|
BİLGİ ÜNİVERSİTESİ TARİH BÖLÜMÜ BAŞKANI PROFESÖR DR. METE TUNÇAY
Tunçay: Devrim tarihimizde belli edilmek istenmiyor ama Millet
Meclisi, Meclis -i Mebusan'dan daha İslamidir. Kürsüden Kuran okunuyor,
mebuslar topluca namaza gidiyorlar, Meclis duvarlarında dini sloganlar
yazıyor
DERYA SAZAK: "Eleştirel Tarih Yazıları" adlı son kitabınızdaki
makaleler, düşüncelerinizdeki değişime ışık tutuyor. "Yüzyıldır
İslamcı, pozitivist - Batıcı ve sosyalist düşünce ikliminde yaşamıştır"
dediğiniz Türkiye'nin bugünkü siyasi görünümü hakkında nasıl bir
değerlendirme yapıyorsunuz? 'İslami renkleri' ağır basan iktidar
ve etkisiz bir sol muhalefet...
METE TUNÇAY: İktidarı beğendiğimi söylemeye dilim varmıyor ama muhalefet
iktidardan kötü. Bana temel sorun oymuş gibi geliyor. Fransız Devrimi'nin
3 temel ilkesi özgürlük, eşitlik, kardeşlik Osmanlı'da 19. yüzyılda
gerçek anlamlarıyla kavranmış değildi.
Gerek "Yeni Osmanlı" hareketi gerek sonradan ittihatçılığa
dönüşen "Jön Türklük" esas olarak devleti kurtarma çabasındadır.
Hak ve özgürlükler bizimkilere bir hayli yabancı, eşitlik anlayışıysa
"Allahın kulu" olmasıyla sınırlıydı. Burjuva ideolojisi
bile Osmanlı'nın son döneminde hak ettiği yeri bulamadı. Herkes
imparatorluğu kurtarmanın peşindeydi.
Mebusların toplu namazı
Avrupa'nın etkisiyle Osmanlı'daki "gayrimüslim" azınlıkları
gözeten Tanzimatçılığın ve Meşrutiyet dönemi "Osmanlı solculuğu"nun,
anlaşılan halka yönelik fazla bir demokrasi talebi de olmamış.
Türkiye'de demokrasi sözcüğü 20. yüzyılın ortasına kadar sadece
laf olarak kaldı. Ama liberalizm, padişaha karşı bazı hakların sağlanması,
keyfiliğin engellenmesi şeklinde daha önce uygulanmaya başladı.
Din, mezhep ve cins eşitliği istemi liberalizmin etkisiyle başlamıştı.
Milli Mücadele'yi de aslında bu süreçte devleti kurtarma çabaları
içinde düşünmek lazım.
Bir kısmı işgal altında olan yeni devleti dini vurgulayarak ayağa
kaldırma çabası. Devrim tarihimizde belli edilmek istenmiyor ama
Milli Mücadele dediğimiz dönem fazlasıyla İslami bir dönem. Osmanlı'yla
karşılaştırdığınız zaman bunu görüyorsunuz. Büyük Millet Meclisi,
Meclis -i Mebusan'dan çok daha İslamidir. Kürsüden Kuran okunuyor,
mebuslar topluca namaza gidiyorlar, Hâkimiyet Milletindir'den önce
Meclis duvarlarında dini sloganlar yazıyor.
Bir seminerde Kemalizmin bir tür 'Yeni İslam' olduğunu savunmuştunuz.
Eski bir makalemde dogmatizm açısından bir benzerlik kurmuştum.
Dinde inançlar tartışılmaz. Pozitivizmden gelen Kemalizm de sanki
dini şeylermiş, dogmalarmış gibi bilimi tartışılmaz hale getirmiştir.
Burada bir çelişki olduğunu düşünüyorum. Bu yorumu yaparken, yeni
bir şey söylediğimi sanıyordum. Dr. Adnan Adıvar, 1950'de benzer
şeyler söylemiş: "Şimdi yeni düşünce, eskiden İslam dogmasının
tuttuğu yeri tutuyor. Bundan ötürü, Türkiye'nin düşünce tarihinde,
özgür ve eleştirici bir ruhun, İslamcı ve Batıcı düşünüşler arasında
sahici bir etkileşim olmasını sağladığı herhangi bir düzenin varlığına
işaret etmek hâlâ olanaksızdır."
Cumhuriyet laikliği, dinin özüne karşı çıkmıyor, dinin toplumsal
kökenlerini yok etmeye çalışmıyor, öyle mi?
Kontrol etmek istiyor . İnancı bireysel hale getirirken dini devlet
denetimi altına alıyor.
Laiklik, ilerici bir ilke. Halkçılık da... Cumhuriyet'in kuruluşunda
bu iki ilke çatışıyor. Kemalist devrimi, İslamcı kesimlerden uzaklaştıran,
halka yabancılaştıran laik düzene geçiş mi?
Din, Osmanlı'da olmadığı kadar önem kazanmışken Cumhuriyet dönemindeki
bir dizi laikleşme ilkesi topluma yabancı geldi. En acıtanı da herhalde
alfabe değişikliği olmuştur.
Osmanlı'da Hegel'i bilen yok
Batıya giden Osmanlı aydınlarından söz ederken, örneğin Fransız
Komünü'nü hiç merak etmediklerini belirtiyorsunuz. Fransız Devrimi
üzerinden geçen yüzyıldan fazla sürede bu dalganın Osmanlı'ya ulaşamamış
olması düşündürücü değil mi?
Hiç şüphesiz işçi sınıfının doğması sadece aydınların bilinçleriyle
ilgili değil, endüstrileşmenin de sonucu. Osmanlıları Ruslarla mukayese
edebiliriz. 19. yüzyılda bizim Namık Kemal nesli gibi Çarlık Rusya'sının
baskısından kaçıp Batı'ya göç eden Rus aydınları var. Osmanlılar'la
aralarında müthiş bir fark görüyoruz. Rusların derdi çarlığı yıkmak.
Bizimkilerin problematiği devlet nasıl kurtulur! Mesela Osmanlılar
arasında Almanca bilen yok, Marx'ı , Alman felsefesini, Hegel'i
bilen yok. Namık Kemal çok sıkı bir İslamcı.
Sosyalist düşünce ne zaman yeşeriyor?
Türkiye'de yakın dönem hareketleri dahil sosyalizmin iki temel zaafı
oldu. Bir tanesi işçi sınıfına dayalı bir akım olmadı. 68'lerde
öğrencilere dayalı bir akım oldu. İkincisi, daha vahim. Türkiye'de
sosyalizm Marksizm olarak değil, Marksizm - Leninizm olarak gelişti.
Marksizm Leninizm derken kastettiğim şey özellikle bu anti - emperyalist
yönü sosyalizmin. Marksizmin anti- emperyalist olduğuna emin değilim.
Marx daha global bakıyor. Halbuki Lenin, kapitalist ülkelerin dışında
sömürge ve yarı sömürgeleri de bu mücadeleye katabilmek için bir
milli demokratik hareketler kategorisi ortaya çıkarıyor. Gelişmiş
kapitalist ülkelerin emperyalizmine karşı onlarla beraber hareket
etmeyi amaçlıyor. Dolayısıyla Türkiye'de 1920'li yıllarda emperyalizme
karşı çıkan biri milliyetçi olduğu için mi karşı çıkıyor, sosyalist
olduğu için mi, bu karışıyor.
Türkiye solunun yeni vizyonu ne olmalı?
Korkarım artık sosyalizm, proletaryanın ideolojisi şeklinde anlaşılmaktan
çıkmak zorunda. Önemli olan demokraside halkın duyarlılıklarıdır.
Eğer halka sosyal adalet yönünde, barışçı, haksever, demokratik
liberal bir duyarlık kazandırılabilirse sonuçta kimin iktidara geleceği
fark etmez, muhtemelen o ortam içinde bir sol yapılanma ortaya çıkar.
Atatürk de rahatsızdı
"Kemalizm konusuyla solun hesaplaşması" gerektiğini öneriyorsunuz.
Türkiye'de kendilerine sol diyen insanlar Kemalizmle hiçbir zaman
doğru dürüst hesaplaşmadılar. Millileştirmeler, devletçilik sadece
"Kızılelma" koalisyonuna katılanların değil geçmişte komünistlerin
de onayladığı şeyler. Türkiye'de sol araççı terimlerle anlaşılmış.
Belki Marx'ın kendisinden gelen mülkiyet fetişizmi var. Bugün anlaşılıyor
ki önemli olan denetim.
Ayrıca demokrasi, solculuğun ilk şartıdır. Oysa Jakoben yaklaşımda-
ki bunu solcular da benimsemektedir - demokrasi başka şeylerin gerçekleşmesi
uğruna ihmal edilecek bir şeydir. Atatürk'ün her yaptığı doğruydu
yaklaşımı yanlış. Resmi tarih çok tek yönlü. Mesela 1925'te Şeyh
Sait İsyanı bahane edilerek çıkarılan Takrir -i Sükûn Kanunu bir
dönüm noktası. Fethi Okyar, Serbest Fırka dönemini anlatırken şunu
yazıyor: "Mustafa Kemal bana dedi ki: Gençliğim Abdülhamit
baskıcılığına karşı bir isyan hakeketleriyle dolu geçti, bugün bir
yere geldik, gözlerimi kapatsam arkamda bırakacağım bir diktatör
manzarasıdır" Arkamda bırakacağım diktatörlüktür diyor. Atatürk'ün
kendisi de çok rahatsız.
'Kızılelma' karikatür gibi
Solculuk ile ulusalcılığın karışması tarihin cilvesi mi?
Her şey ikinci kez ortaya çıktığında biraz karikatür gibi oluyor.
Türkiye'deki bu son, "Kızılelma" koalisyonu falan işin
karikatürü gibi. Osmanlı'da Yunan, Sırp, Bulgar milliyetçi olduktan
sonra sıra Türklere geliyor. Türkler de milliyetçilik yapacak olsalar
imparatorluğun dağılmasını teşvik edecekler. O zamanki solcular
da çok milliyetçi. Önemli bir faktör de Cumhuriyet Türkiyesi Sovyet
dostu. Kemalist iktidara karşı sert olamıyorlar. Moskova'nın telkini
de o yönde. Sol güçlenemiyor.
Soldan kaçışın temelinde ne vardı?
Demokrasi dediğimiz şey sol için bir ön şart. Osmanlı'da öncelikle
meşruti anayasal zemini gerçekleştirme arzusu gözleniyor. Ancak
o dönemde sol fikrin sahibinin Rusya olarak görülmesi ve son iki
yüz yıldır yapılan her savaşta yenilmiş olarak çıkmaktan duyulan
düşmanlık sosyalist akımların önünü kesti. Bir de Milli Mücadele'ye
karşı olan çevreler Ankara'yı Bolşeviklikle suçlayıp din düşmanı
olduğunu falan söylemeye çalışıyorlardı.
AIHM, MGK gibi düşündü
Şeyh Sait İsyanı deyince Kürt meselesi gündeme geliyor.
Kürtler, Tanzimat'la alışık olmadıkları merkeziyetçi yönetime tabi
kılınmaya çalışıldığı için sorun çıkıyor, Kürt sorunu var ama çözümü
yok. Çözüm genel olmak zorunda, yani Kürt etnisitesinden insanlarla
Kürt olmayanlar birlikte yaşama iradesine sahip olmalılar.
Üst kimlik, alt kimlik... .
Kürt kimliğini açıklamak tedirginlik yaratmamalı. Kürtler K. Irak'ta
petrol gelirlerine de sahip olurlarsa ve Türkiye bu kafada devam
ederse kendi Kürtlerimizi nasıl tutabiliriz? İslam konusu daha karmaşık.
İktidardaki AKP bir İslam demokrat partisi mi? Batılılara sorarsanız
böyle şey olmaz. İslamcı arkadaşların Avrupa'ya bağladıkları ümitler
boşa çıktı. Sanıyorlardı ki insan hakları diye gidince, başörtüsü
sorunu çözülecek. AİHM de, MGK gibi Silahlı Kuvvetler gibi düşünüp
'Müslümanlara daha fazla hak tanımaya gelmez'diyor.
Ordu daha toleranslı
Avrupa'da yükselen İslam karşıtlığına ne diyorsunuz? Hz. Muhammed'in
karikatürleri büyük tepki gördü.
Mesele Peygamber'in karikatürü değil Afganistan ve Irak müdahalesine,
ABD'nin, Avrupa'nın dünya hegemonyasına karşı çıkış yapıyorlar.
Türkiye olarak daha şanslı bir yerdeyiz imparatorluk geleneğinden
ötürü. Türkiye ABD'nin Büyük Ortadoğu projesindeki şekliyle 'ılımlı
İslam' olarak empoze edilemez.
Seçimle gelen, seçimle gitmeli... AKP deneyimi bunu gösterecek.
Gitmeler, gelmekten daha önemli tabii. 28 Şubat süreciyle iktidar
değiştirilmesi demokra-tikleşme yolunda iyi bir örnek değil ama
ordu da son zamanlarda en azından daha toleranslı görünüyor.
Derya Sazak - Mete Tunçay ile söyleşi, Milliyet
27.02.2006
|