ve İsfahan'daki nükleer tesislerini devreden çıkarmayı hedefleyecek bir hava harekatına yönelik hazırlıklar.
Eski Pentagon yetkililerinden Richard Perle'ün geçen hafta bir grup Avrupalı diplomata söylediği "Bu iş bir düzine B2 bombardıman uçağının İran'ın nükleer tesislerini vurmasıyla çözülür" sözü hazırlıkların kapsamına ilişkin fikir veriyor. Ayrıca, ABD'nin denizaltılar dahil Körfez'deki filosunu kullanabileceği konuşuluyor. Irak ve çevresindeki Amerikan askeri varlığı nedeniyle, İran'a yönelik yepyeni bir yığınak gerekmediği vurgulanıyor. Türkiye'nin üs ve topraklarının kullanılması olasılığını dile getirense yok.

Söylem birliği
ABD ve Fransa liderlerinin "İran'a karşı askeri seçenek masada" dediği, Almanya Şansölyesi'nin "Tahran'ın nükleer silaha kavuşmasına hiçbir durumda izin verilemeyeceğini" ilan ettiği bir ortamda saldırı hazırlıklarının konuşulması bir bakıma doğal.
Ama bu son ve çok kötü seçenek, henüz yegane seçenek değil. Tahran'a dönüşü olmayan noktaya erişmeden geri adım attırma şansı zayıf bile olsa, bunun tek yolu uluslararası topluluğun sıkı bir söylem birliği yapmasından geçiyor. İran'ın vurulmasını istemeyenler, Tahran'ın içini rahatlatacak açıklamalardan ziyade, nükleer heveslerine asla razı olunmayacağını vurgulamaya yönelmeliler.

Yasemin Çongar, Milliyet
13.02.2006