Demirel: Nasıl zor bir konudur bu...

 

BAŞLARKEN.

23 Şubat 2006-Perşembe-Saat 11.00
Güniz Sokak-31'in alt katındayız.
"Teypler" açıldı. Biri bizimki.
Diğeri Demirel'inki.
Demirel'in bir mülakat sırasında teyp kullandığını ilk kez görüyoruz.
Teyp aynı zamanda "kamera."
Bizim de teyp kullanma alışkanlığımız yok ama...
Demirel'le "devlet üzerine" konuşurken, sözlerini banda alıyoruz.
"Derin Devlet" ve "TSK-İç Hizmet Kanunu-Madde 35" konuşmaları gibi.

Teypler açıldı ve Demirel söze şöyle başladı:
- Bugün 28 Şubat konuşacağız... Ben kendi senaryom üzerinden gideyim mi?
Süleyman beye "28 Şubat mülakatı önerisini" şubatın başında iletmiştik.
Günlerce hazırlık yapmış.
Masası konu ile ilgili dosyalarla dolu.
Hatta "konuşma planı" bile çıkarmış.

Olay tabii sadece "28 Şubat günü (1997) ne olduğuyla" ilgili değil.
"Din-Devlet ilişkisi" gibi, "Din ve Siyaset" gibi.
"Asker ve Siyaset" gibi.
"Diyanet işleri... İmam Hatipler" gibi.
Demirel bir ara dedi ki:
- Hiç bu kadar zorlanmadım uzun zamandır.
- Neden?
- Nasıl zor bir konudur bu... Ve çok iyi bildiğim bir konudur... Ne kadar yanlış anlamalara müsaittir... Ne kadar itiraza müsaittir.

Demirel aralıksız 2 saat "kendi planı üzerinden gitti."
Bu arada bize "21 belge" verdi.
Yazı dizisinde bazılarını kullanabiliriz.
Sonra sıra bizim sorularımıza geldi.
Ve konuştuk, konuştuk, konuştuk.

28 Şubat'a nasıl gelindi?

28 Şubat öncesine dair "bazı beyanlar." Demirel bu beyanları bize teker teker okudu.
Hepsini buraya almamız imkansız. İçlerinden "bazılarına" yer vereceğiz. Bir kısmı "dönemin siyasetçilerinin söylemleri."
Bir kısmı "bazı yayın organlarında" yayınlananlar.

* Ya İran Müslümanları gibi ayağa kalkacağız ve bu kahpe rejimi ayaklarımızın altına alacağız... Ya da Müslüman bir partiyi iktidara getirip, işi yumuşakça halledeceğiz.

* Çankaya, Ezankaya olana kadar bu savaş sürecek.
* Avrupa'nın, Selanik'in iblislerinin peşinden gitmeyin.
* Dinsiz Cumhuriyeti yıkma yolunda en önde giden Sivas'ın yiğit Müslümanlarına teşekkürü borç biliriz.
* Karar çıkmıştır. İslam'da şiddet yoktur diyen her kim olursa olsun, aynen Kemalist ve işgal yanlısı bir kafirdir. Yaşasın Anadolu halkının şeriat için silahlı mücadelesi.

* Müslüman hem laik, hem Müslüman olamaz... Biz bu laiklikten kurtulmalıyız.
* Rejimin dipten kazınması lazımdır... Bugünkü rejim gitmek istemese de gidecektir... Devletin başındakiler şeriatı kendileri seçmezlerse, bunu halk getirecek... Ve Allah muhafaza o zaman çok kan akacak.

* Türk Silahlı Kuvvetleri Türkiye'yi koruyamaz... Vatan tehlikede... Onun için MGV'leri kurduk.
* Herhangi bir yerdeki asker için kışla neyse, burası (MGV) de o... Burada vatan savunması yapılacak.

* Refah Partisi iktidara gelecek... Adil düzen kurulacak... Sorun ne?.. Geçiş dönemi sert mi olacak, yumuşak mı olacak?.. Kanlı mı olacak, kansız mı olacak?
* Bu vatan bizimdir, bu rejim bizim değildir... Rejim ve Kemalizm başkalarınındır... Türkiye yıkılacak beyler.
* Asker kalkmış diyor ki: PKK'lı olmanıza müsaade ederiz ama, şeriatçı olmanıza asla. Bu kafayla çözemezsiniz. Çözüm isterseniz şeriatçılıktır.

* Ordu 3.500 PKK'lı ile baş edemedi... 6 milyon İslamcıyla nasıl baş edecek? Rüzgara karşı işerlerse, yüzlerine gelir.
* Bizim getireceğimiz düzen demokrasiden de, laiklikten de üstündür... Bizim getireceğimiz düzen dağların zirvesinde yer alırken, demokrasi ve laiklik uçurumların dibinde yer alır.

* Böyleleri size düşerse namazını kıldırmayın... Laik demokratik kafalı insanların namazı kılınmaz.
* Böyle kafirlerin leşlerini omuzlarda taşımayın.

Yazının başında da söyledik "bu dosya" oldukça kabarık.
Biz "özeti de özetleyerek" sunduk.

Cumhuriyet'e, rejime ve orduya sarkıntılık

Demirel "kendi hazırladığı konuşma planı üzerinden" söze başladı:
- İstediğin yerde araya girip, soru sorabilirsin.
- Daha sonra efendim... Önce sizi dinleyelim.
- 28 Şubat bir yerde, literatürümüze girmiş bir olay... Doğru mu?
- Tamam.
- Bu olay çok tartışılmıştır... Tartışılmaya da devam ediyor... Yıllar geçmesine rağmen... 28 Şubat kararları diye bir terim var... Bu da doğru mu?
- Evet.
- 28 Şubat süreci diye bir başka terim daha var.

Demirel:
- İnternette, 28 Şubat kararları ile ilgili 467 yazı var... Süreçle ilgili 748 yazı... Google'a bakınca şunu görüyorsunuz: 28 Şubat'a dair 150 bin civarında yazı.

Süleyman Demirel "olayı" 1995 seçimlerinden itibaren ele aldı:
- 1995 seçimlerinden sonra Türkiye'de daha önce pek rastlanmamış türden tartışmalar var... Bu tartışmalardan Türkiye Cumhuriyeti'ne ve rejimine karşı tehdit anlamı çıkarılıyor.
- Kim çıkarıyor?
- Kurumlar ve halkın bir kesimi... Bilhassa Hizbullah cinayetleri, başı açık olduğu için sokak ortasında vurulan kadınlar, dönemin yetkililerinin yabancı gazete ve dergilere verdikleri beyanlar... Bunlar toplumda bir gerginlik meydana getiriyor.

Demirel:
- Yani bir tarikatlaşma süreci... Bu süreçten huylananlar... Tarikat müritleri ve şeyhleri ortaya çıkıyor... Halkı, masum insanları etkileme gibi durumlar hissediliyor.

Demirel "ve kadrolaşma" diye devam etti:
- Devlette kadrolaşma... Şikayetler var... Şeriat istemleri açıkça dile getiriliyor... Silahlı Kuvvetler'e açıkça meydan okumalar var... Bütün bunlar bir gerginlik doğuruyor.

Demirel dedi ki:
- Biraz daha ileri giderek, bunlardan biraz örnek vermek istiyorum.
Süleyman beyin önünde bir "dosya" var.
İçi "28 Şubat öncesine dair" yazılar, demeçlerle dolu.
Demirel:
- Belki bir kısmını kullanmamak bile lazım... Beyan sahiplerinin ismini özellikle vermiyorum... Bir kısmını ciddiye almamak gerek... Ama beyan, beyandır... Büyük gazete ve TV'lerde yer alıyor... Beyan sahipleri içinde, sorumluluk mevkiindeki insanlar da var.

Demirel "bu beyanları" okuyor.
Başbakan, Bakan, milletvekili, belediye başkanı... Ve daha pek çok kişinin beyanı.
Sonra "dosyayı" bize veriyor.

Demirel:
- Beyanlara baktığın zaman şunu görüyorsun, Cumhuriyet'e sarkıntılık var... Şeriat talepleri var... Orduya sarkıntılık var... Rejime sarkıntılık var... Bunlar yurtta huzur bozucu, gerginlik yaratıcı ortam meydana getiriyor... Bu ortam 1996 yılı sonundan itibaren halkta ve kurumlarda belirgin bir rahatsızlık halini alıyor... Ve işte 28 Şubat 1997 günü toplanan MGK, bu gerginliğin altında yatan olayları araştırıyor... Acaba laik Cumhuriyet bir tehdit ile mi muhatap?.. Bir tehdide mi maruz?.. Ve laik Cumhuriyet acaba bir şeriat ve şeriatçılık talebiyle mi karşı karşıya?


MGK el koymasa asker el koyar mıydı?

Konuşmasının bir yerinde Demirel "28 Şubat kararları Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın işlediğini gösteren kararlardır... Ve devlete el koymadan, devlete yapılabilecek tehditleri ortadan kaldırma ispatlanmıştır" deyince...
Araya girdik:
- 28 Şubat'ta MGK duruma el koymasaydı, asker el koyar mıydı?
- Onu bilemeyiz ki.
- Gerçekten mi?
- Ali (Baransel) hatıralarını yazdı... Orada bir şey var.
- Nedir?
- Kenan Evren, Ali'ye diyor ki: Ordu eğer Türkiye birliğinin veya laikliğin zedelendiği intibaına gelirse, ona bir tedbir alınmadığını da görürse, o zaman devlete el konur... Hiçbir şey dinlemez.

Demirel biraz duruyor. Sonra devam:
- Buradan hareket edin... Herkes buradan hareket etsin.
- Ne demek istiyorsunuz?
- Kimseyi tehdit edecek falan değiliz... Bugüne kadar devlete olan müdahalelerde gerekçe, ülkenin uçurumun kenarına geldiği değil miydi?.. Uçurumun kenarına geldi gerekçesini bu Anayasa garip görmüyor.
- Görmüyor mu?
- Görmüyor zira bunu kaldıracak imkana sahip.
- Biraz açar mısınız?
- Bu Anayasa'yı işletmişiz... Bu Anayasa sayesinde, Türkiye'de sistemin işlemesi sayesinde, bu sıkıntı aşılmıştır.
- 28 Şubat krizi.
- Evet... 28 Şubat, devletin normal bir hukuk devleti, Anayasa devleti, kanun devleti olarak işleyebileceğinin ispatıdır.


Postmodern

28 Şubat nedir, ne değildir? Postmodern darbe midir? Demirel'e sorduk. İşte yanıtı:
- 28 Şubat bir postmodern darbe değil... Darbeden bahsedilebilmesi için hükümete görevin zorla bıraktırılmış olması gerekirdi.
- Ama görevi bıraktı.
- Nasıl bıraktı?.. Hükümet, 28 Şubat'ta, MGK'da alınan kararları kabul etti... Bu kararları hükümete ben bildirdim... Hükümet de icaplarını yerine getirmeye tevessül etti (Girişti).

28 Şubat sürecinde hükümet "görevden ayrılmaya" zorlandı mı, zorlanmadı mı?
Ve "baştaki soruyu" bir daha soralım:
- 28 Şubat bir darbe mi, değil mi?
Demirel:
- Eğer hükümet, 29 Şubat günü istifa etseydi, istifaya mecbur edilmiş denilebilirdi.

Süleyman Demirel:
- Hükümet istifaya ne mecbur edildi, ne de zorlandı... 28 Şubat tarihi ile hükümetin istifa ettiği tarih arasında geçen bir süre var... Arada birkaç ay var... Eğer postmodern bir darbe söz konusu olsaydı, hükümet birkaç ay sonra değil, 28 Şubat'ta istifa ederdi.


Son uyarı

Tarih 23 Şubat 1997 idi. Günlerden pazardı. Ankara'da Gençlerbirliği ile Altay' ın maçı vardı.
Gençlerbirliği Başkanı İlhan Cavcav "basın tribününde oturma, şeref tribününe gel, konuşacaklarımız var" dedi. Şeref tribününe gittik.
Cavcav "ilk sıraya oturmamızı" istedi. Ama "orta sıralarda" tanıdık bir yüz gördük.
"Sivil giyinmiş" bir orgeneraldi: Deniz Kuvvetleri Komutanı Güven Erkaya.
"Gel, yanımda yer var" diye eliyle işaret yapıyordu. Gittik, oturduk.

Hem maç seyrettik, hem konuştuk.
Oramiral Erkaya çok ilginç şeyler anlatıyordu. Not almak istedik.
"Sadece dinle" dedi.
Ve "bu hafta önemli şeyler olacak" diye ekledi.
- Ne gün olacak?
- 28 Şubat'ta.
- 28 Şubat'ta ne var?
- Milli Güvenlik Kurulu.
- Neden önemli şeyler olacak?
- Bekle, görürsün.
- Ayrıntı verseniz?
- İrtica tehlikesi var... İrtica bu ülke için PKK'dan daha tehlikeli... Bunu MGK'da, herkesin önünde söyleyeceğim... Belgeler açıklayacağım.

Erkaya ile o gün ve daha sonra yaptığımız konuşmalardan "kesitler" sunmaya devam edeceğiz.
23 Şubat'ta Ankara 19 Mayıs Stadı'nın şeref tribününde Org. Erkaya ile konuştuktan sonra gazeteye döndük.
"Durumdan" gazete üst yönetimini haberdar ettik.
Sonra da Cumhurbaşkanı'nı aradık:
- Efendim, asker rahatsız mı?

Askerin rahatsızlığının "tırmandığı" ve 28 Şubat'ın "kapıya dayandığı" hafta, Cumhurbaşkanı Demirel "hükümeti" uyarıyordu.
Hem Başbakan Erbakan'ı. Hem de yardımcısını. Eğer hükümet
"o son haftanın uyarılarını" dinleseydi, 28 Şubat'ın tarihi çok daha farklı yazılabilirdi.
"Uyarıları" da anlatacağız.

Yavuz Donat - Süleyman Demirel ile söyleşi, Sabah
27.02.2006