| |
İran krizi tırmanıyor. Ankara, Tahran'ı neredeyse 'ABD'ye gerekçe
verme' diye uyarıyor
Almanya'nın yeni Dışişleri Bakanı Frank-Walter Steinmeier'in önceki
akşam Ankara'da Dışişleri Bakanı Abdullah Gül ile yaptığı ziyarette
İran konusu önemli yer tuttu. Bugün Ankara'da temaslarda bulunacak
olan ABD'nin Uluslararası Enerji Ajansı nezdindeki büyükelçisi Greg
Schulte de İran dosyasıyla Türk yetkililerin karşısına çıkacak.
Geçen eylül ayında Ankara'da olan ABD Dışişleri'nin Silahların Kontrolü
ve Uluslararası Güvenlik İşleri'nden Müsteşar Yardımcısı Robert
Joseph'ın geçenlerde Türk gazetecilere verdiği brifing ardından
bu ziyaret dikkat çekici.
İran'ın nükleer çalışmalarını şeffaflaştırma konusunda ortaya çıkan
kriz tırmandıkça, bu tür temasların artacağı söylenebilir.
Bu tür temasların artması, İran'in batı komşusu Türkiye'yi ister
istemez bir karar baskısı altına alıyor.
Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Namık Tan, dünkü basın toplantısında
Türkiye'nin İran'a eleştiri ve uyarı tonunu sertleştirdiğini gösterdi.
Tan'ın Avrupa Birliği'nin İran'a yaptığı görüşmelere yeniden başlama
çağrısı konusundaki şu sözleri önemliydi: "İranlı dostlarımıza,
bu fırsatın iyi değerlendirilmesi için bir kez daha çağrıda bulunuyoruz.
Sorunun ulaştığı bu aşamada sağduyu, tam bir şeffaflık ve işbirliği
anlayışı ile hareket edilmesi, muhtelif sorunlarla mücadele etmekte
olan bölgemizi yeni bir sıkıntıdan kurtaracaktır."
Ankara, Tahran'ı neredeyse 'ABD'nin vurmasına gerekçe verme' diye
uyarıyor.
ABD, İran'ı vuracak mı?
Şu anda bu yalnızca yorumlardan, ihtimallerden biri.
Ancak ABD Başkanı George Bush'un son Ulusa Sesleniş konuşmasındaki
sözlerine ve ardından Başkan Yardımcısı Dick Chenney'nin bir televizyon
röportajında söylediğine bakılacak olursa, tırmanış, Irak krizi
öncesiyle benzerlikler gösteriyor.
Doğrusu, ABD'li yetkililer de İran'ın Irak olmadığının farkında
olduklarını söylüyorlar. İran'a yönelik, Irak'takine benzer bir
kara harekâtının söz konusu olmayacağı da az çok belli. Ancak ABD'nin
elindeki uçak, gemi ve füze gücünü sonuna dek kullanarak, İran'a
tarihte görülmemiş bir hava darbesi vurma niyetini gösteren işaretler
de ortada. Askeri uzmanlara göre, böyle bir darbe, İran'ın belli
başlı askeri ve ekonomik tesislerini yerle bir edebileceği gibi,
İran'ı istese de nükleer silah üretmekten en az 10 yıl geri bırakabilir.
Dışişleri Bakanı Gül'ün geçtiğimiz hafta "Türkiye'nin komşularına
karşı bir saldırı içinde olmayacağı" açıklaması önemliydi.
Irak savaşı öncesinde de böyle bir açıklamanın yapılmış olması,
Türk-ABD ilişkilerini bugünkü 'Kurtlar Vadisi-Irak' fantezilerine
dek düşürmeyebilirdi.
ABD'nin artık Türkiye'ye 'evet' yanıtı almayacağı bir soru sormaması
doğaldır. Askerden-askere yürüyen ilişkilerin bir anayasal sınırı
olduğu artık anlaşılmış görülüyor. Ayrıca, ABD'nin İran'a yönelik
bir hava harekâtı için Türkiye'ye ihtiyacı olmadığı da ortada. Hint
Okyanusu'ndaki Diego Garcia Üssü, Basra Körfezi ve Akdeniz'deki
uçak gemileri ve Irak'taki havaalanları bu iş için fazlasıyla yeterli.
Ancak İran'a uygulanacak bir ambargonun Türkiye'nin katkısı olmadan
yarım kalacağı da ortada. Burada, Türkiye'nin geri adım atmaması
gereken noktanın uluslararası meşruiyet olduğu söylenmeli. Birleşmiş
Milletler Güvenlik Konseyi kararı, bu meşruiyet çizgisini oluşturuyor.
BM'nin uluslararası meşruiyet zemininin yokluğu, Irak savaşında
ABD-İngiltere önderliğindeki koalisyonun en büyük sıkıntısıydı.
BM kararlarıyla ilgili olarak birinci Irak savaşıyla ilgili bir
anektodu hatırlamakta da yarar var.
Irak'ın Kuveyt'i işgal ettiği 2 Ağustos 1990 akşamı, Bakanlar Kurulu
öncesi Devlet Bakanı Mehmet Keçeciler, Cumhurbaşkanı Turgut Özal'ın
yanındaydı. BM'nin Irak'a ambargo gündemiyle toplanacağı biliniyordu.
Petrol işlerinden de sorumlu olan Keçeciler, Çankaya'nın camlı salonunda
Özal'a "Kerkük-Yumurtalık petrol boru hattını kapatayım mı?"
diye sorduğunda, Özal hışımla dönüp verdiği yanıt, daha sonra basına
yansımıştı: "Hâlâ kapatmadın mı?"
Keçeciler'de olmayan, Özal'da olan bir bilgi vardı çünkü. O sırada
ABD Dışişleri Bakanı James Baker, Türkiye'ye doğru havada yol alıyordu.
ABD Altıncı Filo'ya bağlı gemiler ise, Türkiye'nin muhtemel ambargo
kararına uymama ihtimaline karşın abluka uygulamak üzere İskenderun'a
doğru yoldaydı.
Yeniden sıkıntılı günlerden geçiyoruz.
Murat Yetkin, Radikal
16.02.2006
|