|
- Son dönemde kadın intiharları arttı. 'Cezalar ağırlaştı, namus
cinayetlerinde yöntem değiştiriliyor. Cinayetin adı da intihar oluyor'
şüphesini yaratıyor bu
- Ülkemizde ensest var ve yaygın. Bizim toplumumuzda da, her eğitim
düzeyinde, her etnik kökende, her sosyal ve ekonomik grupta ensest
var
- Kadına evde uygulanan şiddet sadece dayak demek değil ki? Psikolojik
şiddet, ekonomik şiddet, fiziksel şiddet ve cinsel şiddet gibi şekilleri
var bu şiddetin
NEDEN? Jülide Aral
Son dönemlerde kadın intiharlarında , özellikle Güneydoğu'da bir
artış yaşanıyor. Bu kadınlar niye ölüyor, neden ölüyor pek anlaşılmıyor.
Bu ülkede kadınların büyük bir baskı altında kaldıklarını, kendilerine
şiddet uygulandığını biliyoruz. Çok uzun yıllar bu şiddet, cinayetlerle
sonuçlanıyordu. Cezaların artırılmasıyla son zamanlarda cinayetlerde
azalma olmasına karşılık, kadın intiharlarında kuşkulu bir yükseliş
ortaya çıktı. Büyük şehirlerin merkezlerinde tam hissedilmese de,
21'inci yüzyılın başında ülkemizde kadın hâlâ ailenin ve erkeğin
her sözüne itaat etmesi gereken bir köle gibi değerlendiriliyor.
Bu korkunç baskıya en küçük bir biçimde buna itiraz ettiğinde de
dayaktan cinayete kadar çeşitli biçimlerde cezalandırılıyor. Bu
cinayetlerin adı da 'töre' ya da 'namus' cinayeti oluyor. Bir cinayeti
'namusluluk' olarak görmenin, o ülkenin namus ve ahlak anlayışının
tuhaflığını ortaya koyduğu da bir başka gerçek tabii. Kadına yönelik
şiddet üzerine çalışan, KA-MER'in namus cinayetlerini önleme projesinde
yer alan psikolog Jülide Aral'la, kadınlara uygulanan şiddetin biçimlerini
ve nedenlerini konuştuk. Bu konuyu konuştukça, 'ensest' gibi ürkütücü
gerçeklerin de içinde bulunduğu bir karanlığın hâlâ yaşandığını
gördük.
Avrupa Birliği'nin baskısıyla biz nihayet 'töre cinayetlerinin'
cezalarını hafifletmekten vazgeçtik. Yeni yasa çıkardık. Bu yeni
yasadan sonra töre cinayetlerinden bir azalma oldu mu?
Yeni yasanın, töre cinayetlerini caydıracağı kesin. Çünkü yeni yasayla
artık hem cinayeti işleyene hem de azmettirene ceza veriliyor. Ayrıca
cezalar da ağırlaştırıldı. Ama son dönemde kadın intiharları arttı.
İntiharlardaki artış, 'Cezalar ağırlaştırıldı ve namus cinayetlerinde
yöntem mi değiştirildi' şüphesini yaratıyor. Töre ya da namus cinayetinin
adı artık 'intihar' mı oluyor ya da kadınlar öldürülmek yerine intihar
etmeye mi zorlanıyor? 'İntihara mı dönüştü bu iş' sorusunu sorduruyor.
Kadına yönelik şiddeti ve namus cinayetlerini araştıran biri olarak
bu sorulara cevabınız ne oluyor?
Namus kisvesi altında işlenen bu cinayetlerle intiharlar arasında
şöyle bir bağlantı var. Dünyadaki intiharlara bakıldığında, araştırmalar,
kadın intiharlarıyla erkek intiharları arasında bir fark olduğunu
ortaya koyuyor. Erkekler kesin sonuç veren silahlar ve araçlarla
intihar ederken, kadınların intiharda kullandıkları araç ve denedikleri
yol ölümle sonuçlanmayabiliyor ve kadınların intiharı daha çok girişim
olarak kalabiliyor. Yani erkeklerinki daha çok intihar oluyor, kadınlarınki
de intihar girişimi oluyor. Ama Türkiye'de Doğu ve Güneydoğu'da
durum böyle değil.
Nasıl peki?
Sonuca giden kadın intiharları bunlar. O zaman da kadın bir şekilde
öldürülüp, cinayete intihar süsü mü veriliyor diye ciddi bir soru
ortaya çıkıyor. Mesela geçmişte haberi gazetelerde de çıkmıştı.
Kocası hapiste olan bir kadın Sason'da intihar etti diye yayımlanmıştı
bu haber. Cumhuriyet savcısı biraz araştırdı ve kadının öldürüldüğü
ortaya çıktı. Böyle çok örnek yaşanıyor olabilir şimdi. Ayrıca kadınlar
intihara mı zorlanıyor diye ciddi bir şüphe de var.
Kadın, intihara nasıl zorlanıyor?
Kadına büyük bir şiddet uygulanıyor. Burnu, kulağı kesiliyor...
Kadını bağlayıp ahıra koyuyorlar, yemek ve su vermiyorlar, önüne
sadece zehir koyuyorlar. 'Buradan çıkışın yok. Buradan ölmeden çıkmayacaksın'
diyorlar. Kadının kimseye sesini duyurması, yardım alması mümkün
değil. Şimdi sorarım size. Böyle ölen bir kadın intihar mı etmiştir
yoksa öldürülmüş müdür? Yaşanan olay intihar mı, yoksa cinayet mi?
Biz, intiharların, kadınlara dayatılan bir yöntem olduğunu düşünüyoruz.
Töre cinayetlerinin 'namus cinayeti' olduğunu biliyoruz. Peki 'namus'
ne bu insanlar için?
Namusun algılanışı üzerine yapılmış bir araştırma var. Diyarbakır
Dicle Üniversitesi'nde psikiyatri profesörü Aytekin Sır, bu araştırmayı
KA-MER'in 'Namus kisvesi altında işlenen cinayetlerle mücadele projesi'
için yaptı. Namus nedir diye sorulduğunda, erkeklerin yüzde 33'ü,
'Karım, bacım, annem, ailemdir' diyor. Yüzde 18.4, 'dinin emrettiğidir'
diyor. Geri kalan da, 'erkeğin şerefi ve haysiyetidir', 'kadınların
iffetidir', 'kadınların toplumsal kurallara itaatidir', 'kadının
erkeğe itaatidir', 'kadınların cinselliği ve bekâretidir' diyor.
Peki siz çalışmalarınız sırasında, insanın kendi öz kızını öldürmesinin
'namussuzluk' olabileceğine dair herhangi bir kuşku taşıyan bir
insana rastladınız mı?
Hayır rastlamadım.
Biz yolsuzluğu, hırsızlığı, rüşveti, faili meçhul cinayeti bol
bir ülkeyiz. Dinler de bunları yasaklar üstelik. İnsanların bu fiillerin
hiç birini namus meselesi yapmayıp sadece kadını namus ölçüsü olarak
görmelerini nasıl açıklamalıyız?
Bu bir iktidar sorunudur. Zaten namus nedir sorusuna verilen cevaplarda
da açıkça görüyorsunuz. 'Namus, kadının toplumsal kurallara ve erkeğe
itaatidir' deniyor. Bu iktidar ilişkisinde kadın kendini yok sayıyor,
erkeğe boyun eğiyor. Toplumun yarısını oluşturan kadınlar, namus
kisvesi altında bastırılıyor, hayatın içinde görünmez kılınıyor
ve böylece erkeğin ev dahil her alanda iktidarını kurması sağlanıyor.
Namus kavramının neredeyse sadece kadına indirgenmesi, diğer birçok
ahlaksızlığı 'namussuzluk' sınıfından çıkarmak gibi bir sahtekârlığı
içinde taşımıyor mu?
Tabii ki taşıyor. Önce şunu söylemeliyiz. Bu cinayetlerin adı 'namus
cinayeti' olamaz. Çünkü namus cinayeti dediğinizde, sanki bu cinayetleri
olumlamış oluyorsunuz. Bunlar töre ya da namus cinayeti falan değil.
Bunlar, kadının erkeğe itaatini sağlamak için aile üyeleri tarafından
sistematik olarak işlenen organize cinayetlerdir. Bu cinayetler
en çok Doğu, Güneydoğu ve Karadeniz'de işleniyor. Son araştırmalarda,
Karadeniz Bölgesi de namus cinayetlerinde önde çıktı.
Cinayet nedenleri neler? Neleri 'namusa' aykırı buluyor katiller?
Cinnet geçirdim, gözüm döndü, palayı kaptım ve öldürdüm türü cinayetler
değil bunlar. Bunlar tümüyle planlı cinayetler. Önce kadın hakkında
dedikodu çıkıyor. Dedikodunun çıkmasından kadının öldürülmesine
kadar yaklaşık üç, beş aylık bir süre geçiyor. Mesela bir olayda,
ailenin erkeklerinden biri KA-MER'e ulaştı. 'Bir kadın var. Bu kadın,
aile içinde yargılanmaya başladı. Bu cinayeti önleyebilir misiniz'
dedi. KA-MER o aile üstünde etkin olabilecek mekanizmaları harekete
geçirdi.
Peki kadın hangi nedenden ötürü aile içinde yargılanıyor? Katiller
neleri 'namusa' aykırı buluyor?
Kadınlar daha çok erkeğe itaatle ilgili konularda öldürülüyor. Mesela
Doğu'da bir kız habersiz sinemaya gitti diye öldürüldü. Zaten bir
genç kadının ya da kızın öldürülmesi için bir olayın olması gerekmiyor.
Öldürülmesi için hakkında bir dedikodunun çıkması yeterli. Diyelim
ki bir askerle bakıştı diye laf çıktı ve bu laf üzerinden büyüyen
bir dedikodu kadının cezalandırılması, öldürülmesi için bir sebep
oluyor. Prof. Aytekin Sır'ın yaptığı araştırmada namussuzluğun ne
olduğu soruluyor. 'Zina yapması ve bekâretini kaybetmesi' gibi tanımların
yanı sıra, 'Namussuzluk, kadının dedikoduya sebep olacak davranışlar
sergilemesidir', 'dilinin uzun olmasıdır' gibi tanımlar da yapılıyor.
Nitekim bu ülkede bir genç kız radyo programından şarkı istedi diye
abisi tarafından 'Senin gizli bir sevdiğin mi var' diye öldürüldü.
Çünkü genç kız itaatsizlik yaptı. Erkeklerin koyduğu kuralların
dışına çıktı.
Ailesinin istemediği bir erkeğe kaçan genç kızı öldürdükleri gibi,
ırzına geçilen kızları da öldürüyorlar. Bunu niye yapıyorlar peki?
Tecavüze uğrayan kız, buna kendisi yol açtı, izin verdi ve tecavüzü
hak etti gibi düşünülüyor. Bir de bazen ensesti örtmek için de bunu
yapıyorlar. Aile içindeki tecavüzü örtmek için öldürülen kızlar
olduğunu düşünüyorum.
Ensest... Aile içi cinsel ilişki... Sözü edilmeyen bir tabumuz
bu bizim. Bu konuda sağlıklı bilgiye sahip miyiz biz?
Ensesti konuşmak bizde bir tabudur. Bizim toplumumuzda ensest yok
denir. Oysa ensest her toplumda var. Bizim toplumumuzda da var.
Her eğitim seviyesinde, her etnik kökende, her ekonomik düzeyde,
her sosyal grupta, ülkede her bölgede ensest var. Bu konu dünyada
da zaten üzerine yeni gidilen, yirmi yıldır rahat konuşulan bir
konu. Bizim ülkemizde çok yeni konuşulmaya başladı. Fakat insanlar
bu konuda öyle dolular ki... TRT 1'de bir kadın programına katılmıştım,
canlı yayında bir ara ensest konusu da açıldı. İsmini vermeden o
kadar çok kadın aradı ki, telefonlar kilitlendi. Şaşırdım. İnsanların
bir yarası bu. Ensest konusuna dokunulduğu zaman insanlar feryat
ediyorlar.
Ensest yaygın mı?
Bizim ülkemizde ensest var ve bu yaygın. Ensestin yaygın olarak
yaşandığını kadın programlarında da gördük zaten. Bu programların
nasıl formatlandığı ve uygulandığı tartışılır ama, bu programlar
kadınlara konuşmaları için bir pencere açtılar. Kadınlar biz bunları
yaşıyoruz dediler. Bu programları kaldırmak, kadınların yaşadıkları
sorunların üstünü örtmeye çalışmaktır.
Cinayetlere dönersek... Bir insanı öldürmek zordur. Hele insanın
kendi kızını öldürmesi ya da öldürülmesini istemesi çok daha zordur.
Bütün dünyada en büyük acı olarak 'evlat acısı' gösterilir. Bunlar
çocuklarını nasıl öldürüyorlar? Üstelik de buna karşı çıkan pek
görülmüyor. Evlat sevgisinin çok kuvvetli olmadığı bir toplum muyuz?
Evlat sevgisi, bir annenin, babanın evladını koşulsuz sevmesi ve
kabul etmesidir. Burada ise koşul var. 'Benim koyduğum sınırlar
içinde durduğun takdirde seni kabul ederim, yoksa seni yok ederim'
diyorsun. Çünkü karşındakini farklı bir birey olarak görmüyorsun,
bireyselleşmesine, kendini var etmesine izin vermiyorsun.
Kendi çocuklarını öldürenlerin hoş görülebildiği bir toplum biraz
sevgisiz bir toplum mu acaba?
Şiddeti içselleştirmiş bir toplum bu. Türkiye'de aile içi şiddet
çok yaygın.
Aile içi şiddet, karıkocanın mahremiyetidir bizde. Bu şiddete karışamazsınız.
Şiddet mahremiyetin bir parçası olarak kabul edildiğinde ne oluyor?
Toplumun yarısını oluşturan kadınların yüzde 90'ı bir biçimde şiddete
maruz kalıyor. Şiddet sadece dayak demek değil ki. Psikolojik şiddet,
ekonomik şiddet, cinsel şiddet ve fiziksel şiddet gibi türlü şekilleri
var şiddetin. Kadın bunlardan hepsine ya da bazılarına maruz kalıyor.
Ensest de, cinsel şiddetlerden biridir.
Sanırım namus cinayetlerinin en korkunç yanlarından biri de annelerin
bu cinayete onay vermesi. Anneler bunu nasıl onaylıyor?
Onay veriyor çünkü anneler de bu toplumun ürünü. Erkeğin değerlerini,
namus kavramını içselleştirmişler, hiçbir şeyi sorgulamamışlar,
erkeğe itaat etmişler, bu sistemi sürdürmüşler ve bu sayede de hayatta
kalmışlar. G.Doğu'da 'kadının bıyığının çıkması' diye bir laf var.
Kadınlar bir noktadan sonra cinselliklerini ve üretkenliklerini
yitirdiklerinde, erkekleşiyor gibi algılanıyor ve ailede 'koca kadın'
diye kabul görüyorlar. Eve gelinler geliyor ve onların da ailede
hükmettikleri bir alan oluyor.
Niye bu toplum genç kızlarına, kadınlarına düşmanca davranıyor?
Aile içi şiddet, iktidar ve güç meselesiyle bağlantılıdır. Hiçbir
iktidar sahibi sahip olduğu alanı kolayca bırakmaz. 'Ben seni korkuturum,
sindiririm, ezerim. Seni ancak, sınırlarını ve kurallarını benim
belirlediğim bir alanda var ederim' şablonudur bu. Aile içi şiddet
sadece bizim toplumumuzda yok.
Amerika, Fransa, Almanya gibi dünyanın ileri ülkelerinde de kadına
yönelik yoğun bir şiddet var. Mesela Hollanda'da devlet bir araştırma
yaptı. Beklenti, aile içi şiddetin göçmenlerde çok yaygın olduğu,
Hollandalılarda az olduğu yönündeydi. Ama araştırma, Hollandalı
ailelerin yüzde 84'ünde kadına şiddet uygulandığını ortaya koydu.
Töre cinayetlerinin bir de ekonomisi var. Ailesinin kendisini başlık
parasına satmasına karşı çıkan ve kaçan her kız aynı zamanda bir
para kaybına da sebep oluyor. Bu para kaybının cinayetlerdeki rolü
ne?
Mutlaka vardır. Tecavüze uğrayan kızı neden öldürüyorlar sorusunun
bir cevabı da bu zaten. Kızın, bir anlamda 'bozulduğu' düşünülüyor.
Aile içi şiddet, baskı, birçok kadını özellikle G. Doğu'da intihara
sürüklüyor. Toplum, genç kızların baskıdan kurtulmasını destekliyor
mu? Yoksa toplum olarak biz, genç kızlara ve kadınlara baskı yapılması
gerektiğine mi inanıyoruz?
Baskı yapılması gerektiğine inanıyoruz. Kadının kontrol altına alınması
gerektiğini düşünüyoruz.
Baskıdan ve şiddetten kurtulmak isteyen genç kızlara ve kadınlara
sahip çıkan kurumlar var mı?
KA-MER 20'ye yakın ilde örgütlendi. Namus cinayetine kurban olacak
kadınlara ulaşılıyor. Üç yılda 82 kadının hayatı kurtarıldı. Geçen
sene namus cinayetlerini önlemeyle ilgili bir kampanya yürüttük.
Mardin ve Diyarbakır'daki bütün camilerin kapılarına ilk kez afişler
asıldı. Bu çok önemliydi.
Camilere kadınları öldürmeyin diye afişler asılması niye önemliydi?
Dinler zaten insanların öldürülmesini yasaklamaz mı?
Ama şöyle bir şey var. Bugüne kadar öldürülen her genç kızın ve
kadının hikâyesinin arkasında ya camideki imamdan, ya mahalledeki
hocadan ya da şeyhten ve toplumda kabul görmüş bir dini kişilikten
alınmış bir fetva, bir izin var. Bu yüzden afişlerin camilere asılması
çok önemliydi. Ayrıca geçen martta Kadınlar Günü nedeniyle Diyanet
de camilerde 'kadınlara yönelik şiddetin dinimizde yeri yoktur.
Bu, cahiliye döneminden kalan uygulamadır' diye cuma hutbesi okuttu.
Dünyadaki gelişmiş ülkelerle gelişmemiş ülkelere baktığımızda en
temel farkın kadına davranış biçimi olduğunu görüyoruz. Kadını ezen
toplumlar fakir kalıyor. Ya da fakirler kadını eziyor. Bu iki varsayımdan
hangisi doğru?
Kadını ezen toplumlar fakir kalıyor. Çünkü bu toplumlar kadının
enerjisinden yararlanmıyor. Toplumun yarısı yok sayılıyor ve kendine
uygulanan şiddeti kontrol etmekle uğraşıyor. Hayatı böyle geçiyor.
Bu ağır bir şey.
Kadınsız gelişme olmuyor. Türkiye bu gerçeği ne zaman algılar?
Bu toplum, kadınların gücü paylaşmasına izin vermiyor. Afganistan'da
kadın milletvekili kotası yüzde 25 iken ve meclisteki kadın milletvekili
oranı yüzde 20'yken, bizde bu oran yüzde 5 civarında. Şu anda Türk
erkeği Afgan erkeğinin gerisine düşmüş durumda.
Neşe Düzel - Jülide Aral ile söyleşi, Radikal
06.03.2006
|