| |
Birkaç ay sonra Genelkurmay Başkanlığı koltuğuna oturması beklenen
bir kuvvet komutanının adı geçmese ve o komutanla ilgili spekülasyonlar
aylar boyu yükselen bir yoğunlukla alttan alta gündemi işgal eder
hale gelmeseydi, Van Cumhuriyet Savcısı'nın Şemdinli olaylarıyla
ilgili iddianamesi aynı heyecanı uyandırır mıydı?
Uyandırmalıydı. Bu sebeple, iddianamede alenen ad vererek bir kuvvet
komutanını suçlamak yerine, keşke daha çok olaylara ışık tutacak
unsurlar üzerinde yoğunlaşsaydı Cumhuriyet Savcısı. Bir kitabevine
bomba atılması ve çevreye dehşet saçılması noktasına nasıl gelindiğini
öğrenmek, eğer varsa yasadışı çeteleşme sürecinden haberdar edilmek,
emin olun, bu olaylara kimlerin katıldığı, emir ve tâlimatların
kimden/nereden geldiği ayrıntısından çok daha önemlidir... Sürece
konulacak doğru teşhis, sorumluları kendiliğinden ortaya çıkarır
zaten.
Türkiye'de büyük bir dönüşüm yaşanıyor. Daha demokratik, hak ve
özgürlüklere daha saygılı ve daha şeffaf bir ülke haline dönüşüyoruz.
Siyaset buna göre yeniden biçimleniyor; ticaret de öyle... Bürokraside
hafif bir direniş görülmüyor değil, ancak devlet sistemi de herhalde
çok geçmeden yeni duruma ayak uyduracak. Yargının kurumsal olarak
değişime ayak sürüdüğü eleştirileri yaygın olsa da, bu, gerçeği
tam yansıtmıyor; yargı da yasama alanında meydana gelen değişikliklere
uyum sağlama çabasında...
Böyle bir ortamda dikkatlerin 'askerler' üzerinde yoğunlaşması da
doğal. Türkiye'de yaşanan değişim ve dönüşüm, Türk Silâhlı Kuvvetleri'nin
(TSK) sistem içerisindeki varlığını zorlamıyor, tersine daha işlevsel
bir ordu yapısını kaçınılmaz kılıyor... Daha çağdaş ve tehditlere
cevap vermeye her zamankinden daha hazır hale geliyor TSK. Cumhuriyet
ve demokrasi ile eşit mesafede ülke savunması görevinin sahipliğini
üstleniyor...
TSK'nın yeni döneme ayak uydurma kararlılığı bu dönemin en önemli
özelliklerinden saymamız gereken 'saydamlık' ve 'hesaba çekilebilirlik'
konularında kendini belli ediyor zaten. Daha önce kendi denetimini
kendi yapan bir kurumdu TSK; şimdilerde kısmî de olsa Sayıştay denetimi
başladı. 'Hesaba çekilebilirlik' ilkesi ise, eski bir kuvvet komutanını
yolsuzluktan yargılayıp mahkum edecek titizlikte uygulandı; daha
dün bir korgenerali yargıladı TSK...
Yeniden yapılanan her sistemde süreç içerisinde kontrol dışı gelişmeler
yaşanabilir. Van savcısının iddianamesini öyle bir gelişme olarak
görmek mümkün. Bütün aksine iddialara rağmen, savcının siyasî bir
yönlendirmeyle hareket etmediği de anlaşılıyor. Bu durumda, son
gelişme, 'demokratik bir hukuk devleti'nde, bağımsız yargının, sürece
katkısı sayılabilir.
Bu noktada hazırlıksız yakalanan medya oldu. 'Bağımsız yargı' ideali
uğruna bugüne kadar göze alınanlar, AB perspektifi içerisinde halkın
sergilediği değişim arzusu, sorunların çözümü için kurumların üstlerine
düşen görevi hiç yüksünmeden üstlenmesi, Van savcısının hiçbir 'tabu'
tanımayan iddianamesine hepimizi hazırlamalıydı. Oysa, işte gördünüz,
son gelişmeyi, varolmayan ilişkilerden hareketle hükümet ile TSK
arasında hayalî bir kavganın sonucu olarak gören ve öyle göstermek
isteyen haberler okuduk, yorumlar dinledik. Medya, maalesef, bu
dönemeçte de sınıfta kaldı.
Ülkemizin her bölgesinde daha demokratik, hak ve özgürlüklere daha
saygılı bir yönetim isteğimizde samimi değil miydik yoksa? Yıllar
ve yıllar boyu dile getirdiğimiz, hiçbir güçten korkmayarak yalnızca
vicdanlarının sesini dinleyen yargı mensupları beklentimiz, 'çabalama
kaptan ben gidemem' türü içi boş bir hayal miydi?
Bundan böyle herkese düşen, serinkanlılığı koruyarak, sürece katkıda
bulunmaktır.
Fehmi Koru, Yeni Şafak
08.03.2006
|