| |
Herkese uzun ömürler dilerim;
"Yeşil" kod adlı "devletleştirilmiş" özel silah
yaşıyormuş da...
Çete zanlısı oğlunun kaldığı eve baskından kılpayı kaçmış da...
Kimileri öldüğünden eminken meğerse aramızdaymış da.
Bilgisizliğin ilgisizliği, ama daha da beteri, asıl ilgisizliğin
bilgisizliği körüklediği bir hayatın içinde "Yeşil" nasıl
anlatılır? Belki şöyle:
"Yeşil" ; vadideki kara kurtların bir kısmının ne tam
siyah, ne kahverengi, ne de haki olmasın diye öyle yeşile boyadıkları
bir...
a) Devlet adına birilerinin cinayet işlemesinden ve bu suçun cezasız
kalmasından hoşlanıyorsanız... "kahraman" dır.
b) Herhangi bir ahlaki, hukuki, insani, vicdani gerekçeyle, hatta
"terörün böyle önlenemeyeceğini, tam tersine azdırılacağını"
düşünerek nefret ediyorsanız... "kimi devlet güçlerinin kullandığı
katil" dir.
Bir bakıma "Vadim o kadar Yeşil'di ki" de denebilir.
Şu çok yanıltıcı:
Tetikçinin üstüne odaklanmak; hikayeye onunla başlayıp onunla bitirmek.
Misal; tüm meseleyi ve cinayeti "Ağca" ile izah. O çıkınca
çok sinirlenip tekrar içeri alınınca rahatlamak.
"Yeşil" i unutmak, bir baskınla hatırlamak ve sadece yeşil
yeşil bakmak.
"Katil" in üstüne gidenlerin önemli bir kısmı, onun eline
silah vereni, azmettireni, istihdam edeni, onu koruyanı, askeri
cezaevinden, karakoldan kaçıranı, saklayanı, pasaport, kimlik vereni,
"sosyal, demokratik hukuk devleti" nin resmi birtakım
görevlilerin ve görevlerin uzantısı kılanı...
Onu askeri darbeye yolculukta kullananı...
Ona hem yer üstünde suikastlarda hem yeraltında mafya temizliklerinde
kurşun sıktıranı... Onu kurt, çakal, vaşak, akbaba, yılan, akrep
haline getireni konuşmuyor bile.
"Yeşil" bu ülkenin kitle medyasında artık manşetse, görevimiz
gözleri yeşile boyamakla kalmamalı.
"Ağca'yı yakalayıp tekrar içeri atarken", İstanbul Sıkıyönetim'i
gözetiminde onu kimlerin kaçırdığını fazla deşmemek, hala itibarlı
kimi darbecileri, kimi siyasetçileri hiç anmamak gibi.
"Ağca kötü adam" ise, onu kullananlar, kaçıranlar nasıl
"iyi adam" olabilir? Onlar nasıl temiz, nasıl masum, nasıl
itibarlı kalabilir? Di mi Kenan Paşam!
"Yeşil" kendi başına bir katil değildi ki.
Birileri iş verdi; "Git şunu öldür" dedi. Sonra başka
birileri de o emri verenler için de ölüm fermanı çıkardı. Onlar
da kaçırıldı, öldürüldü, her tarafa ceset saçıldı.
Adam bir gün yakalandığında dahi; devletin kimi yetkilisi onu başka
yetkililerin elinden aldı, korudu, kolladı, yeni işlere yolladı.
Elbette bu ülkenin kendisiyle beraber olmuşları dahi katleden, öldürerek,
ölerek, kırdırarak yaşayan "terörist" sorunu var.
Ama bu ülkenin "Misak-ı Milli" topraklarından kendi vatandaşlarının,
babaların, dedelerin, evlatların kuru kafaları, kemikleri, "kimi
güvenlik görevlileri" tarafından kurşuna dizilmiş, toplu mezara
gömülmüş hayaletleri de sökün ediyor.
Bu topraklar binlerce şehit askeri, polisiyle ve binlerce "ölü
ele geçirilen terörist" le ve köşe bucak suikastlar, pusular,
yargısız infazlarla toptan "toplu mezar" a dönüşmüştü.
"Yeşiller" in görevi, bu mezara daha çok ceset taşınmasını
sağlamaktı. "Hukuk devleti"ni lime lime etmekti.
"Yeşil" in üstünde bir sürü parmak izi var. Öldüyse ondan
ölü, yaşıyorsa ondan yaşıyor, hortlaksa ondan hortlak! Büyük Millet
Meclisimizin "dokunulmazlar" ı bile bu işlerin üstüne
fazla gidemedi ya, "demokrasi" diyorsak, sevdiğimizden!
Umur Talu, Sabah
16.02.2006
|